La Bohème

Müzik, Klasik & opera
0 Beğen
Kaydet
La Bohème

Vakit geldi

Yerlerinize kuruldunuz, artık şov zamanı. Perde açılıyor ve içinde bulunduğunuz atmosfer bir anda değişiyor; ortam buz kesiyor ve soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Pis bir koku duyduğunuzu zannediyorsunuz, merak etmeyin Zorlu Center PSM’nin havalandırmasında bir problem yok. Sorunun temeli ‘La Bohème’in gerçekliğinde. İlk sahne Rodolfo, Marcello, Schaunard ve Colline’in dairesinde geçiyor. 1830’lar Paris’inde bir daireyi paylaşan dört adam, tahmin edileceği üzere sefaletle boğuşuyor. Esas oğlan Rodolfo bir âşık için gayet makul bir uğraşa sahip, şiir yazıyor. Aynı daireyi paylaştığı isimlerse ressam Marcello, müzisyen Schaunard ve filozof Colline. Sanatın çok da para etmediği bir dönem, sadece şanslı olanlar hayatlarını idame ettirecekleri kadarını kazanıyor ve bizim dörtlümüz bu konuda pek de şanslı değil. Açılıştaki durum analizinden sonra sahne hareketleniyor. O akşam işleri yaver giden Schaunard eve odun ve erzakla gelince dörtlü Noel gecesini dışarıda geçirecek neşeye ve maddiyata kavuşuyor. Fakat bir engel var, ev sahibi Benoît geciken kira borcu için kapıya dayanıyor. Dört kafadarımız adamın genç bir kadınla görüldüğünü biliyor ve şantaj yoluyla kendisini kibarca kapı dışarı ediyorlar. Geceyi dışarıda geçirmemek için hiçbir sebepleri yok artık. Tam evden çıkmak için hazırlanırlarken Rodolfo işlerini bahane ederek onlara biraz gecikmeli olarak katılacağını söylüyor ve bu sayede operanın bestelenme sebebi olan aşkın tohumları atılıyor. Rodolfo çok çalışmasının mükâfatını kapısını çalan Mimì’yle tanışma fırsatını yakalayarak alıyor. Mimì, Rodolfo’dan ateş istemek için gelen mini mini bir hanımefendi. Tahmin edebileceğiniz gibi ikili ilk görüşte birbirlerinden hoşlanıyor ve aralarındaki iletişimin ilerlemesiyle Noel gecesi programına Mimì de dâhil oluyor. Puccini’den beklenildiği üzere gecenin devamı tam bir görsel şölen eşliğinde tasvir ediliyor. Açılış sahnesinde dinleyiciye başarıyla aktarılan sefalet yerini coşku ve eğlenceye bırakıyor, çünkü şimdi Paris sokaklarındayız ve Noel’i kutluyoruz. Sokak satıcıları, çocuklar, zenginler, fakirler ve eğlenen onlarca insan… Puccini sizi hiç çaktırmadan oturduğunuz koltuktan kaldırıp 1830’lar Paris’inde bir sokağa, restorana ve Noel kutlamasına çekiyor. Artık siz de sahnenin bir üyesisiniz...

Bu gece aynı zaman da Musetta’yla da tanıştığımız gece. Şu sıralar yaşlı para babası Alcindoro’yla beraber olan Musetta bir şarkıcı ve Rodolfo’nun ev arkadaşı Marcello’nun nazlı yâri. Birbirlerini çok sevseler de bir dargın bir barışık çiftler için bir örnek daha diyebiliriz onlar için. Bolca eğlenilen ve içilen bir gecenin ardından sıra operanın acı dolu bölümüne geliyor. Rodolfo ve Mimì arasındaki aşkın inişlerine ve çıkışlarına tanık oluyor, aynı zamanda Mimì’nin aslında ne kadar tehlikeli bir hastalığa sahip olduğunu da iyiden iyiye fark ediyoruz. Operanın devamı dizi furyası sağ olsun bolca duyduğumuz ‘spoiler’ ağına takılıyor, o yüzden hikâyenin sonunu bilmiyorsanız ya da bu hikâyenin içine girip yaşamak istiyorsanız mutlaka gidip görmelisiniz.

 

Başlamak için eşsiz fırsat

Kabul edelim ki opera bizim çocukluğumuzdan beri yanı başımızda olan ya da beraber büyüdüğümüz bir sanat değil, hayli yabaniyiz kendisine karşı. Neyse ki ‘La Bohème’ bizim için büyük şans, ne de olsa Giacomo Puccini’nin elinden çıkma bir eser.

Verdi sonrası İtalyan operasının en büyük ismi Puccini’nin geriye bıraktığı 12 opera sayı olarak az ama nitelik olarak oldukça tatminkâr. Operayı halka sevdirebilmiş isimlerin başında geliyor Puccini, sebebi ise açık: Sahnede yarattığı atmosfer mümkün olduğunca gerçeğe yakın. Opera dinleyicisi kadar seyircisi de yaratmış birinden bahsediyoruz, operalarını sırf izlemek ve görmek için gidenlerin sayısı yadsınamaz. Sanatsal değeri yüksek ve çoğu insanın değerini anlayamayacağı bestelerinin yanı sıra herkesin ağzını açık bırakan dünyalar göstermeyi ve hikâyeler anlatmayı başarmış bir isim o, bu yüzden opera bağımlısı olmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası. Besteleri ise tam bir film müziği tadında, hikâyeler ve geçişler melodilerle, notalarla bire bir örtüşüyor. En basitinden Turandot’nun meşhur ‘Nessun Dorma’ aryasındaki ‘Vincerò! Vincerò!’ nidalarındaki anlık müzikal değişim ders olarak okutulabilecek türden.
 

Royal Opera’nın global prodüksiyonuyla İstanbul’a gelen ‘La Bohème’in kadrosunda tanıdık bir isim olduğunu da ekleyelim. Mimì rolünde, dünya çapında birçok prodüksiyonda görev almış Simge Büyükedes var. Şimdiden favori aryanızı seçmek için hazırlıklara başlayın; Mimì’nin kendini Rodolfo’ya tanıtırken seslendirdiği ‘Sì, mi chiamano Mimì’ kendi hayran kitlesine sahip. Mimì ve Rodolfo’nun ‘O soave fanciulla’ düeti, Musetta’nın Noel gecesini hareketlendiren ‘Quando me’n vo’ valsi dikkat etmeniz gereken diğer eserlerden sadece birkaçı. Eşsiz bir deneyim için elinizi çabuk tutun, biletlerin taliplisi çok.

Yayınlandı: