Ought ekibinden Matt May’e bağlandık

Constellation Records ailesinin en genç üyelerinden Ought, Kanada’nın soğuğunda insanın kanını kaynatacak, sokaklarda çığlık attıracak bir müzik yapıyor. İstanbul konseri öncesinde grubun klavyecisi Matt May’e sorular hazırladık.
Ougth
Laura Harvey
Time Out Istanbul editors |
Advertising

Son albümünüz ‘Sun Coming Down’ın turnesi nasıl gidiyor?
Hiç fena değil. Aslında bu kış büyük bir ara verdik, oturup ailelerimize, arkadaşlarımıza zaman ayırdık. Öncesinde bir buçuk yıllık bir turneyi tamamlamıştık, öyle olunca bu tatil ilaç gibi geldi. Şimdi şarkıları yeniden çalmaya başlayınca kulağa hâlâ ilginç hatta daha iyi gelmeleri yaptığımız işle gurur duymamızı sağlıyor.

Sürekli seyahat ettiğiniz bir işiniz var. Yorulup sıkıldığınız, yeter artık dediğiniz olmuyor mu?
Yorucu olduğu doğru ama diğer işler çok mu rahat sanki? Bizim yaptığımızdan çok daha zor işler var. Yorgunluğumuz tatlı bir yorgunluk, bu açıdan çok şanslıyız. Gittiğimiz şehirlerde takılma şansımız da pek olmuyor, enerjimizin neredeyse hepsini daha iyi bir konser vermeye, daha iyi müzik yapmaya harcıyoruz.

Constellation çok özel bir plak şirketi, yayınladıkları her kayıt çok özgün ve önemli. Constellation ile yolunuz nasıl kesişti?
Constellation gerçekten çok özel, çünkü tamamıyla inanmadıkları hiçbir işi yayınlamıyorlar. Yalnızca Jerusalem in My Heart bile benim kalbimi kazanmalarına yeterdi. Kaldı ki katalogları Matana Roberts, Carla Bozulich gibi eşsiz sanatçılarla dolu. Plak şirketinden biri, konserimize gelmiş, sonra bize ulaşıp ilgileniyorsak albümümüzü yayınlamak istediklerini söylediler. Elbette balıklama atladık.

Bu benzetmeden sıkılmış olabilirsiniz ama müziğiniz post-punk’ın 80’lerdeki en yaratıcı zamanlarını andırıyor. Bu döneme özel bir ilginiz var mı, başka neler dinliyorsunuz?
Her birimiz bambaşka şeylere düşkünüz. Ben kendi adıma post-punk’ı çok seviyorum ama grup olarak o döneme dair bir takıntımız yok. Hepimizin ortak noktası acayip, sıra dışı müziklere olan merakımız. The Slits, The Raincoats, Jerusalem in My Heart, Selda Bağcan, Fairouz ve Mitski son zamanlarda en çok dinlediğimiz isimlerden birkaçı.

Bir şarkınızda David Foster Wallace’a referans veriyorsunuz. Edebiyat sıklıkla başvurduğunuz bir kaynak mı?
Grubun en kötü okuru benim herhalde, ama evet edebiyat kesinlikle bizim için bir çıkış noktası. Bizi şarkı yazmaya iten şeyleri görüp inceleyebildiğimiz bir düzlem. Müzik dışında benim için esas ilham kaynağı film. Turnedeyken bulabildiğim her boş zamanda film izliyorum. İzlemediğim o kadar büyük film var ki. Son zamanlarda Antonioni’ye takıldım mesela. ‘Il deserto rosso’yu görmeniz lazım.

Aklınızdaki ideal dinleyici kim? Olayı, hikâyesi ne?
Narsistlik gibi anlaşılmasın ama benim aklımdaki dinleyici yine kendimim. Başkalarını neyin heyecanlandıracağını hayal edemiyorum. Öte yandan sözünü sakınmayan, sivri bir müzik yapıyoruz. Dinleyicilerimiz ataerkilliği, ırkçılığı, homofobiyi sorgulayabilen insanlar olsa ne güzel olur. Sanırım aklımdaki ideal kitle sürekli kendini ve davranışlarını sorgulayan, bununla da arası iyi olan insanlardan oluşuyor.

Rock müziği en geniş anlamıyla kullanırsak, bu türün orta sınıfın dertlerine ve sınırlarına hapsolmuş durumda olduğunu söyleyebilir miyiz? Rock sihrini kayıp mı etti?
Çok yerinde bir soru. Bu iddia büyük oranda doğru sanırım. Görece başarılı diyebileceğimiz müzisyenlerin çok büyük bir kısmı orta sınıf ailelerden geliyor, ben de onlardan biriyim. Orta sınıf olmak kendi içinde kötü bir şey de değil, fakat sorun şu noktada ortaya çıkıyor: Müzisyenlerin arzu nesneleriyle eleştirdikleri aynı şeyken, yaptıkları işte ne kadar radikal olabilirler? Bu gerilim mevcut durumdan memnun olmayanları tehdit eden, tehlikeli bir muhafazakârlığa neden oluyor. Sadece politikaya değil hayatın her noktasına temas eden bir muhafazakârlıktan bahsediyorum elbette.

Şarkı sözleriniz siyasi meselelere cesurca değiniyor, Kanada’daki öğrenci eylemlerinde aktiftiniz. Siyaset müziğinizi nasıl etkiliyor?
Şarkı sözlerini Tim Darcy yazıyor, o konuda hiç ahkâm kesmeyeyim. Ama siyasetten etkilenmememiz nasıl mümkün olabilir ki zaten? Şanslıyım ki etrafımda şahane insanlar var, kendimden ya da durduğum konumdan şüpheye düştüğümde her zaman destek oluyorlar.

Peki, son olarak yeni başbakanınız Justin Trudeau hakkında ne düşünüyorsun?Şahıslar üzerinden konuşmayı sevmiyorum ama Trudeau’nun hakkını da vermek zorundayım. Bir önceki başbakan korkunç felaketlere sebep oldu. Neo-liberal maden politikaları Kanada dışında Meksika ve Güney Amerika’ya da büyük çevresel zararlar verdi. Trudeau’nun daha iyi bir lider olduğuna inanmak istiyorum. Büyük dönüşümler beklemiyorum elbette, ama toplumun alt tabakasında kalanlar için umut verici birkaç gelişme de fena olmaz.

Advertising