İstanbul’u sevmek için 50 neden

Dünya birkaç yıldır gözünü dikmiş, İstanbul'da olan bitene bakıyor. Bu esnada şehrin gerçek sahipleri İstanbul hakkında ne hissediyor? Çetrefili, kalabalığı, gürültüsüyle sevdiğimiz İstanbul'a ilan-ı aşk sebeplerinden 50'sini belirledik.
Advertising

Aslında konuyu oluştururken farkettik ki ‘İstanbul’dan neden nefret ediyoruz?’ sorusuna daha çeşitli ve ağız dolusu cevabımız var. Köprü geçişleri iki saati aştığında, İstiklal Caddesi’nde yürürken Emek Sineması’nı düşünüp çirkin AVM inşaatlarını gördüğümüzde, Tarlabaşı’nın kimlere peşkeş çekildiğini duyduğumuzda, galeri önünde şişeli, taşlı bir saldırıya maruz kaldığımızda; 21. yüzyılın ulaşım harikası, milyon avroluk kıymetlimiz metrobüs arızalandığında bu şehirden nefret etmek çok kolay. Ama resmi olarak kış mevsimine adımımızı atar ve bir yılı daha devirmeye hazırlanırken bu şehri bizim için nelerin yaşanır kıldığını hatırlamak istedik. İşte gönül telimizi titretenlerin listesi.

 

1) İMÇ’de gezerken 5533’e rastlamak
Şimdi ülke piyanist-şantör/fantezi popçu istiap haddini bu denli aşmışken insanın İMÇ’ye neden yolu düşer? Perde, kumaş, yatak örtüsü gibi ev dekorasyonu için gerekli, manifaturacıların elinden çıkma bilumum kumaşı burada uygun fiyatlara bulmak mümkün. Beşinci blokta pırlantalı, dantelli perdeler arasında yürürken bir video enstalasyonuna rastlamak size nerede olduğunuzu şaşırtabilir. Nancy Atakan ve Volkan Aslan’ın bağımsız sanat mekânı 5533, 2008’den beri faaliyetlerini İMÇ’de yürütmekle kalmıyor, Kurye Video’nun video arşivine de ev sahipliği yapıyor.

2) Pandeli’de yemek
Eminönü çarşılarına yabancı, özellikle de genç ve dişi misafir götürmek mangal gibi yürek veya kulak tıkacı gerektiriyor. Yanınızdakiler Fas usulü renkli cam lambaları dakikalarca inceleyip elma çayında (neden, anlamak mümkün değil) karar kıldıkça sizin de içiniz kıyılıyor. İyisi mi Kapalıçarşı’da kısa bir turdan sonra hemen rotayı Mısır Çarşısı’nın girişindeki Pandeli’ye çevirin. Pandeli’nin bol beğendili inciği ve masmavi çinili duvarlarının oluşturduğu zaman tüneli her seferinde hem size hem misafirlerinize iyi geliyor.

3) Galatasaray Kartal Sokak
Kartal Sokak denince pek bir şey ifade etmeyebilir ama müdavimi bol mekân jeneratörü bu sokak İstiklal Caddesi’nin mevsim türlüsüne leziz bir alternatif. Galatasaray Lisesi’nin yanındaki koltukları kilimli sokak nargilecisi sizi yanıltmasın; içerilere doğru ilerledikçe sokağın havası değişiyor. Sanatçısı, sepetçisiyle günün her saati dolu olan Urban Kafe, yanında yeni açılan burgerci Şebeke ve tabii ki üst katındaki Dogzstar’la şehrin en konsantre noktalarından biri bu sokak.

4) Bağımsız kitapçılar
Kapıdan girenlere reklam panoları ve elektronik oyuncaklarla pusu kurmayan kitapçıları özleyenlerdenseniz İstanbul hâlâ birkaç bağımsız kitapçısına yaşam şansı sunuyor. İstiklal Caddesi’ndeki Robinson Crusoe ve Pandora, sahaflığıyla ünlü Simurg, Bağdat Caddesi’ndeki kendi halinde Gergedan Kitabevi, Nişantaşı Reasürans Pasajı’ndaki Patika kitap kokusunu içinize çekebileceğiniz mekânlardan. Fakat en derin İstanbul hissini veren kitapçı, vitrinindeki eski haritalar ve karpostallarıyla Denizler Kitabevi. Hafta sonu düzenlediği kitap ve efemera müzayedelerinde İstanbul aşıkları kapışıyor.

5) İstanbul 2010
Mahya tasarımı yarışmasının birincisi kim olmuş duydunuz mu? Yok, biz de duymadık. İstanbul 2010, şehrin dört yanında yüzyıllardır çürümeye mahkum edilmiş camileri restore etmenin yanında bir de Sophie Calle, Antoni Muntadas ve Peter Kogler gibi önemli sanatçları konuk etme işini iyi kıvırdı bize sorarsanız. Calle, Muntadas ve Kogler, ‘İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ projesi altında yerli çağdaş sanatçılarla atölye çalışmaları gerçekleştirip buraya özel işler yaptılar. Basın bülteninde bu işlerin şehrin kendi çağdaş sanat koleksiyonunun bir parçası olacağı söyleniyor ancak bu koleksiyonun ne olduğunu bilene henüz rastlamadık.

6) Organik pazarlar
Yıllarca süt tozu, hamburger, kola, hazır kahve, hormonlu çilekle beslenen bünyelerimize şimdi de ambalajında ‘organik’ etiketi olan bir şeyler verilmeye çalışılıyor. Sağlıklı beslenmek istiyorsanız markete değil, pazara buyurun. Buğday Derneği’nin katkılarıyla 2006’dan beri Feriköy’de düzenlenen organik pazar geçtiğimiz yıl Kartal’a da uzandı. Şimdi her cumartesi Anadolu yakası sakinleri de civar köylerde yetişen sebze, meyve ve üretilen süt ürünlerini taze taze kapışmaya Kartal’a gidiyor. Yıllardır duyduğumuz ‘hinterland’ımızla tanışma fırsatını kaçırmayın.

7) Şişhane
İstanbul’u anlatan nefis bir örnek: Osmanlı belediye teşkilatının pilot bölgesi olan Beyoğlu’na, Paris’in seçkin semti 6eme Arrondissement’dan esinle 6. Daire adı verilmiş. Şimdi bu ilk (ama altıncı) belediye binasının etrafında Asmalımescit’in boğucu kalabalığından uzak, yeni İstanbul mekânları var. Bird, Miss Pizza, Paristanbul, Big Chefs, Que Tal... İster arabanızı valeye verip paparazzilere yakalanmaya çalışın, ister Sarkuysan Binası’na karşı şarap içip sohbet edin; Şişhane’de herkes için taze bir şeyler var.

8) Hamamlar
Tarihi mirasımızın farkına varmak için 16. yüzyıl stili dioramalı fetih müzesi açmak yerine varolan zenginliği yenilemek daha iyi bir fikir değil mi? Neyse ki böyle düşünen birkaç girişimci son yıllarda hamamlara el attılar da bu keyfi yeniden keşfettik. Annenizin, anneannenizin söylediklerine kulak asmayın: Artık hamam denince, sıcaklığı, soğukluğu, manikür-pedikür hizmeti, jakuzisi, soyunma odaları, dinlenme alanları, saunalarıyla en lüks spaya taş çıkartan yerler aklımıza geliyor. Hamama sadece fildamından süzülen ışığa karşı köpük masajı yaptırırken bir anda gelen ‘İyi ki bu kültürün bir parçasıyım’ hissi için bile gidilir.

 

 

9) Karaköy 
Bazen bilmediğiniz bir şehrin arka sokaklarında gezinip kaybolmayı, hiç beklemezken karşınıza çıkan bir restoranda nefis lezzetler keşfetmeyi özlediğiniz oluyor mu? Sizi Atatürk Havalimanı Dış Hatlar’a değil, Karaköy’e alalım. Mutenalaştıra mutenalaştıra Taksim’den denize kadar inen hareketin son odak noktasında bu yaz bir Starbucks şubesi belirdi bile. Karaköy ve Liman Lokantaları zaten vardı, son katılımcı Didem Şenol’un Lokanta Maya’sı oldu. Menü her gün değişiyor ama örnek isterseniz tavuk ciğeri pate ve ayva marmeladı, mezgit pilaki ve salatalıklı rakı kokteyli testten geçmiş lezzetler.

Kemankeş Caddesi 35-A, Karaköy  (0212) 252 68 84
Pazartesi-çarşamba 11.30-17.30, perşembe-cumartesi 11.30-23.00’e kadar açık.

10) Ali Muhiddin Hacı Bekir
Ağzımızı tatlandıran akideler, lokumlar bu müze-dükkândan geliyor. Susamlı, tarçınlı akide, güllü, fıstıklı lokum, badem ezmesi en bilinenler. Bir gün de cesaretinizi toplayıp saray sofralarının demirhindi şerbetini deneyin.

Hamidiye Caddesi 81, Bahçekapı  (0212)  522 85 43

11) İnci Profiterol
Eski İstiklal Caddesi’nden geriye kalan nadir unsurlardan biri. Profiterolünün tadını bozduğunu söyler dururlar ama 30 yaş üzeri birinin gidip de beğenmeden çıktığı görülmedi. Vitrinindeki eski tip İnci yazısının fontundan anlaşılacağı üzere, etraftaki tüm cafcaflı modernleşmeye zerre kadar prim vermemesi umut verici. Fakat ne yazık ki, Emek Sineması’yla birlikte Serkildoryan Binası’nı yutan AVM canavarı her an İnci Profiterol’ü de tatlı niyetine mideye indirebilir.

12) Galata Kulesi
Bazı yerlerin kaynayan bir turist kazanı olması o yerin güzelliğinden zerre kaybettirmez. Galata Kulesi ve civarı, özellikle hafta içi buraları gezme lüksü olanlar için, bu yerlerden biri. Tünel Meydanı’ndan Yüksek Kaldırım’a doğru inerken her seferinde Orhan Veli aklınıza gelir, önünüzdeki eskicinin tezgâhında bir gramofon görürsünüz ve bu köşeden kuleyi tüm heybetiyle gördüğünüzde bu şehre mecburen bir kere daha aşık olursunuz. Galata Kulesi’ne çıkacaksanız bol şans; sıra hafta içi öğleden sonraları daha kısa oluyor.

13) Milk Gallery& Design Store
Tünel Meydanı’ndan Kule’ye inerken solda, kendini belli etmeyen bir çıkmaz sokağın dibinde açıldı Milk. Fark edilmedi sanmayın, kapısına portfolyo bırakanı bol. Şehrin tasarıma adanmış ilk mekânı olarak başka yerde bulunmayan vinil oyuncaklar, edisyonlar, posterler, tasarım ayakkabılar satıyor; hem yerli hem yabancı, hem bildik hem bilmedik isimlerin işlerini görmemizi sağlıyor. Bu ay genç sokak sanatçısı Merve Morkoç’un ‘Netame Hanım ve Kumpanyası’ sergisini görmek için Balkon Çıkmazı’na dalın.

Şahkulu Mahallesi Balkon Çıkmazı 8/A, Galata  (0212) 251 57 97

14) İstanbul Sailing Academy 
Yüzmeyi Boğaz’da öğrendiğini söyleyen amcalardan ortalıkta tek tük kaldı. Onların soyu tükenmeden biz de İstanbul’un denizlerinden faydalanabilecek miyiz diye düşünüyorsanız İstanbul Sailing Academy’nin yelken kursları size göre. Kalamış’ın korunaklı koyunda yelkene başlamak oldukça kolay. İlerlettikçe Adalar’a gidip mehtaba dalmak (evet gece etkinlikleri var!) veya yarışlara katılmak gibi İstanbul rüyaları da gerçekleştirilebiliyor.

Münir Nurettin Selçuk Caddesi 26/1, Kalamış  (0216) 449 95 60
www.istsailing.com

15) Sedef Adası
Yalnızca mutlu bir azınlığın varlığını bildiği ve deneyimlediği bir yerken Zazie’nin sahipleri tarafından keşfedilip popülerleştirildi. Neyse ki İDO sefer sayılarını sınırlı tutuyor da Sedef Adası, bazı Prens Adaları’nın yaşadığı izdihamı yaşamıyor. Yoksa bu lavanta kokulu ada nefis havası, temiz denizi ve TOİST Yeme-İçme Ödüllü Port Sedef’iyle her İstanbullunun pazar gezmesi destinasyonu olabilecek kadar çekici.

1 No’lu Sokak 1, Sedef Adası (0534) 617 60 48
www.portsedef.com

16) Çingene Vapuru
Politik doğruculuğa yakışmadığının farkındayız fakat Boğaz’da seyrüsefer ederken tüm iskelelerden yolcu alan vapurların yerel halk dilindeki adı bu. Şimdi Eminönü’nden ta Anadolu Kavağı’na giderken Kuzguncuk, Beylerbeyi, Ortaköy, Beşiktaş, Kanlıca ve Paşabahçe’de yani her yerde duran bir sefer var ki yakalayana aşkolsun. Bizim tavsiyemiz seyrek de olsa daha başa çıkılır olan İstinye-Çengelköy Ring Hattı. Bir buçuk saatte Rumeli Hisarı’nı ve tüm güzel yalıları görüp biraz da Boğaz havası almak için Bebek’ten binin, Kanlıca’da yoğurt yemek için inin. Çay içerken bir sonraki vapuru kaçırmayın, sonra çok beklersiniz.

17) Apik İşkembe
Arabalı dürüm ve kokoreççilerin AB’ye uyum sürecinde güme gitmesi, İstanbul’un gece yemeği çeşitliliğine sekte vurmuştu ama Apik İşkembe 1947’den beri Dolapdere’ye uzanacak takati olanları ayıltıp evlerine yolluyor, bir nevi kamu hizmetinde bulunuyor. Apik’te şehrin en lezzetli şırdanını, tuzlamasını, işkembe, kelle-paçasını içtikten sonra gelen hesabı görüp ayılmayacak birini tanımıyoruz.

Dereboyu Caddesi 79, Dolapdere  (0212) 250 48 04

18) Sabırtaşı İçli Köfte
Halil Altındere’nin birkaç yıl önce Kazım Taşkent’in cephesine koyduğu Pala Şair’den sonra İstiklal Caddesi’nin en bilinen figürlerinden biriydi, karbeyaz önlüğüyle küçük tezgâhının arkasında oturup içli köftesini satan Ali Usta. Tefecilere olan borcunu ödemek için yola tezgâh açan, geçen sene kaybettiğimiz Maraşlı Ali Topçuoğlu’nunki İstanbul’a özgü bir başarı hikâyesi. Oteller ve basın tarafından keşfedilince düze çıkan ustanın kebapları, Maraş usulü haşlanmış içli köftesinin yanı sıra mantısı da ağızlara layık. Hiç tatmadıysanız yolda yakaladığınızda atıştırın ama bizce Sabırtaşı’na bir uğrayıp İstiklal’e tepeden bakma şansını da yakalayın.

İstiklal Caddesi 112 Kat 5 (Yapı Kredi Bankası karşısı), Galatasaray  (0212) 251 94 23
www.sabirtasi.com.tr

19) Harun’s Paradise
İstanbul’da yaşayan herkesin kaosa müthiş bir toleransı var. Bunu en çok Harun’s Paradise gibi şehrin resmi sınırları içinde, fakat merkezden epey dışarıda bir cennette hissediyorsunuz. Tuzla’daki Harun’s Paradise, sizden önce uzun zaman başkalarının yaşamış olduğu hissini veren, zamanın durduğu bir yer. Minicik plajı, kiralanabilen birbirinden ilginç odaları, yaratıcı yemekleriyle büyüleyen LilBitz yaz şubesi, çimlerin üzerine atılmış şezlongları ve serbestçe dolaşan köpekleriyle İstanbul’da farklı bir yaşamın sizden 30 dakika kadar uzakta mümkün olduğunun bir kanıtı.

Cafer Bey Sokak 12, Mercan (0216) 395 17 47
www.harunsparadise.com

20) Fıccın
Galatasaray-Galata hattında çalışanların hayatını kurtaran bir sokak arası lokantası. Aslında tüm sokak arası artık Fıccın’ın masalarıyla dolu; uygun fiyatlı ev yemekleri her öğlen civardakileri buraya çektiği için etraftaki tüm dükkânları almışlar. Osetyalı sahibinin etli ekmeğe benzeyen fıccınının yanı sıra tüm zeytinyağlı yemekler ve çorbalar burada pek leziz olur.

Kallavi Sokak 13/1, Beyoğlu  (0212) 293 37 86

21) Kaymakçı Pando
Beşiktaş’ta eski bir balıkçı dekorunda sabah kahvaltısı yapmanın keyfini anlamak için Pando Dede’yle tanışmak lazım. Biraz suratsız ve huysuz olabilir ama manda sütünden yaptığı kaymağın tadı için çekilir. Bal-kaymak, sucuklu yumurta, peynir, zeytin, domates; ne isterseniz bu küçücük dükkânda hazırlayıp önünüze koyuyorlar. Derma çatma göründüğüne bakmayın, her hangi bir cumartesi günü kapıda sıra olması kuvvetle muhtemel.Balıkçılar Çarşısı, Mumcu Bakkal Sokak 5, Beşiktaş.  (0212) 258 26 16

22) Cihangir Mobilyacısı
Eski ve köklü bir şehirde yaşamanın en güzel yanlarından biri eskicilerin hiç boş kalmaması. Babaannenizden kalan vişne çürüğü berjer koltuğu elden geçirtmek veya üzeri mermer kaplı, kuğu ayaklı bir sehpa aradığınızı itiraf etmek için en iyi adres Cihangir Mobilyacısı. Farklı dönemlerden etkilenilmiş özgün tasarımların yanı sıra istediğiniz tasarımı kişiselleştirme olanağına da sahipsiniz.

Defterdar Yokuşu 50-A, Cihangir  (0212) 292 19 11

23) Bebek Kahve
Kalabalık, pahalı, konforsuz başka bir yere bu kadar çok gitmek mümkün mü? Sürekli bağırarak konuşan servis elemanları, yazın sıcağı, kışın ayaklardan aldığınız soğuğu da cabası. 70’li yıllardan beri Bebek’in ve İstanbul’un en popüler mekânlarından olan Bebek Kahve’yi tam da bu yüzden seviyoruz; tavır sahibi. Son birkaç senedir denize doğru iyice ilerleyen Kahve’nin tadı, yıllardır görmediğiniz eski bir dostla karşılaşma ihtimalinizde saklı.

24) Masumiyet Müzesi
Türk edebiyatının ‘Kayıp Zamanın İzinde’si, bonus track’iyle geldi: Orhan Pamuk, ilk aşk romanında anlattığı saplantılı koleksiyon tutkusunu deneyimlemek ve paylaşmak için Çukurcuma’da bir müze yarattı. Hem Kemal’in uçsuz bucaksız basiretsizliğinde (romantikler için: ‘aşkında’) daralırken Füsun’un kaybettiği küpesi, Meltem Gazozu şişesi, Jenny Colon çanta neye benziyor diye Google’a davrananlara hem de küçük kişisel müze meraklılarına hitap edecek enteresan bir çalışma. 2011 Baharı’nda açılmasını merakla bekliyoruz.

 

 

25) Bankalar Caddesi
İstanbul’un güzel binalarına sahip olan ve bizim olan her güzel şey gibi eskimeye terkedilen eski zamanın prestijli caddesi. Caddenin başlangıcındaki Sabancı Üniversitesi’nin binası, eski Osmanlı şimdiki Garanti Bankası’nın sanat etkinlikleri de düzenlenen kütüphanesi, Kuledibi’ne çıkışı kolaylaştıran Kamondo Merdivenleri, Beral Madra’nın ünlü galerisi BM Suma’nın yeni hali Sumahan, bir ara sokakta iki Amerikalı sanatçının açtığı Artist Residency Caravanserai ve son olarak da bu kış sonunda açılması merakla beklenen Garanti Platform Sanat Merkezi. Zamanın finans merkezi, çok yakında İstanbul’un çağdaş sanat merkezi olup çıkacak.

26) Belgrad Ormanı
Park anlayışımız, kaydırak ve iki salıncak, bir de köpeğinizin bile sıkılacağı 10 metrekarelik yoluk otlu toprak parçasından menkul olduğu için şehirde nefes alacak alanlar açmayı bırakmışız. Belgrad Ormanı’nı da tümden haritadan silip yerine villa, residence ve AVM yapmadan önce yeniden keşfetmenizi tavsiye ederiz. Doğru zamanda gitmezseniz bebekken emdiğiniz sütü burnunuzdan getirecek olan trafikle birlikte bol çıstaklı müziklerin eşlik ettiği akla ve çevreye zararlı mangal keyfinden kaçışınız yok. Fakat hafta sonu sabahın erken saatlerinde veya hafta içi giderseniz orman tüm ihtişamıyla sizin! Altı kilometrelik yürüyüş parkurunda hırs yapıp koşuya girişmeyin, kenarda köşede saklanmış banklardan birine kurulup kokuyu içinize çekin. Evet, bu mangal değil, yabani ot kokusu.

27) Baja 
Şehirde iyi guacomole bulmak Film Ekimi’nin iyi filmlerine bilet bulmaktan bulmaktan kesinlikle daha zor. Baja; salsa, guacomole, burrito gibi kelimeleri ağzından düşürmeyenler için bir vaha. Çukurcuma’nın ruhuna uygun olarak olarak döşenmiş, eklektik ve mütevazı bir restoran. Özel çekim kıymadan yapılan köftesiyle burger ve guacomole’li bonfilede de epey iddialılar. Uygun fiyatlı mojito ve margaritalarıysa Asmalımescit’ten Cihangir’e giderken Baja’ya uğramanın başlıca sebepleri.

Ağahamam Sokak 29, Çukurcuma  (0212) 252 34 28

28) Zeckié
Zekiye Koçarslan, ‘Zeckié' markasını dört yıl önce yarattığında köşeli yüzük nedir görmemiştik; şimdi herkesin elinde... Adını şehrin bir elin parmaklarını geçmeyen özgün tasarımcıları arasında sayabileceğimiz Zekiye, altın ve gümüşü değerli taşlarla yorumlayarak günlük hayatta rahatlıkla kullanabileceğiniz zarif tasarımlar yapıyor. Çukurcuma’daki şirin dükkânı epey müdavim edinmişti; şimdiyse Nişantaşı Ihlamur Yolu’nda yeni hayranlar edinmekle meşgul.

Ihlamur Yolu Değer Apt. 16/C, Nişantaşı
www.zeckie.com

29) Çiya Sofrası
Antepli bir yemek aşığının, Mustafa Dağdeviren’in alternatif kebapçı olarak tasarladığı Çiya, kentin yeme-içme kültürüne müthiş katkıları olan bir mekân. Sevenlerinin bolluğu, aynı sokak içinde iki şube daha açmasından belli. Dağdeviren’in unutulmak üzere olan veya hiç bilmeyen tariflere göre, bizzat köylere giderek aldığı taze sebze ve etlerle pişirdiği yemekleri bu sene The New Yorker’a da konu oldu. Her gün değişen menüsündeki kestaneli bozbaş, pazı borani, oruk kebabı, zahter salatası, sumak şerbeti gibi lezzetleri tatmak için gitmeli.

Caferağa Mahallesi Güneşlibahçe Sokak 43, Kadıköy (0216) 330 31 90

30) Balık-Ekmek
Uyum sürecinde yasaklandığında sahil hattında çalışan gençlerin bütçelerini patlatan, dört tarafı denizle çevrili şehrimizin başlıca besin kaynağı. Eskiden kokusuyla arabanızı park edebildiğiniz her yerde kayıklardan alabildiğiniz balık-ekmek, şimdilerde ancak şehirli-şık bazı lokantalarda üç misli fiyatına veya Eminönü, Kadıköy İskelesi veya Galata Köprüsü’ndeki ruhsuz ızgaralardan tedarik edilebiliyor. Etrafı buram buram kokutan tekneleri özlüyoruz ama tadı hâlâ nefis.

31) Tophane Art Walk
Sanatın karşısına raconla çıkan cahillere inat Tophane Art Walk! ‘Şehirli’nin ‘mahalleli’ye karşı mücadelesinde farklılıkların yeşermesine ve yaşamasına destek vermek için her ayın bir pazar günü oradayız. Sergiledikleri işlerle yalnızca keseyi doldurmayı değil, sorunları da yansıtmayı amaçlayan bu mekânlarında şimdi her zamankinden çok yanında olmak gerekiyor. Pi Artworks, Galeri Apel, Outlet, Elipsis Gallery, Non, Rodeo, Depo ve Daire Sanat’ın kapılarının ne zaman açılacağını öğrenmek için takipte kalın.

32) Horhor Çarşısı
Eski bir şehirde yaşıyor olmanın artısı bit pazarına meraklıları için sürekli nur yağması. Fatih-Aksaray arasındaki bu düzayak mahallenin antikacıları Kuledibi’nden sürülüp 200 küsür dükkânlık Horhor işhanına yerleştirilmişler. Parfüm şişesinden el yazmasına çok farklı fiyat aralıklarında ürünler var burada. Ayrıca Horhor’un nam salmış ustaları, eskilerinizi elden geçirebildikleri gibi, size Osmanlı tarzı birçok eşyanın birebir kopyasını da üretebiliyor. Eski İstanbul’dan geriye kalanlardan bir parça edinebilmek için en iyi yer.

Horhor Caddesi Kırk Tulumba Sokak 13, Fatih

33) Boyacıköy
İstanbul’da olduğunuzu hissedeceğiniz keşfedilmemiş bir yer: Boyacıköy. Reşitpaşa’nın gecekondularıyla Emirgan’ın yalıları arasına gizlenmiş nefis bir mahalle. Bir anda karşınıza çıkan paket taşlı yokuşlar, mermer bir çeşme ve sahipli-sahipsiz ahşap konaklar, eski bir şehrin korunmuş izlerini taşıyor. Keşfedilmemiş dememiz boşuna değil; henüz bir kafe-restoran tabelasına rastlanmıyor ama sokaklarında dolaştıktan sonra Emirgan Çınaraltı Kahvesi’ne inmek beş dakika.

34) Süreyya Operası
Kültür Başkenti hikâyesinin ironisi, iki opera binasından büyüğü kapatılmış bir şehirde geçiyor olması. Neyse ki Kadıköy Belediyesi birkaç yıl önce, sahnesinde opera yerine Hollywood filmleri izlenebilen Süreyya Operası’nı restore etti. Kısıtlı koşullarda da olsa şehrin opera ve bale izleyicisini aç bırakmayan şık ve bakımlı bir salon Süreyya Operası. Konservatuvar öğrencilerinin ücretsiz konserleri İstanbul’un her yanından klasik müzik severleri fuayeye topluyor.

Bahariye Caddesi 29, Kadıköy
www.sureyyaoperasi.org

35) Büyük Londra Oteli
Tepebaşı’ndaki Büyük Londra Oteli, lüks histerisine kendine kaptırmamış, eski kıta zarafetine sahip nadir otellerden biri. 1892’de Levanten Galvani Ailesi tarafından Orient Express’in yolcularını ağırlamak amacıyla yapılan otel bugün de turistler kadar Osmanlı başkentinin o zamanki havasını solumak isteyen İstanbulluların da ilgisini çekiyor. Havalar güzel olduğunda, Haliç manzarasına bakan mütevazı terasında mojito; kar yağarken papağanlardan gramofonlara garip binbir türlü antika ve eski eşya arasında kahve içmek bir dönem filminde olduğunuz hissini yaratabilir.

36) Kumkapı
Kumkapı’ya karşı 90’lı yıllarda acayip bir medya komedisine dönüşen bir cinayet neticesinde oluşan önyargınızı hemen silin. Rakı-balık taraftarlarının şiddetle savunduğu bu neşeli meyhane semti, yalnızca turist kafilelerinin istila ettiği bir yer değil. Kanuna karışan akordeon sesi, sokak şarkıcıları, meyhaneden meyhaneye gezen Roman saz heyetiyle Kumkapı, Nevizade’den sıkılmış gerçek meyhaneseverleri kendine çekiyor. Müdavim olmanız için tek yapmanız gereken Kör Agop’un balık çorbasını ve lakerdasını tatmak.

37) Serdar-ı Ekrem Sokak
Birkaç mevsim içinde Beyrut’tan Floransa’ya dönen, acayip hızlı bir mutenalaştırma hikâyesinin mekânı Serdar-ı Ekrem Sokak. Galata’nın İstanbul’da yaşayan yabancıların tercih edildiğini farkeden emlak kurtlarının ve genç girişimcilerin elini çabuk tutmaları bu sokaktaki ev fiyatlarını dört-beş yıl içinde kat kat katladı. Eskiden yalnızca bazı yazar ve aktörlerin yaşadığı Doğan Apartmanı’nın ev sahibi olan sokakta şimdi elinizi sallasanız tasarımcıya çarpıyor: Galata Şarküteri, Mavra, Simay Bülbül, Bahar Korçan, Aida Pekin, Building, Atelier 55, Lunapark, Stok 60-70.

38) Kuzguncuk
Şehrin Anadolu yakası sahili, konumu ve yerleşim planı sayesinde hâlâ nefes almaya imkân tanıyor. Kuzguncuk ‘karşı’ tarafın en canayakın ve bozulmamış mahallelerinden biri. Şehri virüs gibi sarmış zincir işletmeler henüz buraya kancayı takmamış. Sevimli kafe Pita Kuzguncuk, nefis Akdeniz restoranı Kosinitza, minik bahçesinde saatlerce oturmak isteyeceğiniz Sitare, klasik balıkçı İsmet Baba; Kuzguncuk’u sevme sebepleri. Yeme-içme seçenekleri sınırlı olabilir ama fotoğraf makinenizi alıp karakterli sokaklarda gezinmek serbest.

39) İstanbul Film Festivali
Çoğu İstanbullu için Emek Sineması’yla özdeşleşen festival şehrin en önemli etkinliklerinden biri. Sinema salonunu şimdilik bir AVM’ye kaptırmış olsak da bu yıl 30. yaşını dolduracak festivalimizi el üstünde tutuyoruz. Mayınlı Bölge’si, belgesel kuşağı, dünya festivallerinden seçmeleriyse iki hafta boyunca sinefil damarımızı besleyen festival bu yıl da Köprüde Buluşmalar adı altında uzun metrajlı film projelerini yapımcılarla buluşturmaya devam ediyor. Atölye çalışmalarına katılmak için son başvuru 31 Ocak 2011.

www.iksv.org

40) Soda Galeri
Kişi başına 2.1 takı tasarımcısının düştüğü yaratıcı şehrimizde çağdaş sanata ama en çok da mücevher tasarımına odaklanmış bir galeri Soda. Açılışını geçen sene acayip lüks anlayışıyla markalarla maytap geçen tasarım dahisi Ted Noten’la yaptı. Yaz sergisinde Ela Cindoruk’tan Doerthe Fuchs’a, değerli-değersiz ilginç materyallerle çalışan önde gelen tasarımcıları bir araya getirdi. Şimdiyse Şakayık Sokak’taki Soda’da Amerikalı sanatçı Frank Plant’in çelik telleri dönüştürdüğü heykelleri görülebilir.

Şakayık Sokak 37/1, Nişantaşı  (0212) 231  89 88
www.sodaistanbul.com

41) Milion Taşı
İstanbul'un merkezinin neresi olduğu sorulduğunda bir şaşalarız; ucu bucağı olmayan bir şehirde gerçekten hangi nokta asıl merkeze denk gelir? Her yolun Roma'ya çıktığı günlerde uzaklıkların ölçümünde kullanılan Milion Taşı'nın bulunduğu nokta. Bizans döneminde Ayasofya'nın önündeki Zafer Meydanı'nın Yerebatan Sarnıcı tarafında bulunan ve '0' noktası kabul edilen dört ayaklı Milion Anıtı'ndan bugün geriye kala kala bir tutam taş kalmış. Şimdi etrafındaki metal çemberiyle epey çulsuz duran bu taş, hem İstanbul'un merkezine hem de İstanbul'un bir zamanlar dünyanın merkezi olduğuna işaret ediyor.

42) Suna’nın Yeri
Kandilli’de denize ayağınızı sokabileceğiniz mesafede, iskelenin üzerinde ağaçların altına atılmış rahatsız tahta sandalyeler, nefis bir Rumeli Hisarı manzarası, taze balıklar, mükellef mezeler ve kupalarda gelen beyaz ‘gazoz’. Suna’nın Yeri, Boğaz’da rakı-balık keyfinin salaşlıkla karışıp zirve yaptığı en rahat yerlerden biri. Salaşlığı, tam da bu muhabbetten hoşlanan ama cebi delik olmayan bir kitleye hitap ettiğinden her daim simaen tanıdığınız ama paparazzi güruhunun ilgi göstermeyeceği birileriyle doludur. İstanbul’a taşınmasını istediğiniz yabancı birileri varsa iki kadeh üzerine bir tabak fava tavsiye ediyoruz.

43) Harbiye  Açıkhava Tiyatrosu
Rumeli Hisarı’nda artık etkinlik pek sınırlı, Kuruçeşme Arena’da manzara var ama akustik yok; şehrin en iyi açıkhava konserleri kesinlikle Harbiye’de veriliyor. Hilton ve Lütfi Kırdar Sergi Sarayı’nın arasındaki yolun araç trafiğine kapanmasıyla daha bir ulaşılır oldu sanki. Nick Cave, Bryan Ferry, Bob Dylan, Grace Jones... Sahnede görünce rüya sandığımız birçok isim bizi Açıkhava’nın taştan sıralarına mıhladı. Yine yazın gelmesini, kapıdan sucuk-ekmek kapıp mehtaplı bir İstanbul gecesinde iyi müzik dinlemeyi iple çekiyoruz.

44) Arter 
Ömer Koç’un müthiş bir çağdaş sanat koleksiyonu oluşturduğu ve bunu sergileyeceği yıllarca konuşuldu, merakla beklendi. Tünel’deki beş katlı bina geçen yaz açıldığında Fluxus sanatçılarıyla birlikte özellikle göçmen veya merkez dışından gelen genç kuşak Türkiyeli sanatçıların işlerini bir araya getiren ‘Starter’ sergisi herkese sürpriz oldu. Bu çorbada Rene Block’un tuzu epey ağır hissedilse ve eleştirilse de koleksiyona edilecek laf yok. Sanat tarihinin bir kesitini enine boyuna anlamak için birebirdi ilk sergi. Kaçırdıysanız üzülmeyin; yalnızca yerli sanatçılara ayrılan Emre Baykal küratörlüğündeki İkinci Sergi 28 Kasım’da başladı.

www.arter.org.tr

45) Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri
Tabii ki yalnızca İstanbul’da kutlanmıyor ama 15 milyonun üzerinde insan yaşayan bu şehrin eski merkezinde kutlanan bahar bayramı bir başka oluyor. Evet kabul, çok kalabalık, gürültülü ve itiş kakış. Fakat Türk, Kürt, Roman, türbanlı, şortlu, etekli fark etmeden herkesin birlikte göbek attığı, bira sırasında omuz omuza beklediği, dilek dilemek için çaput paylaştığı bir ortama şahit olmak için saatlerce kalabalık içinde kalacaksak varsın öyle olsun. Her yıl 5 Mayıs akşamı Ahırkapı Parkı ve çevredeki sokaklarda balık-ekmek, midye-pilav, şerbet ve bira eşliğinde kutlanan şenlikler, sokaklarda coşabildiğimiz yegâne etkinliklerden. 

 

 

46) Galatasaray Adası
Şimdiki adı Suada ama deniz kenarında büyüyenler ve fanatikler için burası her zaman Galatasaray Adası olarak kalacak. Galatasaray Spor Kulübü’nün sutopçularına tahsis edilmeden önce burası bir dönem ünlü mimar Sarkis Balyan’ın, daha sonra da Sultan Abdülmecid’in ve Abdullah Gül’ün favorisi ressam Ayvazosvki’nin olmuş. Uzunca bir süre kömür deposu olarak kullanıldıktan sonra İstanbul’da deniz keyfi için en ayrıcalıklı yerlerden biri haline gelmiş. Bugün de tuzlu suyla doldurulan havuza giriş ücreti epey tuzlu olsa da kendini İstanbul’un merkezinde hissederek güneşlenmek için en güzel yer.

47) Semt pazarları
Şehrin her tarafına kazulet gibi dikilen alışveriş merkezlerini gördükçe semt pazarlarını özlememek elde değil. Bir noktada sebze-meyve dışında açık havada satılabilecek her şeyin bulunduğu acayip ortamlara dönüşen pazarların sayısı git gide azalsa da Kadıköy’ün Salı, Yeşilköy ve Fatih’in Çarşamba, Beşiktaş’ın Cumartesi pazarları marketleşmeye inat, dayanmaya devam ediyor. En tazeyi bulup seçme, pazarcılarla pazarlık ve hasbıhal etme şansı veren semt pazarlarını seviyoruz.

48) Polonezköy
Kim demiş bu ülkede etnik çeşitliliğe tahammül yok diye? Polonyalılar yanı başımızda yaşıyor ve biz  onların köyünü ziyaret etmeye doyamıyoruz. 1840’larda padişah tarafından sonsuza dek Polonyalılara kiralanan empresyonist tablo güzelliğindeki Polonezköy, şehir kaçamaklarının en rustik olanını vadediyor. Pazar günü, en bilinen restoranına gidip açık büfe kahvaltıya kanarsanız yandınız. En iyisi ya cumartesi sabah erkenden önünde en az araba park edilmiş restorana girmek ya da önceden yer ayırtarak gündoğumu ve batımını izlemek, bolca yürüyüş yapmak için bir pansiyonda kalmak.

www.polonezkoy.com

49) Lüfer-Palamut-ÇirozYalnızca İstanbul'da çıkmasa da en leziz kıvama geldiği yerde bolca bulunmasından dolayı Boğaziçi'yle özdeşleşen üç balık. Biri, lezzetini kendine saklamak istercesine vahşi lüfer. Diğeri lakerdası ayrı, tavası ayrı güzel palamut. Sonuncusu da bir jenerasyon önce dünyaya gelsek uskumrudan, şimdiyse daha çok istavritten yapılan çiroz. Greenpeace'in 'Seninki kaç santim?' kampanyasında dikkat çektiği gibi denizi kirletmemiz yetmeyip üzerine balığın gelişimine fırsat vermeden avlanmaya abandığımız için bir sonraki jenerasyon bunları da görmeyebilir; dikkatli tüketiniz.

50) Avrasya Maratonu
Köprü ulaşımını engellediğine çıldırmadığımız yegâne etkinlik (en azından aktivist geçinip bakanlarla takılan rock yıldızları değil, kendimiz geçiyoruz). Sucu ve simitçiler arasında yürürken ‘yarış’tan bahsetmek yer yer mümkün olmasa da manzara nefis, arabaların hükümranlığını bir günlüğüne ele geçirmiş olmak güzel, köprü haşmetiyle ve rüzgarıyla biraz korkutsa da üzerinde olmak ilginç. Eh tabii, ‘çipsiz’ halk koşusuna katılmışsanız yorulunca sağa çekip Beşiktaş’ta bir çay içmek ve gerçekten formdaysanız madalyanızı, tişörtünüzü almak da güzel.

www.istanbulmarathon.org

Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com