0 Beğen
Kaydet

Burak Aksak röportajı

Kendine has bir dili olan, absürtlükte sınır tanımayan televizyonda görmeye çok da alışık olmadığımız bir türden olan 'Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak Aksak ile konuştuk.

Leyla ile Mecnun absürtlüğüyle öne çıkan ve çok takdir toplayan bir dizi. Böylesine bir senaryo oluşturmak için ilk fikir aklına nasıl düştü?
İnsanın hayatında bazen her şey ters gitmeye başlar ve bir çıkmazın içinde hisseder kendini. Böyle hissettiğim bir anda, hayatımla ilgili kimi kararlar vermem gerekiyordu. Ve ‘bir yol göstericim olsa da, bana nasıl kararlar almam gerektiğini o söylese’ gibi şeyler düşünmeye başlamıştım. Hayatımızda bir yol gösterici olsa, her şey daha mı kolay olurdu diye düşünürken, Aksakallı Dede figürü belirdi kafamda. Sonrası da işte bu yol göstericiyi takip etti diyebiliriz.

Senaryoyu yazdıktan sonra bunun yapım şirketine, yönetmen Onur Ünlü’ye ulaşması süreci nasıl gerçekleşti?
Çok hızlı gerçekleşti o süreç. Zaten uzasaydı, üstüne düşmezdim. Hafif tembel ve çabuk pes eden biriyimdir. Bu iş mutlaka olmadı demedim hiçbir zaman. Hayatta olması gereken her şey bir şekilde oluyor. Birkaç arkadaşım okumuştu senaryoyu ve onlar benden daha çok istekli gibiydiler. Onların o enerjisiydi sanırım beni gaza getiren. Sonrasında Onur Ünlü’ye ulaştı senaryo ve onunla beraber girdik maceranın içine.

Sinema hayatına nasıl girdi? Bu işin eğitimini almamışsın, hatta şu an Açıköğretim’de kamu yönetimi okuyorsun. Kendini sinema konusunda nasıl eğittin?
Sinema benim için, küçüklüğümde yastık ve minderlerden yaptığım evin içinde yaşamak gibi gelir. Kendinize ait başka bir dünya yaratıp, onun içinde yaşamak. Bir derdin varsa, onu anlatmaya çalışırsın. Bunun dışında da bir önemi yoktur benim adıma. Kendimi eğitme konusundaysa, kısa filmler çekerek, okuyup-araştırarak, deneyip-yanılarak diyebilirim. Hâlâ da aynı şeyleri yaparak öğrenmeye çalışıyorum.

‘Leyla ile Mecnun’un senaryosunu oldukça sıkıntılı bir dönemde yazdığını söyledin. Yaratıcılığın bu gibi dönemlerde körüklendiği genellemesine katılır mısın? Sen de genelde üzüntülü dönemlerde mi daha iyi işler çıkarıyorsun?
Yaratıcılığın formülü nedir bilemem ama sıkıntılı dönemlerimde yazdığım şeyler daha çok içime siniyor benim. Çünkü o sıkıntıyı anlatmaya çalışıyorsunuz. Ama bunu direk yapamazsınız, yazdığınız metnin aralarına sıkıştırıyorsunuz çoğu zaman. Çünkü çok net bir gerçek var ki; sizin sıkıntınız, kimsenin umurunda değildir. Bir de öyle dönemlerde daha hızlı yazabiliyorum. Onu da gördüm.

Nasıl bir ortamda ve nasıl bir programla yazıyorsun? Yazım sürecinde masandan neler eksik olmuyor?
İlk sezonu Samatya’daki evimde yazıyordum. Artık neredeyse çöp-ev haline gelmişti orası. Tek bir odanın içinde, yazıp, yiyip, uyuyordum. Şimdiyse çatı katındayım. Daha düzenli ve daha ferah bir yer. İkisinin arasında pek bir fark yok. ‘Mekân yazdırıyor’ gibi bir numarası yok yani bu işin. Bildiğimiz Word kullanıyorum. Öyle otomatik bir şablon da kullanmıyorum. Bittikten sonra, kendim düzenliyorum her şeyi. Hatta ilk bölümlerde deftere yazıp, sonra Word’e geçiyordum. Fakat o kadar uzun bir zamanımız yok. Aceleden dolayı yapamıyorum artık onu. Ama yine de hâlâ kalem ve kağıda inanıyorum. Tüm gün ve gecem yazmakla geçebiliyor bazen. Daha çok geceleri diyebiliriz. Kahve ve sigara hiç eksik olmaz masadan.

‘Leyla ile Mecnun’ patladıktan sonra hayatın nasıl değişti? Hem maddi anlamda hem de sosyal anlamda.
Her şeyden önce maddi anlamda rahatlamış oldum. Normalde fazlasıyla asosyal bir insandım, şimdi -mecburiyetten de olsa- insanlarla daha fazla görüşür, konuşur oldum. Abartılı bir değişiklik durumu yok ama. Az buçuk yine aynı hayatı yaşıyorum.

Bir bölümün senaryosu ortalama ne kadar sürede ortaya çıkıyor? Süreç nasıl oluyor bir bölümün senaryosunu oluştururken?
Öncelikle Onur abi, hikâyecimiz Hamza abi, kimi zaman yapımcımız Funda abla ve ben bir araya geliriz. Ve bölüm toplantısı yaparız. Bu işin en nefret ettiğim tarafıdır. Hiç sevmem toplantıları. Zaten orada konuşulanlar sizde bir şeyler uyandırır ama eve geldiğinizde bambaşka bir hikâye çakar beyninizde. Sonra oturur onu yazmaya başlarsınız. Biz de bu toplantıları daha geyik yapma havasında sürdürmeye çalışıyoruz. Öbür türlü çok fazla işmiş gibi geliyor bize ve sıkılıyoruz.

Kısa film çekmişliğin de var bildiğim kadarıyla. Henüz 25 yaşındasın, önünde daha çok yol var ama kendini en iyi senaryo yazarak ifade ettiğini düşünmeye başladın mı? Bundan sonra senarist olarak mı devam etmek istersin yoksa yönetmen koltuğuna oturmak veya sinemanın başka alanlarıyla ilgilenmek gibi ideallerin de var mı?
Uzun vadeli ve büyük planlar yapmadım şimdiye kadar. Hali hazırda bir film senaryom var. O da çok kişisel meselelerden çıkan bir hikâye. Bir an evvel onu çekmek istiyorum. Bazen de ufak öyküler yazıyorum. O şekilde de kendimi ifade edebildiğimi düşünüyorum. Yazmaya bir şekilde devam edeceğim, onu bırakamıyorsunuz. Dizi bittiğinde yeni bir diziye başlar mıyım onu bilemiyorum. En azından bir süre dizi senaryosu yazmak istemem. Belki işte param bitene kadar yazmam. Sonra bir yol göstericinin daha çıkmasını beklerim.

Twitter’da dizinin gelecek bölümleriyle ilgili spoiler verdiğini duyduk. Twitter’dan gelen izleyici yorumlarını dikkate alıyor musun? Yorumlardan yola çıkarak senaryoda ufak da olsa değişikliklere gittiğin oldu mu hiç?
Sosyal medyadaki yorumları takip etmeye çalışıyorum. Ama bazen iki ya da üç bölüm önden gidebiliyoruz. Yani hikâyede çok da değişiklik yapabilecek imkânım olmuyor.

Senaryosunu “ben yazsaydım” dediğin bir film oldu mu hiç bugüne kadar?
Sadece yazsaydım değil, “keşke ben çekmiş olsaydım” dediğim türde filmler var, evet. Mesela Mike Leigh filmleri böyledir. Her filminde o hissi yaşabilirim. Ya da Coen Biraderler. Bu tür adamlar sayesinde sinemaya olan imanımız tazeleniyor.

Yorumlar

0 comments