Müzik

Şehirdeki konserler, festivaller, albüm eleştirileri ve müzisyen röportajları

2019’un şimdilik en iyileri
Müzik

2019’un şimdilik en iyileri

Popüler müzik sahnesinde rüzgar uzun zamandır hip-hop’tan yana esiyor. Demet Akalın’ı bile bir hip-hop şarkısının videosunda görüyorsak bu zaferin geçici olmayacağını tahmin edebiliriz kolayca. Elbette kuru bir popülerlikten ibaret değil bu, vaktiyle caz ya da rock’ın yaptığı gibi zamanın ruhunu yansıtan, aynı zamanda sanatsal kalıpların sınırlarını zorlayan, yeni formlar icat eden bir tür hip-hop. Bu yıl yayınlanan Tyler, the Creator’ın ‘Igor’u ve Flying Lotus’un ‘Flamagra’sı bahsettiğimiz yenilikçiliği taşıyan eşsiz albümler. Avrupa cephesinde de Slowthai ‘Nothing Great About Britain’, Kate Tempest ise ‘The Book of Traps and Lessons’ ile bayrağı taşıyor. Fakat tek gıdamız hip-hop değil elbette, kıyıda köşede hâlâ alternatif cevherler var. Gelin, hip-hop’ı bir yana bırakıp 2019’un heyecan verici albümlerine bakalım.   Vampire Weekend  - ‘Father of the Bride’ New York vampirlerinin, Rostam Batmanglij’in gruptan ayrılmasından sonra nasıl bir dönüş yapacağı merak konusuydu ki Ezra Koenig 18 şarkılık epik bir albümle çıkageldi neyse ki. Vampire Weekend ile ilgili sevdiğiniz her şeyi bir araya getirin ve 18 ile çarpın. Her bir şarkı gerçek birer kötü gün dostu. Bu parçayı mutlaka dinleyin: ‘This Life’.   Thom Yorke - ‘Anima’ Thom Yorke hem Radiohead ile hem de diğer yan projelerinde bir hayli üretken olsa da 2014’ten bu yana bağımsız bir solo albüm yayınlamamıştı. ‘Anima’, Yorke’un elektronik müzik fantezilerini doya doya gerçekleştirdiği bir albüm. Üstüne de Paul Thomas

Karsu
Müzik

Karsu

Başarılı caz vokali Karsu Dönmez, dünyanın pek çok yerinde sahneye çıktı; bunların arasında New York Carnegie Hall ve North Sea Jazz Festival da var. Caz, blues, soul ve funk’ı Türk müziğiyle harmanlayan Karsu’nun on parmağında on marifet var desek yeridir: Piyano çalıyor, İngilizce söz yazıyor, beste yapıyor, şarkı söylüyor… Daha önce canlı dinlemediyseniz, Enka’daki açık hava performansını not edin.

Barlas Tan Özemek
Müzik

Barlas Tan Özemek

Barlas Tan Özemek ilk solo albümü ‘Yalancılar Kahvesinde’yi geçtiğimiz yıl yayınlamıştı. Daha önce Korhan Futacı, Bülent Ortaçgil, Yasemin Mori gibi isimlerle çalışan Özemek’in Bomontiada’nın püfür püfür bahçesinde gerçekleştireceği akustik performansı kaçırmayın deriz.

Selda Bağcan
Müzik

Selda Bağcan

Şehrin çiçeği burnunda açık hava mekanı Vadi 24 Ağustos akşamı bir efsaneyi ağırlıyor: Selda Bağcan. Özgün tarzıyla Türkiye müzik tarihine adını altın harflerle yazdıran, genç neslin ve hatta tüm dünyanın da bağrına bastığı bu kült ismi canlı dinleme fırsatı kaçırılmamalı.

İstanbul Moda ve Müzik Festivali
Müzik

İstanbul Moda ve Müzik Festivali

Moda ve müzik odaklı festival geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenmişti. Bu sene ‘The New Black’ temasını benimseyen festivalde Mabel Matiz, Gaye Su Akyol, Adamlar, Hey! Douglas ve Ekin Beril’i dinleyebilir; ayrıca modacıların yeni tasarımlarına göz atabilirsiniz.

En çok okunan röportajlar

Klein Garten’da gözler onun üzerinde
Müzik

Klein Garten’da gözler onun üzerinde

Gece mesailerinde soluğu Pera’daki Klein Garten’da alanlar, Esma Er’in canlı performansını hayranlıkla izliyor. Er’e kariyerine dair merak ettiklerimizi sorduk.  

Marşandiz: Yolunuza ritim, muhabbetinize tat
Müzik

Marşandiz: Yolunuza ritim, muhabbetinize tat

Bir neslin Anadolu pop geleneğini yeniden keşfetmesini sağlayan Hey! Douglas birkaç aydır bir hayli aktif, tam gaz ilerliyor diyebiliriz. Önce art arda Göksel, Can Gox ve Gaye Su Akyol ile klasik parçaların Hey! Douglas tarzı yorumlarından oluşan tekliler yayınladı. Hepimiz gelmekte olan albümün bir cover albümü olmasını beklerken 10 özgün besteden oluşan ‘Marşandiz’ ile ters köşeye yatırdı Hey! Douglas. Biz hâlâ ‘Marşandiz’i sindirmeye çalışalım, bu satırları yazdığımız sıralarda albüm öncesi teklilerin devamı niteliğinde bir çalışma daha geldi Hey! Douglas’tan. Fikret Kızılok klasiği ‘Leylim Leylim’ orijinal vokallerine dokunulmadan bir Hey! Douglas parçasına dönüştü VeYasin’in elinde. ‘Marşandiz’ gerçekten de her bir vagonunda başka coğrafyalardan, farklı türlerden esintiler taşıyan bir yük treni. Dub etkileri de var, funk da; türküler de çalınıyor kulağımıza soul parçaları da. Albümü dinledikten sonra Hey! Douglas’ın ardındaki isim VEYasin’in kapısını çaldık.   Albümde daha az sample var sanki bu sefer, canlı kayıtların ağırlığı da daha fazla hissediliyor. Telifle ilgili kısıtlamalar mı sizi böyle parçalar yapmaya itti? Sample benim için ses dosyasından öte, deneyim repertuvarımda bulunan birikimlerdir. Bu düşünceyle yaklaşırsak aslında albümün tamamı sample.   Nasıl bir kadroyla birlikte çalıştınız, kimler çaldı albümde? Trombon ve trompette Ekin Eti var. Klarnetleri Hasan Dağlar, flütleri Richard Laniepce çaldı. ‘Randevu’ şarkısının gitarlarında Alper Sarıoğlu

Skye Edwards: Morcheeba her zaman bizim için kürkçü dükkanı oldu.
Müzik

Skye Edwards: Morcheeba her zaman bizim için kürkçü dükkanı oldu.

90’larda yayınladıkları klasiklerin yeri başka elbette ama geçtiğimiz yıl gelen ‘Blaze Away’ albümü de Morcheeba’nın hâlâ formunda olduğunun ispatı niteliğinde. Trip hop’ın emektar ismi Morcheeba’nın PSM Caz Festivali’nde sahne alacağını duyunca vokalist Skye Edwards’a bağlandık. Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz sene Morcheeba olarak yeni bir albüm yayınladınız. 20 yıldan uzun zamandır birlikte müzik yapıyorsunuz. Diğer projelerinizin yanında Morcheeba’nın sizin için anlamı nedir? 18 yaşından beri Morcheeba’nınbir parçasıyım. Artık 42 yaşında olduğumu hesaba katarsak ömrümün yarısından çoğunu bu grubun bir parçası olarak geçirdim, daha öncesini neredeyse hatırlamıyorum desem yeridir. Çok şükür ki ayak uydurması kolay ve rahat bir ekip. Başka projelerle uğraşsak da Morcheebaher zaman bizim için kürkçü dükkanı oldu, dönüp dolaşıp burada kendimizi evde hissettik. Son albümünüz ‘Blaze Away’deki ‘It’s Summertime’dan bahsederken pop radyolarında çalan ama bir şekilde farklılığını hissettiren bir parça diyorsunuz. Farklı pop şarkısı derken kastettiğiniz nedir? Günümüz pop müziğinin özünde ne var sizce? İyi pop müziği severim, ancak bu tanım popüler müziğin ancak %5’ine tekabül eder genellikle. İyi bir pop şarkısının üç dakika gibi kısa bir sürede insanı alıp bir maceraya sürüklemesi inanılmazdır. Sanırım popun özünde daha fazla sayıda insanla bir bağlantı kurabilme çabası yatıyor. Elbette bu ince bir denge işi, yeterince cool olmakla herkesin bağ kurabileceği evrensel doğruları

Benim Sezen’e olan aşkım bir dağ gibidir
Müzik

Benim Sezen’e olan aşkım bir dağ gibidir

Bir önceki albümünüz ‘Yine de Amin’ geçtiğimiz yıl piyasaya çıkmıştı. Üzerinden bir yıl geçmeden ‘Seni Senin Gibiler Sevsin’ ile yeniden karşımızdasınız. Hayatınızın oldukça üretken bir dönemindesiniz sanki. Öyle mi gerçekten? Üretkenim evet, çevremdeki dostlarım da oldukça üretken ve paylaşımcılar, hem de albüm yayınlama sürelerinin o kadar uzun olması gerektiğine inanmıyorum. Ürettikçe paylaşmalıyız, bir mevsimi/bir takvimi kollamadan.   ‘Seni Senin Gibiler Sevsin’in isim babası, tiyatro yazarı Özen Yula. Yula ile yakın arkadaş olduğunuzu duyduk. Yula’ya ait bir sözün, albümün ismi olmasına nasıl karar verdiniz? Bu söz, size neler ifade ediyor, neler hissettiriyor? Geçen yıl okudum Özen’in bu cümlesini ve aklıma kazındı. Sohbet içinde de kullanmaya başladım. Tıpkı ‘Yine de Amin’, ‘Amansız Gücenik’ ve ‘Ütopyalar Güzeldir’ cümlelerini kullandığım gibi. Bir dönem hayatımda önemli saydığım bu kelimeler mutlaka albüm isimlerim olsun istiyorum. Ve sanki herkes de çok yakın hissediyor bu cümlelere kendini. Bir anda yayılıyor ve kocaman bir çetenin sloganına dönüşüyor, sanki.   ‘Seni Senin Gibiler Sevsin’ el birliğiyle yapılmış bir albüm. Konsepti belirleyen, şarkıları yorumlayan sizsiniz ama şarkıların çoğunun söz ve besteleri pek çok önemli müzisyenin imzasını taşıyor. Aralarında en çok dikkat çeken Sezen Aksu belki de… Aksu ile nasıl tanıştınız? Kendisinin ‘Seni Senin Gibiler Sevsin’deki iki şarkıyı size emanet etmesi nasıl gerçekleşti? Sanırım zaten gizli bir gönül bağı

Algiers: Üçüncü Dünya’nın başkenti
Müzik

Algiers: Üçüncü Dünya’nın başkenti

Atlanta ile ilgili son yıllarda radarımıza giren iki şey var. İlki Donald Glover’ın şehirle aynı adı taşıyan harika dizisi, ikincisi ise yayınladıkları iki albümle ağzımızı açık bırakan post-punk dörtlüsü Algiers. Grup ikinci albümünde Bloc Party’den oyuncu transfer etti, prodüktör olarak Portishead’den Adrian Utrey’i masa başına oturttu ve harika bir işe imza attı. İstanbul konserleri öncesinde grubun basçısı Ryan Mahan ile müzikten siyasete uzun bir söyleşi gerçekleştirdik.  Time Out’ta ilk albümünüzden  bahsederken “Ana akım rock, Rage Against the Machine’den bu yana böylesine bir çıkış yapmadı,” demiştik. ‘The Underside of Power’ bu anlamda çıtayı biraz daha yükseltiyor. Daha yüksek tempolu, daha öfkeli bir ruha sahip. Tabiri caizse daha aklı başında bir punk albümü. İki albüm arasında nasıl bir dönüşüm yaşadınız? İltifat için teşekkürler. Şarkılarımız tüm müzikal formları şekillendiren toplumsal dinamiklerle ve tarihle iç içe aslında. Sonuç olarak sanatımızı tamamıyla belirlemese de içinde yaşadığımız çöküş halindeki dünya kaçınılmaz bir şekilde müziğimizi etkiliyor. İki albüm arasında geçen zaman bir anlamda Amerikan emperyal projesinin kalbindeki nefret ve şiddetin bir özeti gibiydi. İkinci albümde kulağınıza çalınan bu sürecin bir yansıması olabilir. Ya da belki de tüm bunlarla bir ilgisi yoktur, sadece içimizden geleni yapıyoruzdur. Öte yandan ana akım rock’a ait olduğumuzu pek kabul etmiyoruz. Rock denilen şey kaçınılmaz bir şekilde aşırılık, şovenizm ve erkek e

En iyi kulüpler

Klein
Gece hayatı

Klein

Elektronik müziğin yeni gözdesi

Nardis Jazz Club
Müzik

Nardis Jazz Club

İstanbul'un jazz mabedi

Peyote
Müzik

Peyote

Şehrin alternatif müzik adresi

Mini Müzikhol
Kulüpler

Mini Müzikhol

Cihangir'in underground diskoteği