Éternité

0 Beğen
Kaydet
Éternité
Éternité, 170 x 250 cm, tuval üzerine akrilik, 2014

Genç sanatçı Engin Konuklu’nun yıldızının yükseleceğini daha ilk sergisinde, 2011’de Operation Room’da açtığı ‘Tanımsız’da anlamıştık. Ona dair sıra dışı bir şey vardı. 90 doğumlu, akademiden yeni mezun bir genç sanatçının etrafını saran renkli dünyanın albenisine aldırmayan yaklaşımı, nostaljik imgelere düşkünlüğü şaşırtıcıydı. Yeteneğini aklını saran, merak saldığı tüm düşünce ve duygularını aktarmakta sihirli bir değnek gibi kullanıyordu.

 

Ticari kaygılardan uzak, doğaçlama ve dürtüsel bir aktarım hakimdi resimlerine. Büyüklerin “Sen daha dünyada yoktun...” diye başladıkları cümlelerin, bu minvalde kaleme alınan tarih kitaplarının, eline geçen ‘tarihî kayıtların’ aklında yer ettiği belliydi. Kimisinde eline geçen, tarihini bilmediği bir yıla ait bir fotoğrafın ya da eski bir filmi izlerken bir sahnenin onda bıraktığı etkiyi derinden hissediyor, kiminde ise yaşamayı dilediği bir zaman dilimi, tanımış olmayı isteyeceği bir ikon ile tanışıyorduk.

 

Fotoğrafın bulunuşundan bu yana insanların kayda almaya, bir hatıra olarak saklamaya ya da bir başkasına göstermeye değer bulduğu anların peşine düştüğü uçsuz bucaksız bir yolculuk Engin’inki. Yolda tanıdığı ya da tanımadığı kişilerin ilkleri, önemli günleri, varlıkları, sevdaları ile tanışıyor. Haber niteliği taşıyan mühim olayların görsel kaydına ulaşırken kimi zaman ise acemilikle ya da ekipmanın yetersizliği ile kötü ya da yanlış çekilmiş karelere de rastlıyor.

 

Ve son olarak ölüm var odağında, “Ölüm, geride kalanlar için hüzün, belki de sevinç; Meursault için hiçlik; post mortem fotoğraflarda ise bir vedalaşma anlamına gelir. Peki ya ölen için? Bir Hristiyan ya da Müslüman için cennet ya da cehennem anlamına gelirken, daha üst bir kastta hatta belki rahip olarak doğabilecek bir Hindu için çok da korkulası olmayan bir durum olsa gerek.

 

Ölüm; insanda tedirginlik uyandıran, insanın ilgisini çeken ve bir o kadar da insanı rahatsız eden bir kavram… Benim içinse ölümü en iyi ifade eden kelime ‘éternité’. Fransızca bir felsefe terimi olarak ‘öncesiz ve sonrasız’ anlamına gelen ‘éternité’ aynı zamanda sonsuzluğu da içinde barındırıyor.

 

 

Bende ölüme dair bir seri oluşturma isteği uyandıran éternité kavramı serinin ilk resmine adını verdi. En şık kıyafetleriyle yatağına yatırılmış, Fransız bir genç kızın duvar kağıtlarıyla kaplı, dini objelerle dolu odasındaki ölü bedeninin fotoğrafında, figür ölmüşten çok uyur gibi.”

 

Engin’in arkeolojik bir kazı alanı gibi ele aldığı ‘kaydedilmiş tarih’ arşivinde, x-ist’te bu ay açılan ‘Éternité’ başlıklı sergisiyle görücüye çıkardığı son bulgusu ve araştırma konusu 19. yüzyıla ait post mortem (ölüm sonrası) fotoğraflar. Kökeni 15. yüzyılda ölen rahiplerin resmedilmesine dayanan bu gelenek, 19. yüzyılda fotoğrafın bulunmasıyla Amerika ve Avrupa’da bir yas tutma âdeti olarak yaygın bir şekilde benimseniyor. O yıllarda kullanılan fotoğraf makinelerinin pozlama sürelerinin uzun olması nedeniyle fotoğrafta ölü aile bireyleri net, yaşayan fertler ise ister istemez şu çıkıyor. Bu yıllarda çekilmiş yeni doğmuş bebek ve çocuk fotoğraflarında bunun önüne geçilmek adına geliştirilmiş bir yöntem bile var. İnternette kısa bir araştırmayla nice örneğine rastlayabileceğiniz ‘hidden mother’ (gizli anne) adı verilen bu yöntem, kadraja giren gizli kahramandan, çarşaf altına gizlenmiş anneden alıyor adını. Çocuğunu kucağına oturtuyor ve pozlama süresince sabit durmasını sağlıyor.

 

Engin’in yeni sergisindeki etkileyici kompozisyonlarında, nostaljiyi felsefi olduğu kadar teknik konular ve âdetler üzerinden ele aldığı doğru. Öte yandan önceki serilerinde bize gözünü dikmiş bakan portrelerdeki yüzlerin yaşamadığı, arabaların tedavülden kalktığı, âdetleri, yüzleri, renkleri ve şekli şemaliyle dünyadaki her şeyin yerini bir yenisinin aldığı bir dönemde olduğumuzu da unutmamalı. Kat ettiğimiz yolda kaydedilmeye değer görülen anların ve ana biçilen değerin ne ölçüde değiştiğini bir düşünün. Engin’in fotoğrafın dünya tarihindeki el değiştirişinin öyküsünü fısıldayan resimleri bize -post mortemden selfie’ye yelken açmış bir medeniyete- sadece bunu düşündürebiliyorsa bile çok kıymetlidir.  

Yayınlandı:

LiveReviews|0
1 person listening