Tiyatro

İstanbul sahnesinin en iyi oyunları, tiyatro bilgileri ve röportajlar

Ayın oyunları

Vahşet Tanrısı
Tiyatro Bilet al

Vahşet Tanrısı

Hayal ettiğimiz kişiler olamadık. Mutluluk taklidi yapan, özlemini duyduğumuz anne babalar olmaktan uzak yalnızlarız. Ve bizi anlatan bu oyun müthiş komik öyle mi? Evet. Yazan: Yasmina RezaÇeviren: Zeynep AvcıYönetmen: Celal Kadri KınoğluOyuncular: Binnur Kaya, Güven Kıraç, Levent Ülgen, Tilbe SaranDekor Tasarım: Cem Yılmazer, Tuluğ ÖzlüIşık Tasarım: Cem YılmazerKostüm Tasarım: Eylül GürcanResim: Güven KıraçOyun Asistanları: Onur Tanyeri, Hazal Arduç    

Bilet al
İDOB "KOLAJ" ile Büyükyalı Fişekhane'de
Dans

İDOB "KOLAJ" ile Büyükyalı Fişekhane'de

Sürecin en zor günlerinde İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçıları evlerinden katıldıkları sayısız etkinlik gerçekleştirmiş, kontrollü olarak dışarı çıkılmaya başlanılan günlerde ise Açık Hava Konserleri ile seyircisi ile buluşmuştu. Ağırlıklı olarak resim sanatında kullanılan latince kökenli bir terim olan kolaj; bir yüzeyde birçok katmanlı kesip yapıştırılmış, birbirinden farklı yüzeylerin oluşturduğu bir formdur. İstanbul Devlet Opera ve Balesi; bu kavramdan yola çıkarak, resimdeki yüzeyi dans ve müzik elementlerini 'kesip yapıştırarak' sahnede oluşturuyor. Opera, bale, modern dans topluluğu, koro, çocuk korosu ve çocuk balesi sanatçılarının bir araya gelerek hazırladıkları 'KOLAJ' toplamda yaklaşık 60 dakika sürecek, 9 Eylül 2020 Çarşamba ve 11 Eylül 2020 Cuma saat 20.00’de gerçekleşecek.      

İstanbul'daki diğer oyunlar

En çok okunan röportajlar

Lorca’nın kadınlarına bugünden bakmak
Tiyatro

Lorca’nın kadınlarına bugünden bakmak

‘Evin Kokusu’ kadınları nasıl bir araya geldi? Sıla Erkan Ben Studio Oyuncuları çıkışlıyım. Orada en son ‘Play’de oynamıştım. Nagihan da orada oynuyordu. Bize ilk zamandan itibaren hem dramaturji hem de çalışma prensibi anlamında nasıl bir oyun çıkaracağımız konusunda yardım edenlerden biriydi. Ondan çok şey öğrenmeye o zamandan başlamıştım. Apartman Sahne’yi kurduktan sonra “Sahnemiz var ve doya doya oyun oynamak istiyorum,” diyordum. Nagihan’a bir karşılaşmamızda “Sen yönetir misin?” diye sordum.  O da ummadığım bir şekilde olumlu yaklaştı. Klasik bir metni alıp onu özümseyip sonrasında onunla beraber yeni bir söz söylüyorsunuz ‘Evin Kokusu’nda. Çok bilinen bir oyunda kendinize dair bir şeyler arıyorsunuz. Anlatmak istediğinizi bu yolla anlatma tercihinizi biraz deşebilir miyiz? Nagihan Gürkan Hem ‘Bernarda Alba’nın Evi’ metnini seçmemiz hem de böyle bir yorumla ilerlememiz birlikte yürüdü. Sıla bana teklif geldiğinde elinde metin olup olmadığını sordum. 2010’da Studio Oyuncuları’nda ‘Bernarda Alba’nın Evi’ üzerinden metnin kelimelerini kullanarak yaptığım yarım saatlik bir tasarım vardı. Bunu önerdim. İçeresinde ses ve hareket tasarımı da olan bir metindi. Bir araya geldikçe şunu konuştuk; biz neden bu metni yapmak istiyoruz? Bernarda Alba bugün nereye değiyor, biz ne anlatmak istiyoruz derken işin özüne doğru gittik. Çıkış noktamız Berbarda Alba iken, onun örtüsü ile bir şey anlatmak yerine, anlatmak istediğimiz şeyin bugün neye tekabül ettiğine baktık. Bugün bir kadın ü

Bir anti kahraman olarak Hedda Gabler
Tiyatro

Bir anti kahraman olarak Hedda Gabler

Sahneye taşınan klasik oyunlar, zaman zaman fikir ayrılıklarına sebep olsa da hep ilgi çekmiştir. Sizin ele aldığınız Hedda Gabler nasıl bir uyarlama? Tuğrul Tülek 1890’da yazılmış bir oyunun hâlâ günümüz dünya düzeninde seyirciyi kışkırtacak, düşündürecek, harekete geçirecek bir gücünün olması ve buna ilk elden şahit olmak müthiş bir duygu. Kendi adıma şimdiye dek çok fazla klasik metin oynamadığım için bu deneyim beni çok heyecanlandırıyor ve yaptığım işe bir kez daha sıkı sıkı tutunmama sebep oluyor. Biz her ne kadar Patrick Marber’ın yeniden yazdığı versiyonu sahneye taşısak da Hedda’nın geri dönüşü olmayan bir yola doğru giden hikayesi tüm dinamikleriyle buluşuyor seyirciyle. Günümüz seyircisiyle daha rahat iletişim kurmak için tercihleriniz oldu mu? Tuğrul ‘Hedda Gabler’ günümüz seyircisinin alışık olduğu hızda ve dinamikte bir metin değil. Karakterleri derinlemesine anlatan, her sözcüğün aslında pek çok duruma ve duyguya referans ettiği çok iyi dinlenmesi, takip edilmesi gereken bir metin. Yani bir tiyatro oyunu olmasının ötesinde çok önemli bir edebiyat eseri. Elbette oyunu sahneye koyarken bugünün seyircisiyle buluşacağını göz ardı etmedik ama metnin, Ibsen’in ve Marber’ın dilinin kaybolmamasına da dikkat ettik. Yani ‘Hedda Gabler’ bizim için de seyirci için de kolay yutulur bir lokma değil. Genel olarak duyduğum iki şey beni çok mutlu ediyor: Birincisi, oyunu izledikten sonra metni okuma ihtiyacı hisseden seyirci sayısı çok fazla; ikincisi de, klasik ve ağır aksak

Efsunlu şehrin efsunlu hikayesi
Tiyatro

Efsunlu şehrin efsunlu hikayesi

  Yazdığınız iki oyuna baktığımızda bir üslubunuz, diliniz olduğunu görüyoruz. Aynı yerden olmasa da ilk oyununuza yakın bir hissiyatı var ‘Kalabalık Duası’nın. Taze bir yazar olarak yazma sürecindeki arayışınız nedir? Volkan Çıkıntoğlu Üslup demeniz beni rahatlattı çünkü önce biçimden hareket ediyorum. Nasıl bir biçim kurabilirim? O bana nasıl yazar eylemi ve yazar hareketliliği sağlar? O hareketlilik acaba nasıl bir içerik çıkarır? Bunları düşünüyorum. ‘Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz’ ve ‘Kalabalık Duası’nın tek ortak yönü bence dili kullanma şekli. Yoksa temaları çok ayrı.  Gerçeklik algılarında da kesişiyorlar sanki. Volkan İkisi de gerçekliği kurcalıyordu. Acemi bir yazar olarak klasik dramatik yapıyı kurmakla ilgili problemim var. Sinemada karşılaştığımız klasik dramatik hikayeler, zaman ileriye giderken karakterlerin hikayelerinin açılması ve bazı şeylerin ortaya çıkması... Bununla ilgili hem felsefi olarak hem kalem olarak bir problemim var. O yüzden gerçeğin tamamını göremiyorum. Gördüğüm kısmını çarpıtmayı, onu kurcalamayı, onunla oyunbaz bir ilişkiye girmeyi seviyorum. Bu oyunbaz şeyin üslubunu nerede bulabilirim diye yazıyorum.  ‘Kalabalık Duası’ için “Hikayesi anlatılamayan oyun.” demiştiniz daha önce. Oyunun hikayesini nasıl anlatırsınız okuyucuya? Volkan Efsunlu bir İstanbul hikayesi. Ama bu tanımdan da kendimi alıkoymaya başladım. Çünkü aslında bir İstanbul hikayesi kurma gibi bir derdim yoktu. İlk olarak Balat Monologlar Müzesi’ne Balat sem

“Raif bana pek çok şey öğretti.”
Tiyatro

“Raif bana pek çok şey öğretti.”

  Oturmuş bir dizinin yeni oyuncusu olmak kolay oldu mu? Rolü kabul ederken bir endişeniz var mıydı? Koşarak kabul ettim. 10 sene yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye geçen Şubat ayında geldim ve en son ekrana çıktığımda dünya çok farklıydı. Tam ümitlerimin tükendiği anda Med Yapım’ın ‘Kadın’ dizisi için genç oyuncular aradığını duydum, showreel’ımı izlediler. İki kez seçmelere girdikten sonra kolumun ölçüsünü aldıklarında diziye kabul edildiğimi anladım. Sonrasında Gökçe’yle (Eyüboğlu) yakışıp yakışmadığımıza baktılar ve ‘Kadın’ macerası böyle başladı. ‘Kadın’ı daha önce izlemiş miydiniz? Oyunculara bir bakayım deyip izlediğimde kadroya inanamadım. İstisnasız herkesin muhteşem oynadığı bir dizi. Onlara yetişmeyi umarak başladım. Bir de tabii kadın hikayesi anlatması, hikayesinin bu denli kıymetli olması, engelli bir bireyi oynuyor olmak benim için çok önemli. Raif karakteri bana başka kapılar açtı ve pek çok şey öğretti. Sektörün koşullarını nasıl buluyorsunuz? Çocuk oyuncuların olduğu bir settesiniz. Mutlaka hassasiyet gösteriliyordur ama süreci sizden de dinlemek isteriz. Çocuklar okula gittikleri için sadece hafta sonu çekimleri oluyor. Hiçbir zaman 12 saati geçmiyoruz ve gerçekten müthiş bir duyarlılık gösteriliyor. Onlar da sete değil lunaparka gelir gibi geliyorlar. Saygı ve hayranlıkla karşılıyorum bu hassasiyeti. Tam tersi bir durum motivasyonumu düşürebilirdi çünkü böyle konularda ultra hassasım. Ailemin de hukukçu olmasından dolayı çocukluktan bu yana ad