Garanti Caz Yeşili: Iron & Wine

Müzik, Rock & Indie
0 Beğen
Kaydet
Garanti Caz Yeşili: Iron & Wine

Iron & Wine (Samuel Beam) 2002’de yalnızca bir banjo ve akustik gitarla evinde kaydettiği ilk albümü ‘The Creek Drank and Cradle’ı yayınladığı zaman hemen Nick Drake’le kıyaslanmıştı. Aradan geçen uzun zamandan ve ondan fazla uzunçalardan sonra bunun nazik bir iltifatın ötesinde çok da yerinde olmadığı söylenebilir. Drake’in hem ustalıkta hem de bu dünyayı terk etme konusundaki erkenliğinin aksine Beam bir tür doğal geçlik hali içinde. Sebebi uzun yıllar sinema dersleri verdikten sonra müziğe oldukça geç başlaması veya ilk albümünden bu yana oturmuş bir stili tekrar tekrar bozup yeni bir şarkı formuna ulaşmaya çalışması olabilir. Iron & Wine zamanımızın hem içinde hem de dışında bir müzisyen. İster gitarıyla bir odaya kapanıp tek başına şarkılar söylesin, ister Calexico gibi bir grupla albümler yapsın isterse de tam teşekküllü bir bando kurup ‘The Shepherd’s Dog’ gibi bir albüm kaydetsin. Beam dünyanın güncel mevzularına nadiren temas eden; referanslarını daha çok kutsal kitaplardan, mitolojiden alan şarkılar kaydetti hep. Bir söyleşisinde “Dünyada gerçekten yazmaya değer üç konu var: Tanrı, aşk ve ölüm,” diye açıklıyordu durumu. Kariyerinin başından beri hep ortağı ve arkadaşı olan Band of Horses’dan Ben Bridwell’le kaydettiği son albümü ‘Sing into My Mouth’taysa kendi şarkılarını bir kenara bırakıp Talking Heads’den Spiritualized’a sevdiği müzisyenlerin şarkılarını seslendirdi. Sam Beam’in insana huzur veren yorumundan ‘This Must be the Place’ ya da David Gilmore’un ‘There’s No Way out of Here’ını dinlemek herhalde en fazla bir Kasım akşamına yakışırdı. Babylon’da Iron & Wine öncesinde ise sahnede yeni nesil müzisyenlerden Cihan Mürtezaoğlu var.

Yayınlandı: