Akram Zaatari

Sanat, Fotoğrafçılık
0 Beğen
Kaydet
Akram Zaatari

Çıplak bir adam kollarını açmış, objektife bakıyor. Kaslarını şişirmiş, belli ki vücut geliştirmeyle ilgilenen biri. Onun fotoğrafını çeken adamın adı ise Hashem el Madani. Kendisi Akram Zaatari’nin memleketi Sidon, Lübnan’da 35mm bir kameraya sahip olan ilk insan. 1948’den kalma siyah-beyaz bu fotoğrafın yüzeyi zamanla yıpranmış. Kaslı vücutların da güç gösterilerinin de zamana karşı gelemeyeceğinin bir simgesi adeta.
 

SALT Beyoğlu’nun üçüncü katında asılı duran bu fotoğraf Akram Zaatari’nin sanat üretiminde daimi yeri bulunan motiflerle dolu. Bunlardan biri de arkeoloji. Mevzubahis fotoğrafla el Madani’nin eski stüdyosunu talan ederken karşılaşmış Zaatari. İşlerinde sık karşılaştığımız başka bir unsur ise fotoğrafçılığın kendisi ile alakalı: Hayatımızdaki yeri ve önemi. Böyle bir buluntunun müze ortamında karşımıza çıkması doğal ortamından koparılan fotoğraf unsurunu başka bir konuma koyuyor, akılda “Bu fotoğraf nasıl şartlar altında çekildi?”, “Fotoğrafçının ve modelinin esas amaçları neydi?” “Bu fotoğraf kime, nereye gönderildi?” gibi sorular döndürüyor.

 

SALT Beyoğlu’nun üç katına sırasıyla ‘kazı, arkeoloji ve tezatları’, ‘fotoğraf üzerine’ ve ‘pozlar ve duruşlar’ isimli tematik başlıklar altında dağılan işler Akram Zaatari’nin 1998 ve 2014 yılları arasında ürettiklerinin, çeşitli projelerinin bir harmanı. Fotoğraf sevdası gibi görsel kayıtlarla aramızdaki ilişki üzerine düşündürten bir sergi bu. Aile portresi çektirmek için gidilen eski usul fotoğraf stüdyolarından akıllı telefonu olan herkesin seyyar bir fotoğrafçıya dönüştüğü Instagram çağına, söylenecek şey de çok zaten. Akram Zaatari de konuya yabancı değil; Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Arap diasporasından fotoğraflar keşfedip, bunları muhafaza eden Arab Image Foundation’ın (AIF) kurucularından biri. 1997’deki kuruluşunun ardından AIF bünyesinde 19. yüzyıl ortalarından günümüze uzanan 600.000 fotoğraflık bir arşiv oluşturulmuş. Böyle somut bir proje Zaatari’ye tek bir fotoğraf karesinde bile arkasındaki insani, sosyo-ekonomik ve teknolojik bağları keşfedebilmeyi öğretmiş. AIF’nin araştırmaları Zaatari’nin multimedya enstalasyonları, videolar, kitaplar ve fotoğraflardan oluşan üretimlerinin arka planını oluşturuyor. Lübnan iç savaşı, İsrail’le çatışmalar, politik direnişler gibi konular da serginin bahsettiğimiz üç başlığı altında kendilerine yer buluyor.
 

Serginin arkeoloji temalı ilk katı Osman Hamdi Bey’in Sayda’da gerçekleştirdiği kazılar hakkında bir videoyla açılıyor. Osman Hamdi Bey’i kazılar hakkında heyecanlandıran belli ki sadece bir keşif tutkusu değil, bulduklarını İstanbul’da sergileme fırsatıymış. Buluntuları doğal ortamlarından koparmak konusunda AIF’nin işleriyle bu açıdan bir paralellik söz konusu, Zaatari’nin de Osman Hamdi Bey’in kazısı ile ilgili bir proje yapması bu yüzden.
 

Serginin diğer katlarında da devam eden tematik ayrımlar ziyaretçinin Zaatari’nin zihninde gezinmesinde büyük kolaylık sağlamış, kavraması pek de kolay olmayan konseptleri somutlaştırmış. Hedefindeki farklı konulara rağmen Zaatari’nin işlerinde gözle görülür bir devamlılık ve tutarlılık da mevcut. Özellikle işlerinin birbirlerinin varlığından beslenerek parlayan yönlerini keşfetmek beyninizdeki çarkları yağlıyor: ‘Barış Zamanı İçin Mektup’ ve ‘Reddeden Pilota Mektup’ adlı eserleri savaş dönemlerine dair çarpıcı anekdotlar sunuyor; iki kanallı belgesel videosu ‘Fotoğraf, İnsanlar ve Modern Zamanlar Üzerine’ ve ‘Aşkın Sonuna Kadar Dans’ video yerleştirmelerinin ikisi de görsel kayıtlara verdiğimiz önemi ele alıyor.

 

 

 

Akram Zaatari röportajı

Akram Zataari ile son sergisi hakkında konuştuk.

Yayınlandı: