Nasa: A Human Adventure

Etkinlikler , Fuarlar
0 Beğen
Kaydet
Nasa: A Human Adventure

Felix Baumgartner stratosferden atladı geçenlerde. Hepimiz ağzı açık ekrana bakakaldık. Tüm olayı ortaokul fizik bilgisiyle yorumlayıp burun kıvırmaya çalışanlar olmadı mı, oldu. Ama birileri uzaya uzandığında yerde kalanların canı sıkılıyor. Bakınız: “Ay’a gidebilecek teknolojimiz varsa, neden son 40 yıldır hiç gidilmiyor?” diyerek Neil Armstrong’un kendisi için küçük, insanlık için büyük o ilk adımı asla atmadığını iddia eden komplo teorisyenleri. Misyon tamamlandı dostum, hem artık yakıt çok pahalı.

Sovyetler, 1957’nin Ekim ayında insan yapımı ilk uydu Sputnik 1’i Dünya yörüngesine yolladı. Bir ay sonra Laika isimli talihsiz köpek, uzaya giden (fakat geri dönmeyen) ilk canlı olarak tarihe adını yazdırdı. Ocak 1958’de birkaç ay önceki Vanguard fiyaskosunun ardından Amerika, Explorer adlı ilk uydusunu uzaya göndererek Ruslar’a geriden de olsa yetişti. Zaten uzay seyahatinin tarihi, komünist blok çökene dek, Sovyet Rusya ve Amerika arasındaki soğuk savaşın nişaneleri olarak yazıldı. Amerika, şempanze Ham’i 1961’de uzaya gönderdi, Sovyetler aynı yıl ilk insanı, Yuri Gagarin’i Dünya sınırlarının ötesine uğurlayarak okkalı bir cevap verdi. (Neyse ki Ham de Gagarin de sağsalim yeryüzüne döndü.) Gagarin’den sadece 23 gün sonra astronot Alan B. Shepard, uzaya giden ilk Amerikalı oldu, buruk bir sevinçle tabii.
 

Uzaya yolculuğun tarihini incelemenin, bizi sarıp sarmalayan bir gizemi keşfetme yönündeki merakımız ötesinde böyle de bir yönü var. Rekabet her zaman satıyor. Rus cenahında yaşanan travmatik olayların ardından (uzay çalışmalarının babası Sergei Korolyov’un zamansız ölümü, SSCB’nin dağılması…) kozmonotlar çaptan düşse de, “Kozmonatlar mı döver, astronotlar mı?” sorusu gündemden düşmedi.

 

Bu ezeli rekabetin ve 50 yılı aşan feza tutkumuzun detaylı röntgenini çeken bir sergi var şehirde. ‘NASA: A Human Adventure’ insanoğlunun yüzlerce yıl önce başlayan uzay hayalinin nasıl adım adım gerçekliğe yaklaştığını, nasıl gerçekleştiğini ve nasıl bir geleceğe uzandığını güzelce anlatıyor. Uzay seyahatinin öncülerini tek tek selamlayarak başlıyoruz gezmeye. NASA koleksiyonundan, bir şekilde yolu uzayla kesişmişobje ve araçlar (en azından replikaları) ve çağın havasını yansıtan görselliği sağlayan sunumlar sergi bünyesindeki altı galeriyi doldurmuş. Görecekleriniz arasında uzaya çıkan ilk uydu olan Sputnik’in orijinal kopyası, astronotların uzay yiyecekleri ve kozmonotların uzaya götürdükleri votka, özel uzay kıyafetleri, yaşam destek üniteleri, Ay ve uzay araçları, uzaya gidip gelmişonlarca obje, yani kısaca insanoğlunun uzay aşkı uğruna verdiği çabaların en somut halleri bulunuyor. 2003’te Columbia uzay mekiğinin motoruna kaçarak yeryüzüne inişine 16 dakika parçalanmasına neden olduğu düşünülen yalıtım malzemesinin kopyası, bu felakette hayatını kaybeden yedi astronotun fotoğraflarını gördükten sonra iç burkuyor. Neil Armstrong’un Ay’a seyahatinden enstantaneler de unutulmamışelbette. Uzay yolculuğunun ve ay macerasının Amerika’da nasıl bir fenomene dönüştüğünü dönemin estetiğinden de anlıyoruz. Time ve Life dergilerinin kapaklarından çocukların oyuncaklarına dek her şeye uzay sinmiş. Bir uzay mekiğinin kokpitini yakından görmenin verdiği his ise son nokta sanıyorsunuz ama bitmiyor. Uzaya fırlatma anını, yerçekiminden çıkışı ve geri dönüşü astronotlarınkine nazaran düşük bir ölçekte yaşatan G-2 simülasyon cihazı serginin çıkışında, sıkı bir deneyim. Midenize güveniyorsanız es geçmeyin.

İnsanoğlunun fezayla imtihanına az da olsa ilgi duyan herkes ‘NASA: A Human Adventure’ sergisini görmeli. Bu bizim uzayla en yakın temasımız olabilir.