ZERO. Geleceğe Geri Sayım

Sanat
0 Beğen
Kaydet
ZERO. Geleceğe Geri Sayım

Sıfır. Sanat akımı ZERO’nun isminin meali olan bu kelime sizin için ne anlama geliyor? Bir şeyin sonu mu yoksa bir başlangıç mı? Herkese farklı anlamlar düşündürebilir, uyandırdığı hisler ve yaptığı çağrışımlar öznel olabilir, fakat değişmeyecek tek bir gerçeklik var ki; o da 1957 Düsseldorf’unda birkaç genç sanatçının sıfır sayısına kalıcı bir anlam daha yükledikleri. II. Dünya Savaşı’nın kaotik atmosferinin ardından, sınırların olmadığı yeni bir gelecek hayaliyle yola çıktı ZERO akımı, 20. yüzyılın ortalarının en önemli avangart akımlarından biri olacaktı. Her ne kadar kurucularından biri olan Heinz Mack, 1967‘de gerçekleştirdikleri son sergilerinde, ZERO platformunun sona erdiğini ilan etmiş olsa da, 10 yıllık ömrüne rağmen ZERO çağdaş sanatın bir dönemine damgasını çoktan vurmuştu.

 

GELECEĞİN SANATÇILARI

Ünlü bir sanatçıdan ziyade koca bir sanat akımına ayrılan kapsamlı bir sergi olmasıyla ‘Geleceğe Geri Sayım’ belki de pek alışık olmadığımız bir durumla karşı karşıya bırakıyor bizi. Peki ışığı eğip büken, zamana başka anlamlar atfeden ve renkleri bizim algıladığımızdan bambaşka gören bu sanatçılar kimdir? Bu düşsel akımın kapısını sanatçı kimlikleriyle felsefe eğitimlerini birleştiren Alman sanatçılar; Heinz Mack ve Otto Piene açarken, birkaç yıl sonra sonra Günther Uecker’ın da aralarına katılmasıyla ZERO’nun iskeleti tamamlanmış oldu.

 

HER ŞEY NASIL BAŞLADI?

Düsseldorf’lu bu genç sanatçılar, II. Dünya Savaşı’nın enkazında, yapıtlarını sergileyebilecekleri bir galeri bulamayınca, başlarının çaresine bakmaya ve kendi sergilerini açmaya karar verirler. Mekân olarak Otto Piene’nin atölyesi seçilir, sebebi de muhtemelen kullanabilecekleri en geniş alan olmasıdır. Sergilere  ‘Abendausstellungen’ yani ‘Akşam Sergileri’ adını verirler çünkü her sergi sadece bir akşam boyunca devam eder. Nisan 1957’de gerçekleşen ilk Akşam Sergisi’nin ardından kısa bir süre sonra Düsseldorf’ta genç sanatçıların ilgisiyle desteklenen iki galerinin temeli atılır: Mayıs 1957’de Galeri 22 ve Haziran 1957’de de Galeri Alfred Schmela (bu galeri aynı zamanda Almanya’nın ilk avangart galerisi sayılıyor).

ZERO akımı, manifestolarında da yazdığı gibi, ilk Amerikan sanat akımı olarak kabul edilen soyut dışavurumculuğa bir tepki olarak doğdu. Devam eden savaşın baskıcı ruhundan ayrılıp Belçika, Hollanda, İtalya ve Japonya’ya kadar sürecek kıtalararası bir yolculuğu olacaktı. Otto Piene’nin “karamsarlıktan silkinip, her şeye sıfırdan başlama’’ önerisiyle hayat bulup, savaşın tahribatını geride bırakarak geleceğin eserlerini yaratmış olmaları ise ZERO’nun önemini en yalın haliyle anlatıyor.

 

SERGİDE NELER VAR?

Serginin küratörlüğünü ZERO Vakfı Kurucu Yöneticisi olan Mattijs Visser üstleniyor. Sergide Mack’ın renge titreşim veren eserleriyle, ‘Strüktür’ bölümünde çevreyi büktüğü ve değiştirdiği yapıtlarını görebilirsiniz. Bir form yaratma aracı olarak ateşi keşfeden ve bu derinlikli etkiyi enerjinin estetik bir form içinde nefes alıp vermesi olarak nitelendiren Otto Piene’nin ‘Işık’ bölümündeki resimleri de kesinlikle görülmeye değer. Günther Uecker’in izleyicinin bakışını yönlendirmek, aynı zamanda ışığa ve alana müdahale etmek için çivileri kullandığı yapıtlarıysa ‘Gölge’ bölümünde yer alıyor. Rengi algılamanın önemine vurgu yapan mavi aşığı Yves Klein’ın etkileyici eserlerini de atlamayın. Tabii burada bahsettiklerimiz, galeride yer alan yüze yakın eserden yalnızca birkaçı. Zaman, Uzam, Strüktür, Işık, Ateş, Renk, Gölge ve Titreşim başlıkları altında toplanan eserler, gösteriler ve performanslar sıra dışı bir enerjiyle geleceğe geri sayıyor. Ceren Arpa

Yayınlandı:

LiveReviews|0
1 person listening