Joker

Film
Eleştirmenin seçimi
5 5 yıldız üzerinden
Joker

Time Out diyor ki

5 5 yıldız üzerinden

Nedir? Kötü bir karakterin doğuşu.

Neden izlemeli? Joaquin Phoenix’in baş döndürücü performansı için.

 

Sizi ilk etkileyen şey gülüşü oluyor: Joaquin Phoenix’in yarı kıkırdama, yarı gıcırtıdan oluşan gülüşü bir ses olarak miksere atılmış bir hayvan gürültüsünden daha fazla huzur vermiyor. Ünlü DC süper kötüsünü, karanlık ama komik ve vahşi bir biçimde yeniden yaratan bu filmin finalinde eski usul ‘Son’ yazısı belirdikten sonra bile gülüşü kulaklarınızda çınlıyor. ‘Joker’, günümüzün kapitalizmini kabus gibi bir dünyayla anlatıyor, hatta ‘Get Out / Kapan’dan (2017) beri sosyal meselelere değinmesiyle korkutan en iyi film bile olabilir. Phoenix ise büyülüyor ve beyaz perdenin en iyi Joker’leri arasındaki yerini alıyor.

Filmde anlatılan karakter, henüz Joker olmamış biri. Arthur Fleck’in komiklik yaparak hayatını kazanma hayali, Gotham’ın karanlık sokaklarında kiralık bir palyaço olarak kıt kanaat geçinebilmesiyle çatışıyor. Vizyonda yer alan ‘Excalibur / Krallar Savaşıyor’ ve ‘Blow Out’ gibi filmlere bakılırsa sene 1981, ama dünya daha çok 70’lerin ‘Death Wish / Yara’sını andırıyor. Arthur, hastalıklı annesi (Frances Conroy) ile birlikte yıkık dökük bir evde yaşıyor, televizyonda Murray Franklin’in zevkle sunduğu sohbet programını izleyerek biraz neşe bulabiliyor. Yedi farklı ilaç kullanıyor ve istemsizce gülmesine -daha doğrusu kıkırdamasına- neden olan nörolojik bir sorundan şikayetçi.

Phoenix, evde geçen bu ilk sahnelerde Arthur’u ezik bir karakterden çok, ıstırabına son verilmesini bekleyen bir zavallı olarak resmediyor. “Artık bu kadar kötü hissetmek istemiyorum,” diyor Arthur. Bu sözlere şaşırmıyoruz, çünkü dünyası hayli kasvetli; süper farelerin bile çöp yığınlarını aşamadığı, renksiz ve neşesiz bir şehir burası. ‘Old School / Eski Dostlar’dan (2003) hatırlayacağınız yönetmen Todd Phillips, kangren olmuş bir mekan havası yaratmakta çok başarılı. İnsanların kendi içlerine sığındıkları bu dünyada küçük iyiliklere yer yok. Arthur’un başkalarıyla bağ kurabilmek için gösterdiği eğreti çabalar düşmanlıkla karşılanıyor. Sosyal hizmetler görevlisine “Yalnızca bana mı öyle geliyor yoksa dünya giderek çıldırıyor mu?” diye soruyor. Görevlinin yanıtı, pek çok şeyi özetliyor.

‘Joker’, ilk Scorsese filmleri, özellikle de ‘The King of Comedy / Kahkahalar Kralı’ (1982) ve ‘Taxi Driver / Taksi Şoförü’ (1976) peş peşe izlendikten sonra yapılmış bir film gibi görünse de ana karakteri, Robert De Niro’nun canlandırdığı travmatize olmuş Vietnam gazisinin palyaço makyajlı bir hali değil. Üzücü derecede günümüzü hatırlatan bir toplumun eseri olan karakterin yardıma ihtiyacı var, ama ona yardım eli uzatacak kimse yok.

Arthur sonunda, metroda gerçekleşen ve geçip giden tünellerle dahice aydınlatılan gergin bir sahneyle çileden çıkıyor. Kısa, kanlı ve çarpıcı sonuçları olan bu olay, şehirde Occupy eylemlerine benzer bir hareketi tetikliyor. ‘V for Vendetta’daki (2005) Guy Fawkes maskesi gibi, Arthur’un palyaço makyajı da bu protest hareketin yüzü olarak benimseniyor. Arthur, Joker karakterine büründüğünde ise öfkeli bir kalabalığın maskotuna dönüşüyor. Acaba bunalmış bir şehir mi yoksa bir suçlu ordusu mu ayağa kalkıyor? Gotham zengini Thomas Wayne (Brett Cullen), Donald Trump’ı andırıyor; peki Joker, rastlantı eseri popülist olmuş biri değil mi? Twitter tartışmalarına ve derin analizlere hazır olun.

Filmin politik yönü biraz bulanık olsa da ‘Joker’ siyah ve beyazın kesin olarak ayrıldığı bir dünyada geçmiyor, bir çizgi roman karakterinin doğumunu anlatan klasik bir hikayeye de benzemiyor. Psikolojik detaylar anlatıya aşamalı olarak ekleniyor, bolca bilgi yerine damla damla ayrıntı veriliyor. Todd Phillips ve ‘8 Mile / 8 Mil’den (2002) hatırlayacağınız Scott Silver’ın senaryosu, seyirciyi hazırlıksız yakalamak için uğraşıyor; kendini ana karakterinin zihninde -en azından kısmen- var olan bir film olarak sunarak ters köşeye yatırıyor.

Ayrıca ‘Joker’, hikayesini DC evreninin etrafına akıllıca bir biçimde kuruyor. Bağlantıyı kuran unsur, Baba Wayne. Fleck’in annesinin eski patronu olan Wayne, küstah bir palavracı. ‘Batman’ hayranları, Bruce’un babasının kapitalizmin çirkin yüzü olarak resmedilmesi karşısında dehşete düşebilir -ne de olsa ‘Batman Begins / Batman Başlıyor’da (2005) Linus Roache’un canlandırdığı kibar aile babasından fersah fersah uzak bir karakter. Ama aslında ‘Joker’ DC evreninin her şeyini alt üst etmeye çalışmıyor. Kim bilir? Belki de Robert Pattinson’ın Batman’iyle savaşması bile gerekir. Gördüğümüz kadarıyla şiddetli bir savaş olacağını söyleyebiliriz.

Ayrıntılar

Sürüm detayları

Oyuncular ve ekip

Yönetmen:
Todd Phillips
Senaryo:
Scott Silver, Todd Phillips
Oyuncular:
Joaquin Phoenix
Marc Maron
Robert De Niro
Zazie Beetz
Brian Tyree Henry
Bill Camp