Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Film
  • 4 5 yıldız üzerinden
1 Beğen
Kaydet
Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Jim Jarmusch’un kafası dumanlı vampir filmi ‘Only Lovers Left Alive’ pikapta dönen kırkbeşliğin yakın planıyla açılıyor. Bu narin, hülyalı filmin, sizi arkanıza yaslanıp mesafeli ve fiyakalı atmosferinin derinliklerine dalmaya davet eden yanını düşününce, açılış sahnesi oldukça manidar. Tom Hiddleston (Adam) ve Tilda Swinton (Eve), yani bir bakıma Adem ile Havva, yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmış evli bir vampir çifti canlandırıyor. Adam, Detroit’teki etrafı plaklar ve gitarlarla çevrili gotik evinde depresif bir hayat sürüyor; Eve ise Fas’ın kuzeyindeki Tanca’da yaşıyor. Her şeyi görmüş geçirmişler (misal İngiliz İç Savaşı); aklınıza gelebilecek herkesle tanışmışlar (misal Franz Schubert). 20. yüzyıl da bitmiş, artık onların devri kapanmaya yüz tutmuş, havada hastalıklı, ekşi bir koku var.

 

Gece vaktinin güzelliği, ışığı ve hissiyle Jarmusch’un filminin tamamına sinmiş sanki. Adam ve Eve Detroit’in köhne sokaklarında Adam’ın beyaz Jaguar XJS’iyle turlarken hissediyoruz bunu en çok. Hatta, diyebiliriz ki, bu sahne beyazperdenin görüp görebileceği en fiyakalı şehir turu. Filmin hikâyesine gelecek olursak, ciddi derecede ‘kansızlık’ emareleri gösterdiğini söyleyebiliriz. Olay örgüsü Jarmusch’un hiç de umurunda değilmiş gibi gözüküyor. Gerçi, önceki filmlerini hatırlarsak, hikâye zaten nadiren onun önceliği olmuştur. ‘Coffee and Cigarettes/Kahve ve Sigara’, ‘Mystery Train/Gizem Treni’ ve ‘Night on Earth/Dünyada Bir Gece’ gibi filmlerinde, uzun metraj denen formata uygun işler yapmanın ve tutarlı bir olay örgüsü kurmanın onun sinemasının güçlü tarafı olduğuna kimseyi ikna etmeye çalışmaz Jarmusch.

 

 

Zaman zaman filmdeki her şey tıkırında gidiyor; atmosfer şahane, filmin duygusu ise üzerinde özenle çalışılmış bir şekilde düşük tonda tutulmuş. Ne var ki, sürekli insan ve zombi karşılaştırmaları yapılması (Los Angeles’ı zombilerin üssü olarak nitelemek oldukça parlak bir fikir olsa da), alacakaranlıkta uyanıp şafak vakti yatağa dönme bahsinin tekrar tekrar önümüze sürülmesi biraz bıkkınlık verebiliyor. Çiftin yüzyıllar boyunca tanıştığı ünlü isimlere yapılan göndermeler başta keyif verse de giderek yorucu bir hal alabiliyor. Mia Wasikowska’nın Eve’in aklı bir karış havada kız kardeşi Ava (insan kanıyla beslenmeyi sürdüren vampirlerden o) rolündeki kısa ama etkili varlığının yanı sıra, Anton Yelchin’in Adam’ın rock düşkünü arkadaşı Ian, John Hurt’ün ise Christopher Marlowe rolündeki performansları filmin o stilize uyuşukluğunu kırmayı başarıyor. Belki de filme bu minvalde bir iki karakter daha eklenmiş olsa, o yer yer kendini belli eden hareketsizlik de ortadan kalkacak tümüyle.

 

Her şeye karşın, Jarmusch’un yarattığı bu ultra-cool ve her şeyi görmüş geçirmiş vampirlerin dünyasına dair büyüleyici ve sizi içine çeken türden bir şeyler var; bu dünya bir an için bile aptalca görünmüyor gözümüze. Aksine, onları fazlaca mürekkep yalamış eroin bağımlıları gibi algılıyoruz adeta. Son derece kültürlü, etraflarında olmak isteyeceğiniz türden, ama bir türlü de tam olarak güvenemeyeceğiniz tipler… Fazlasıyla rafineler. Kan ihtiyaçlarını kara borsadan satın alarak karşılıyorlar (Adam, Jeffrey Wright tarafından canlandırılan bir doktorla iş birliği yapıyor). Lord Byron’la, Marry Shelley’le olan ahbaplıklarından dem vuruyorlar. Rengârenk yabani mantarların gizemleri hakkında konuşuyorlar (“İnsanoğlunun mantarın m’sinden anladığı yok.” diyor Adam) ve bilimden, gezegenlerden bahsediyorlar. Eğer tüm bunlar Jarmusch’un esrarlı bilgeliğinden tadımlık birkaç kırıntıysa, Hiddleston ve Swinton, bu dünyaya ait değilmiş gibi duran ama kırılganlıklarını koruyan karakterleriyle, bizimle bu bilgeliği paylaşmak için oldukça iyi bir ikili.

 

Yayınlandı:

Sürüm detayları

Yayın tarihi: 14 Şubat 2014
Süre: 123 dk

Oyuncular ve ekip

Yönetmen: Jim Jarmusch
Senaryo: Jim Jarmusch
Oyuncular: Tom Hiddleston
Tilda Swinton
John Hurt
Mia Wasikowska