Tiyatro

İstanbul sahnesinin en iyi oyunları, tiyatro bilgileri ve röportajlar

Ayın oyunları

Saturday Night Fever

Saturday Night Fever

“Saturday Night Fever” kaçırılmayacak prodüksiyonu ve sadece 8 şovuyla Zorlu PSM’de! Nik Cohn'un hikayesineden esinlenerek Paramount/RSO Film’in yayınladığı ikonik film Saturday Night Fever, efsane tiyatro yönetmeni Bill Kenwright’ın yönetiminde ve The Robert Stigwood Organisation sunumuyla 28 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasında Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’ne taşınıyor!  John Travolta imzasını taşıyan 1977 yapımlı klasiğe hürmet eden ama eskimeyen hit müzikleri, ateşi, dramayı ve yepyeni koreografisiyle dansı farklı bir seviyeye taşıyarak sahneleyen bu görkemli şov sayesinde yerinizde duramayacaksınız! Saturday Night Fever, Brooklyn’da işçi sınıfından olan ve hayatın sert gerçeklerinden kaçmak için disko ve dans dolu bir yolu takip eden Tony Manero'nun dağınık ama heyecan verici serüvenini anlatıyor.

Bilet al
İstanbul'daki diğer oyunlar

En çok okunan röportajlar

Bir anti kahraman olarak Hedda Gabler
Tiyatro

Bir anti kahraman olarak Hedda Gabler

Sahneye taşınan klasik oyunlar, zaman zaman fikir ayrılıklarına sebep olsa da hep ilgi çekmiştir. Sizin ele aldığınız Hedda Gabler nasıl bir uyarlama? Tuğrul Tülek 1890’da yazılmış bir oyunun hâlâ günümüz dünya düzeninde seyirciyi kışkırtacak, düşündürecek, harekete geçirecek bir gücünün olması ve buna ilk elden şahit olmak müthiş bir duygu. Kendi adıma şimdiye dek çok fazla klasik metin oynamadığım için bu deneyim beni çok heyecanlandırıyor ve yaptığım işe bir kez daha sıkı sıkı tutunmama sebep oluyor. Biz her ne kadar Patrick Marber’ın yeniden yazdığı versiyonu sahneye taşısak da Hedda’nın geri dönüşü olmayan bir yola doğru giden hikayesi tüm dinamikleriyle buluşuyor seyirciyle. Günümüz seyircisiyle daha rahat iletişim kurmak için tercihleriniz oldu mu? Tuğrul ‘Hedda Gabler’ günümüz seyircisinin alışık olduğu hızda ve dinamikte bir metin değil. Karakterleri derinlemesine anlatan, her sözcüğün aslında pek çok duruma ve duyguya referans ettiği çok iyi dinlenmesi, takip edilmesi gereken bir metin. Yani bir tiyatro oyunu olmasının ötesinde çok önemli bir edebiyat eseri. Elbette oyunu sahneye koyarken bugünün seyircisiyle buluşacağını göz ardı etmedik ama metnin, Ibsen’in ve Marber’ın dilinin kaybolmamasına da dikkat ettik. Yani ‘Hedda Gabler’ bizim için de seyirci için de kolay yutulur bir lokma değil. Genel olarak duyduğum iki şey beni çok mutlu ediyor: Birincisi, oyunu izledikten sonra metni okuma ihtiyacı hisseden seyirci sayısı çok fazla; ikincisi de, klasik ve ağır aksak

Efsunlu şehrin efsunlu hikayesi
Tiyatro

Efsunlu şehrin efsunlu hikayesi

  Yazdığınız iki oyuna baktığımızda bir üslubunuz, diliniz olduğunu görüyoruz. Aynı yerden olmasa da ilk oyununuza yakın bir hissiyatı var ‘Kalabalık Duası’nın. Taze bir yazar olarak yazma sürecindeki arayışınız nedir? Volkan Çıkıntoğlu Üslup demeniz beni rahatlattı çünkü önce biçimden hareket ediyorum. Nasıl bir biçim kurabilirim? O bana nasıl yazar eylemi ve yazar hareketliliği sağlar? O hareketlilik acaba nasıl bir içerik çıkarır? Bunları düşünüyorum. ‘Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz’ ve ‘Kalabalık Duası’nın tek ortak yönü bence dili kullanma şekli. Yoksa temaları çok ayrı.  Gerçeklik algılarında da kesişiyorlar sanki. Volkan İkisi de gerçekliği kurcalıyordu. Acemi bir yazar olarak klasik dramatik yapıyı kurmakla ilgili problemim var. Sinemada karşılaştığımız klasik dramatik hikayeler, zaman ileriye giderken karakterlerin hikayelerinin açılması ve bazı şeylerin ortaya çıkması... Bununla ilgili hem felsefi olarak hem kalem olarak bir problemim var. O yüzden gerçeğin tamamını göremiyorum. Gördüğüm kısmını çarpıtmayı, onu kurcalamayı, onunla oyunbaz bir ilişkiye girmeyi seviyorum. Bu oyunbaz şeyin üslubunu nerede bulabilirim diye yazıyorum.  ‘Kalabalık Duası’ için “Hikayesi anlatılamayan oyun.” demiştiniz daha önce. Oyunun hikayesini nasıl anlatırsınız okuyucuya? Volkan Efsunlu bir İstanbul hikayesi. Ama bu tanımdan da kendimi alıkoymaya başladım. Çünkü aslında bir İstanbul hikayesi kurma gibi bir derdim yoktu. İlk olarak Balat Monologlar Müzesi’ne Balat sem

“Raif bana pek çok şey öğretti.”
Tiyatro

“Raif bana pek çok şey öğretti.”

  Oturmuş bir dizinin yeni oyuncusu olmak kolay oldu mu? Rolü kabul ederken bir endişeniz var mıydı? Koşarak kabul ettim. 10 sene yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye geçen Şubat ayında geldim ve en son ekrana çıktığımda dünya çok farklıydı. Tam ümitlerimin tükendiği anda Med Yapım’ın ‘Kadın’ dizisi için genç oyuncular aradığını duydum, showreel’ımı izlediler. İki kez seçmelere girdikten sonra kolumun ölçüsünü aldıklarında diziye kabul edildiğimi anladım. Sonrasında Gökçe’yle (Eyüboğlu) yakışıp yakışmadığımıza baktılar ve ‘Kadın’ macerası böyle başladı. ‘Kadın’ı daha önce izlemiş miydiniz? Oyunculara bir bakayım deyip izlediğimde kadroya inanamadım. İstisnasız herkesin muhteşem oynadığı bir dizi. Onlara yetişmeyi umarak başladım. Bir de tabii kadın hikayesi anlatması, hikayesinin bu denli kıymetli olması, engelli bir bireyi oynuyor olmak benim için çok önemli. Raif karakteri bana başka kapılar açtı ve pek çok şey öğretti. Sektörün koşullarını nasıl buluyorsunuz? Çocuk oyuncuların olduğu bir settesiniz. Mutlaka hassasiyet gösteriliyordur ama süreci sizden de dinlemek isteriz. Çocuklar okula gittikleri için sadece hafta sonu çekimleri oluyor. Hiçbir zaman 12 saati geçmiyoruz ve gerçekten müthiş bir duyarlılık gösteriliyor. Onlar da sete değil lunaparka gelir gibi geliyorlar. Saygı ve hayranlıkla karşılıyorum bu hassasiyeti. Tam tersi bir durum motivasyonumu düşürebilirdi çünkü böyle konularda ultra hassasım. Ailemin de hukukçu olmasından dolayı çocukluktan bu yana ad

Okul ve ailenin düellosu
Tiyatro

Okul ve ailenin düellosu

Prestijli William College’da okuyan Özgür’ün okuldan atılmasını, annesi Zeynep kabullenemez. Bu durum Zeynep karakterini, Özgür’ün rehberlik hocası Elif ile karşı karşıya getirir. Tiyatro Yan Etki’nin imzasını taşıyan ve iki kadının yüzleşmesini konu edinen ‘10 Saniye’yi yazarı Erdi Işık, yönetmeni Serkan Üstüner ve oyuncuları Algı Eke ile Nergis Öztürk anlattı.  ‘10 Saniye’yi Yeni Metin Yeni Tiyatro Festivali kapsamında kaleme aldınız. Sanırım teması o zamanlar ‘çöp’müş. Bu temadan hareketle ‘10 Saniye’ nasıl ortaya çıktı? Erdi Işık Çöp teması bana değersizlik duygusunu çağrıştırdı. Çok değer verdiğimiz şeylerin içinde de değersizlik olabileceğini, içlerinin sandığımız kadar dolu olmadığını düşünürken iki karakter aklıma geldi; bir anne ve bir öğretmen. Bu iki meslekten kadını seçme sebebim de toplum tarafından kutsanan meslekler olmasıydı. Kutsallık kavramı üzerinden bir anne ve bir öğretmen arasındaki çatışmayı merkeze yerleştirdim.  Peki, Zeynep ve Elif karakterlerinin yaratım sürecini neler etkiledi? İkisi de ideallikten çok uzak karakterler…  Okuduğunuz haberler veya rastladığınız bir olay size ilham verdi mi? Erdi Öncelikle annemin adı Zeynep, öğretmenimin adı ise Elif. Ama bunun dışında da isimleri belirlerken imajları toplumda iyi olan isimleri seçmeye çalıştım. Bu da yine bizi en baştaki sorulara getiriyor tabii; değerli dediğimiz şey gerçekten değerli mi, normal gözüken şey normal mi? Oyunu yazdıktan sonra iki haber okudum. Adana’da 14-15 yaşlarında iki çocuk k