Royal Philharmonic Orchestra

Müzik, Klasik & opera
0 Beğen
Kaydet
Royal Philharmonic Orchestra

Farklı müzik türlerinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan projeler ya tarihin tozlu sayfalarına gömülür ya da milyonların vazgeçemediği kült parçalar haline gelir. Bu farklı türlerden biri klasik müzik olunca sonuç genelde ikincisi olur ve uzun yıllar unutulmayan canlı performanslar video sitelerinde izlenme rekorları kırar. Kaderi böyle çizilen parçalardan biri -hatta en meşhuru- Pavarotti ve James Brown’ın ‘It’s a Man’s World’ düeti. Soul müziğin en büyük ismiyle gelmiş geçmiş en etkileyici tenorlardan biri olan Pavarotti’nin canlı performansının da bundan daha azıyla yetinmesi, onların değil biz dinleyicilerin ayıbı olurdu.

 

Anlayacağınız, klasik müzik kendine göre daha popüler olan soul, pop veya rock gibi türlerle tepkimeye girince sonuç hep bizim yararımıza oluyor ve onu tüketmekten başka çaremiz kalmıyor.

Bu ay da klasik müziğin farklı bir türle koalisyona girdiği bir projeye tanıklık ediyoruz. Klasik müzik dünyasının ağır toplarından Royal Philharmonic Orchestra İngiltere’deki kurulu düzenini bozuyor ve tası tarağı toplayarak Zorlu PSM’ye geliyor. Amaçları Sezen Aksu’nun tarihimizi şekillendiren parçalarını kendi yorumlarıyla seslendirmek. Evet, yanlış okumadınız. Sezen Aksu’nun Türkiye’de herkes tarafından bilinen, kimi gece kulüplerinin müdavimlerini zıp zıp zıplatan, bazen de konser salonlarını dolduran binlerce insanı salya sümük ağlatan eserleri dünyanın belki de en büyük orkestralarından biri tarafından bambaşka bir atmosferde seslendiriliyor. Bu konserden bekleyeceğiniz çok şey var; öncelikle çocukluğunuz, belki gençliğiniz tekrar canlanacak. Herkesin en az bir anısının fon müziği Minik Serçe’nin nota defterinden çıkmadır. Kendisi söylememiş olsa bile Tarkan, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi, MFÖ, Levent Yüksel ve daha birçok isim ve grup Sezen Aksu’nun eserlerini seslendirerek Türkiye pop müziğinin tarihini yazdı. İşte bu yüzden konserde dalıp dalıp gitmeniz olası, bunun dışında sizi bekleyen bir başka şeyse mükemmeliyetçilik.

 

Marcello Rota’nın şefliğini yaptığı Royal Philharmonic Orchestra 1946 yılında babadan zengin Sir Thomas Beecham tarafından hayata geçirildi ve ilk yıllarında Beecham’ın maddi destekleriyle ayakta kaldı. Aynı zamanda orkestranın şefi olan Beecham’ın ölümünden sonra ise çalkantılı bir döneme girdi. Ancak o zamana kadar kayda değer işler yapan ve silinip yok olmasına izin verilmeyen orkestra devlet yardımları almaya başladı ve ilerleyen dönemlerde şaha kalktı. Yehudi Menuhin, Sir Charles Mackerras ve Vladimir Ashkenazy gibi yıldızlarla ortak projelerde aynı sahneyi paylaşan orkestra anlaşılacağı üzere işinde usta. Sezen Aksu’yu ve Royal Philharmonic Orchestra’yı bir paydada buluşturup eserleri orkestranın seviyesine getirmek de Erdal Kızılçay’ın göreviydi. Aranjör Kızılçay önderliğinde şekillenen parçalar Royal Philharmonic Orchestra tarafından çalınabilecek hale getirildi. Gecenin programında birçok Aksu parçası var: ‘İstanbul’, ‘İkinci Bahar’, ‘Kaçın Kurası’ ve‘Kahpe Kader’ bunlardan sadece birkaçı. Minik Serçe de Zorlu PSM’de konseri izleyenler arasında olacak ve belki de İngiliz asaleti izin verirse küçük bir sürpriz yapar diye umuyoruz.

Yayınlandı: