Sen Şarkılarını Söyle

Film
  • 5 5 yıldız üzerinden
1 Beğen
Kaydet
Sen Şarkılarını Söyle

Coen Kardeşler’in bizi zaman makinesine atıp 60’lara götürdüğü karanlık mı karanlık ‘Inside Llewyn Davis’ini çok farklı şekillerde tanımlamak mümkün. Dönemin müzik camiasına atılmış “eğri” bir bakış mı dersiniz, yoksa popüler kültür tarihinin çok da uzak olmayan spesifik bir zaman-mekânına hürmette kusur etmeyen bir yolculuk mu? Ya da şöyle mi desek: 1961’de Manhattan’da yaşayan, hayata tutunmakta zorlanan bir folk şarkıcımız var ve o dönemde yıldızı parlayacak olan bir başka ismin, Bob Dylan’ın aksine, onun işleri hiç de rast gitmiyor. ‘Inside Llewyn Davis’, bu tutunamama öyküsüne dair melankolik ama aynı zamanda ziyadesiyle komik bir riff gibi. Hadi tanımı biraz daha genişletelim. Bu filme sanatçı olmanın absürtlüğüne dair bir aşk mektubu desek yanlış olur mu? Hatta, daha da ileri gidip, bizzat Bob Dylan’ın hafif çarpıtılmış, üstü örtülmüş bir portresini izlediğimizi bile söyleyebiliriz. Todd Haynes’in Dylan biyografisi ‘I’m Not There / Beni Orada Arama’da (2007) olduğu gibi burada da alışıldık müzik “biopic”lerinden epey sapılmış olduğu aşikâr. Dylan’ın ruhu filmin her yerine sinmiş durumda; sanki, biraz daha dikkatli bakarsak, filmde doğrudan Dylan’ın kendisini bulmamız bile olası.

‘Inside Llewyn Davis’i nasıl tarif ederseniz edin, bir şey muhakkak, o da filmin çok özel olduğu. Sanki Bob Dylan’ın 1963 tarihli albümü ‘The Freewheelin’in kapağı kanlı canlı bir şekilde karşımıza geçmiş; albüm kapağının kirli paslı sokakları, karlı fonu ve solgun renkleri hayat bulmuş. Coenler’in filmi, folk müzisyeni olan kurmaca karakter Llewyn Davis’in (Oscar Isaac) hayatından birkaç günlük, hadi bilemediniz birkaç haftalık bir kesit sunuyor bize. Coenler’in dediğine bakılırsa, filmi o yıllarda müzik sahnesinde varolmaya çalışan Dave Van Ronk’un anılarından serbest bir şekilde uyarlamışlar.

 

Davis artık neredeyse kolunu kaldıracak hali olmayan, yaralı bir beatnik. Yaşamı, daha önceki yıllarda yer aldığı iki kişilik bir grubun getirdiği uçucu başarının ardından paramparça olmuş. Davis’in tek istediği, inandığı, yalın ve samimi bir folk müzik üreterek yaşamını sürdürebilmek. Ne var ki müzik endüstrisi ona pek de şefkat göstermiyor ve Davis’in yapımcılardan kapabildiği tek iş, onun inandığı samimi folk müzikten uzak, dile kolay dolanan, oynak bir parçayı kalabalık bir ekibin içinde çalmak oluyor.

Davis kasabadaki Gaslight Café’de çalıyor (ki burada The Clancy Brothers ve Peter, Paul &?Mary fazla gizlenmeden doğrudan kendilerini oynuyor ve çok iyi bilinen folk şarkılarını dillendiriyor). Davis’in ona karşı epey öfkeli olan eski bir sevgilisiyle (Carey Mulligan’ın canlandırdığı, sahnede dünyalar tatlısı olan, sahneden dışarı adımını attığındaysa tavrı limon gibi ekşiyen karakter) diken üstünde giden bir ilişkisi var. Davis, uyumak için kıvrıldığı arkadaş kanepeleri, barlar ve müzik dünyasının kodamanlarının ofisleri arasında mekik dokurken, bizi de unutulmaz yan karakterlerin yer aldığı bir yolculuğa eşlik ettiriyor.

 

Bu yan karakterler arasında kimler mi var? Davis’in menajerinin yaşı geçkince, küstah sekreteri; biraz saldırganca, hazırcevap bir kız kardeş ve üst sınıf bir akademisyen çiftin sürekli aşağı mahallede kaybolmayı başaran sarman kedisi. Davis sonrasında Chicago’ya doğru seyahate çıkmaktan da geri durmuyor ve eski güzel günlerini geride bırakmış, habis bir cazcı (John Goodman) ve direksiyon başındaki ağzını bıçak açmayan adamla birlikte tanımadığı bir arabanın içinde yol alıyor. Coenler’in yarattığı, parlak renklerden kaçınan, renk paleti kahverengi, siyah ve griden ötesine nadiren geçen dünya burada da devam ediyor. O dönemde geçirilen değişimi neredeyse hiç hissetmiyorsunuz. Sanki birileri, 60’ların tüm değişimiyle başladığını film ekibine söylemeyi unutmuş gibi.

Coenler bu kez ‘A Serious Man / Ciddi Bir Adam’ın (2009) daha ufak çaplı bir versiyonuyla, hem garip hem kasvetli hem de eğlenceli bir filmle karşımıza çıkıyorlar.  Üstelik ‘Inside Llewyn Davis’ de, seçtiği karakterler, bu karakterlerin tavırları ve dilleriyle, neredeyse ‘A Serious Man’ kadar bir “Yahudi filmi” geleneğinden besleniyor. Coenler’in müziği filmin kalbine yerleştirmeleri yine onların bir başka filmini,  ‘O Brother, Where Art Thou? / Nerdesin Be Birader?’i (2000) akla getiriyor elbette. Davis’in Gaslight Café’de söylediği ‘Fare Thee Well’ gibi meşhur folk şarkıları da filmin gücünü perçinliyor.

 

Coenler başkarakterleri Davis’i hafiften makaraya alırlarken (Davis’in egosu bitmek bilmeyen iğnelemeleri rahatlıkla hazmediyor) folk müzik sahnesine de ucundan köşesinden dokunduruyorlar. Yine de şunu söylemek lazım, filmin halet-i ruhiyesi genel olarak şefkatli ve ılık, hatta yer yer sürreale doğru bile kayıyor (Davis’in arkadaşlarının kaldığı kapıları dip dibe olan dar apartmanları hatırlayın). Filmin nostaljiyle olan ilişkisi de, sinemanın kolaya kaçıp görmek istediği “müzikal devrim” tadında bir abartıdan ve çarpıtmadan hayli uzak. Film, merkezindeki karakter Davis’e bolca sempati duysa da, onun nahoş ve bencil halleri onu hemen sevilebilecek türde biri olmaktan çıkarıyor. Filmin başında ve sonunda Davis’in sokak arasında dayak yediğini görünce (aynı sahne tekrarlanıyor) onun için üzülüyoruz, ama bir yandan da biliyoruz ki, o sopayı biraz hak etti. Coenler bize, müzik tarihine, tarihî gerçeklere ayak uydurma derdi olmayan, melankolik, bazen fazlasıyla zalim ama çoklukla neşeli bir bakış atıyorlar. Bu, belki de bizi hakikate “gerçek olaylardan” daha çok yaklaştıracak türden, “ya şöyle olsaydı” türünden bir tasavvur.

 

Yayınlandı:

Sürüm detayları

Yayın tarihi: 10 Ocak 2014
Süre: 105 dk

Oyuncular ve ekip

Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen
Senaryo: Ethan Coen, Joel Coen
Oyuncular: Carey Mulligan
Garrett Hedlund
Justin Timberlake
John Goodman
Oscar Isaac
Adam Driver