Müzik

Şehirdeki konserler, festivaller, albüm eleştirileri ve müzisyen röportajları

48. İstanbul Müzik Festivali
Müzik

48. İstanbul Müzik Festivali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 48. İstanbul Müzik Festivali, Beethoven’ın Aydınlık Dünyası teması etrafında şekillenen festival konserlerinin çekimleri İstanbul ve çeşitli Avrupa şehirlerindeki tarihi mekânlarda gerçekleştirilecek. Festival kapsamında gerçekleşecek izleyicili konser Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), 19 Ağustos Çarşamba akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkacak. Konserde COVID-19 önlemleri sebebiyle sınırlı sayıda izleyici yer alacak. Festival programındaki tüm konserlerin kayıtları video formatında dijital ortamda yayımlanacak ve fiziki konserlere oranla daha erişilebilir bilet fiyatlarıyla, Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından sanatseverlere ulaşacak.    

Baba Zula // Make Mama Proud (Vitrin Geceleri)
Müzik

Baba Zula // Make Mama Proud (Vitrin Geceleri)

Kültürümüzü müziği, duruşu ve kostümleriyle özgün bir şekilde yansıtan ve dünyaya mâl olan BaBa Zula’dan söz ediyoruz. Konserde bir bakıyorsunuz Ümit Adakale darbuka solo atarken Levent Akman kaşık çalıyor. Diğer yanda Murat Ertel kendini kaptırmış, sazını göğe kaldırıp şarkı söylüyor. Onları sahnesini özel kılan da bu: Önce kendileri eğleniyor. Müzik hayatlarında 20 yılı geride bırakan grup, son albümleri Derin Derin’den ve eski albümlerinden sevilen parçalardan oluşan repertuvarıyla festival sahnesine renk katıyor. Gecede yer alacak diğer ekip ise sahnelerini “kazma, kürek ve yıkım” olarak anlatan Make Mama Proud. Garage, stoner, desert rock ve blues’dan ilham alan grubun müzik dağarcığı oldukça geniş. Biletleri Biletix'ten alabilirsiniz. Etkinlik 3 Ekim - 3 Kasım tarihleri boyuncadır.  

Technoween
Etkinlikler Bilet al

Technoween

Elektronik müziğin yıldız isimleri 31 Ekim akşamı Volkswagen Arena'da Marginal Events’in düzenlediği TechnoWeen gecesinde müzikseverler ile buluşacak. Cadılar Bayramı gecesindeki "Dark Halloween" deneyimi saat 22:00'de başlayacak ve sabahın ilk saatlerine kadar aralıksız devam edecek. Drumcode DJ, Lilly Palmer, Thomas Schumacher, Sasha Carassi, Mark Reeve, Sezer Uysal ve Suit&Panda'nın sahne alacağı bu geceyi kaçırmayın.  

Bilet al
Evgeny Grinko
Müzik Bilet al

Evgeny Grinko

İlk bestesini 16 yaşındayken üyesi olduğu bir punk grubu için yapan Grinko, bestelerini bu zamanda dinlediğinde kendisine ait olduğuna inanamasa da punk onun için müziğe ilk adım. Piyano ile klasik müziğe geçmesi ise 24 yaşında minimalist müziğe duyduğu merakla ve piyano çalmayı öğrenmesiyle başlıyor.Grinko, büyüdüğü ülke ve kültürden büyük izler taşıyor ve bunları bestelerine aktarıyor. Evgeny’nin Zhukovsky’de bestelediği ve tek başına kaydedip mixlediği Cinematic Melodies EP’sinin (2009) kapanış şarkısı Morning in Pripyat, Kuzey Ukrayna’da bulunan Pripyat şehrini anlatıyor. Pripyat 1970‘de Çernobil Nükleer Santrali çalışanları için inşa edildi.Son olarak kayıtlarını İstanbul’da gerçekleştirdiği Silent Like Water adlı kısa albüm yayınlayan sanatçı bu kısa albümde Lev Knipper’in Polyushko Polye eserini Field adıyla yorumlamıştı.Dinleyenleri düşsel yolculuklara çıkaran tarzı ve duygusal bestelerle dolu iki albümü "Cinematic Melodies" ve "Winter Sunshine" ile kazandığı ünü, "Valse" adlı şarkısıyla pekiştiren sanatçı, bu şarkısıyla YouTube'da 10.000.000'dan fazla görüntülenme rekoru kırıyor.Moskova'nın yakınında Zhukovsky adlı küçük bir kasabadan çıkan fakat kısa sürede adını tüm dünyaya duyuran genç piyanist, geniş bir keman ailesi ve akordeoncu 5 müzisyen ile sahne alıyor. Evgeny Grinko, konserlerinde piyano haricinde gitarda ve davulda da hünerlerini gösteriyor.  

Bilet al
Boris Brejcha In Concert
Müzik Bilet al

Boris Brejcha In Concert

Minimal Techno efsanesi Boris Brejcha 27 Kasım 2020’de İstanbul’da! Geçtiğimiz sene tüm biletleri 2 ay önceden tükenen "Boris Brejcha In Concert" konseri, yepyeni sahne şovuyla 27 Kasım’da Volkswagen Arena’da! FCKNG Serious prodüksiyon ekibinin de yer alacağı, ses ve ışığın harikalar yaratacağı bu konser unutulmazlar arasında yerini almaya hazırlanıyor.

Bilet al
İstanbul'daki diğer konserler

En çok okunan röportajlar

Yeni albüm müjdesi
Müzik

Yeni albüm müjdesi

2013 yılında piyasaya çıkan ‘Bensiz’ albümünüzün Borusan Müzik Evi’ndeki canlı konser kayıtlarından oluşan ‘Bensiz Live’ 18 Eylül’de piyasaya çıktı. Canlı performans kayıtlarından oluşan bir albüm hazırlamaya nasıl karar verdiniz? Neden ‘Bensiz’ albümünüzü tercih ettiniz? 2015 yılında ‘Bensiz’ albümünün Borusan Müzik Evi’ndeki konserinde seyirci ve konser mekanı ile çok güzel bir enerji yakalamıştık. Konserin ses ve video kayıtları da bu paylaşımı gayet net bir şekilde taşıyordu. Özellikle hem pandemi hem de sosyal olarak çok büyük bir dönüşümün acıları içerisindeyken bu konserin enerjisini dinleyenler ile paylaşmak istedim. Bir nebze de olsa nefeslerine ferahlık verebilirsek ne mutlu bana. Ayrıca son zamanlarda dijitalleşme ile müzik üretiminde organik nitelik giderek kayboluyor. Konserde yakaladığımız paylaşımın özel niteliği ile dinleyenlere organik müzik paylaşımının ne kadar güçlü ve özel olduğunu hatırlatmak istedim. ‘Bensiz Live’ı yapıtlarına imza koymayan Orta Çağ sanatçılarına ithaf etmenizin sebebi nedir? Uzun yıllardur Osmanlı, Rönesans, İslam Medeniyeti gibi konularla ilgili okumalar yapıp, o dönemin insanlarının dünyayı nasıl algıladığını anlamaya çalışıyordum. Modern endüstrileşmiş dünyanın bize sunduğu bilgilerin aksine modern öncesi dönemlerde bilgi üretim ve yaratım süreçleri insanlığın ortak üretimi olarak değerlendiriliyormuş. Bu bilgi beni çok etkilemişti. Günümüzde egomuz o kadar fazla bizi yönetir oldu ki birlikte bir şey yapmayı unuttuk. Birlikte olsak bile egolarımızın yarattığı ilüzyoni benlikten sıyrılıp kimseyle bir şey paylaşamaz hale geldik. Bu durumu çok uzun süredir akademik, sanat ve iş dünyasında gözlemliyordum. O kadar her noktada ben der olduk ki bu durumdan sıyrılmayı hatırlatmak için Orta Çağ sanatçılarının imzasız eserlerine atıfta bulunmak istedim. 2019 tarihli ‘Reverse Perspective’te, albümle aynı adı taşıyan ve Orta Çağ’a ait olan bir görsel sanatlar tekniğini kullanarak parçaların armonik yapısını oluşturmuştunuz. Orta Çağ sanatına özel bir ilginiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Bunun sebebi nedir? Rönesans ile başlayan doğrusal perspektif algısı Endüstri Devrimi ile zirveye ulaştı ve modern dünyada yarım asırdır artık geçerliliğini yitirmiş bir algı olarak ömrünü tamamladı. Bunu felsefe, sanat ve bilim dünyasındaki tıkanıklıklarla gayet net bir şekilde görmeye başladık. Bu durumun yaratmış olduğu baskıyı hayatımın her noktasında hissetmeye başlamıştım. Cemal Kafadar’ın ‘Kim Varmış Biz Burada Yoğ İken’ kitabı bana bambaşka bir çerçeve gösterdi. Orta Çağ ve Osmanlı ile ilgili ezberlerim bir anda yıkılmıştı ve kendimi Orta Çağ dünyası hakkında birçok kitap okurken buldum. Bunlardan en önemlisi Pavel Florenski’nin  ‘Tersten Perspektif’ kitabı oldu. Tersten perspektif, Orta Çağ dünyasındaki en temel algı olup zamanındaki ihtiyaca göre kullanılıp sonra terk edilmiş. Ben de günümüzde doğrusal düşünme ve doğrusal perspektif ile ezberleri nasıl kırarım düşüncesiyle tersten perspektifi modern armonik dile aktarmaya çalıştım.  Osmanlı müziğini caz müziğiyle harmanlayarak tanındınız, ayrıca Osmanlı-Türk müziği üzerine yurt dışında seminer ve atölyeler düzenlediniz. Osmanlı-Türk müziğine olan ilginizin kaynağı nedir? Çocukluğum halk müziği ve uzun havalar dinleyerek geçti. Lise ve üniversite yıllarımda rock’tan klasik müziğe, flamenkodan caza kadar birçok türde müzikler dinliyordum. Üniversite döneminde yaptığım bir Anadolu gezisinden sonra Türk müziğine daha derinlemesine yönelmeye başladım ve İstanbul Teknik Üniversitesi Türk müziği master programını tamamladım fakat daha bütünsel bakma ihtiyacı taşıyordum. O yüzden Osmanlı-Türk müziğini sadece müzik yönüyle değil mimari, felsefi ve toplumsal yönden anlamak için farklı kaynaklardan çok yönlü bir araştırma süreci yaşadım. Yurt dışında Osmanlı ve Türk müziğine bakış nasıl? Çok ciddi bir ilgi var ama egzotik ve süsleyici bir unsur olarak görülüyor çoğunlukla. Sonuçta Osmanlı-Türk müziği Orta Çağ estetiğiyle şekillenmiş bir dünya. Bu temel farklılık batı dünyası için derin bir engel. Bu kültürle temelden bir ilişki kuramasalar bile bu müziğin önemli bir disiplin ve kültür ürünü olduğunun farkındalar. Los Angeles’taki genç hapishanesinde mahkumlar için Türk müziği atölyesi düzenlemiştiniz. Bu sizin için nasıl bir deneyimdi, nasıl tepkiler aldınız? 11 Eylül sonrası Amerika’da kültürler arası diyalog çok yaygın bir hal almıştı. Beni de böyle bir organizasyona davet etmişlerdi. Mahkumlara Türk müziğini anlatmak ve çalmak bu organizasyonun bir parçasıydı. Karşımda çok genç yaşlarda inanılmaz sert hayat tecrübeleri yaşamış insanlar vardı ve hâlâ çok gençlerdi. Gardiyanlar herhangi bir olumsuz durum yaşanırsa bize koşmamız gereken koridoru gösteriyorlardı. Çok gerilmiştim. İlk grup geldiğinde karşımda birçok cinayet işlemiş 10-15 yaşlarında çocuklar vardı. Konuşmamı toparlamakta zorlanıyordum. İkinci grup 15-20 yaş aralığındaydı. Onlarla iletişimim daha rahattı. Hatta daha sonra birlikte kodeslerinde yemek yedik. En unutamadığım an ise oradan ayrılırken beni alkışlamaları olmuştu. Müzikte en temel unsur groove denilen ritim ve zaman arasındaki etkileşimdir. Bunun formu kültürden kültüre değişse de groove her müzikte kendini var etmeye çalışır. Bizi dinlediğimiz ya da ürettiğimiz müzikle bütünleştiren ve kendimizi daha uyumlu, sakin hissettiren groove’un içinde olup olmayışımızdır. Hem müzik yaparken hem de öğrencilerimi yönlendirirken groove’un açmış olduğu kapıyı hissetmeye ve hissettirmeye çalışırım. ECM Records projesi olan ‘Journey to Anatolia’ albümünde çalarak, bu önemli plak şirketinde yer alan ilk Türk ud sanatçısı oldunuz. O dönemde ECM Records ile yollarınız nasıl kesişti? ‘Journey to Anatolia’ projesini oluşturan Marc Sinan ve Dresden Senfoni direktörü Markus Rindt hem Türk müziği hem de Batı müziği bilen müzisyen arıyorlardı. ‘İlk Renk’ albümümden sonra tanıştık ve beni projeye davet ettiler. Bu proje Batı ve Türk müziği enstrümanlarının birleştirilmesiyle oluşmuş bir sentezdi. Ud çalmanın yanı sıra diğer Türk müziği enstrümanlarının Batı müziği enstrümanları ile orkestrasyonu konusunda onlara yardım ettim. Almanya’da Berlin Filarmoni salonu dahil birçok festivalde ‘Journey to Anatolia’ konserleri ile bu proje büyük bir kitleye ulaştı ve dünyaca ünlü ECM Records tarafından 2013 yılında albüm olarak dinleyiciye sunuldu. Müzisyen kimliğinizin yanı sıra eğitmen kimliğinizle de tanınıyorsunuz. Şu anda Modern Müzik Akademisi’nin direktörüsünüz ve burada ders veriyorsunuz. Sahnede olmak ve beste yapmak ile eğitim vermek birbirlerinden oldukça farklı deneyimler. Bu iki alan birbirini nasıl besliyor? Eğitim benim için daima çok özel bir alan oldu. En önemli çıkardığım sonuç, deneyimlenmeyen hiçbir şey öğrenciye aktarılamaz. Lafzi anlatımlar öğrencilerin dünyasında hiçbir anlam ifade etmiyor. Müzisyen olarak deneyim derinliğim arttıkça öğrencilerime aktarım gücüm o kadar arttı. Aslında antik Yunan’da bu durumu anlatan harika bir yöntem var, ‘dolaylı iletişim’ olarak adlandırılıyor. Öğretmen öğrencilerine şöyle yapmalısın böyle yapmalısın şeklinde didaktik bir formla ders anlatmıyor. Anlatacağı konuyu belirledikten sonra o konuyla olan tecrübelerini olabildiğince objektif bir yerden aktarmaya çalışıyor. Verdiğim derslerden biri sonrası konservatuvar kökenli bir öğrencim yanıma yaklaşıp şaşırmış bir şekilde “Hocam yaptığınız yanlışları bizimle nasıl rahat bir şekilde paylaştınız, ben hayatım boyunca böyle bir tavır görmedim,” demişti. Sahne olsun, bestecilik olsun müzik hayatım boyunca yaşadığım her türlü sürecin artısı ve eksisini öğrencilerimle paylaşmak hem onlar hem de benim için çok besleyici bir süreç. Son dönemde sizi en çok etkileyen albümler hangileri? Nicholas Britell’in ‘The Big Short / Büyük Açık’ filmi için yaptığı müzikleri çok etkileyici buldum. Özellikle ‘Redemption at the Roulette Table’ parçasında piyanoları kullanma biçimi gerçekten dahice. Adam Rogers’ın ‘Sight’ albümü hem caz gitar trio açısından hem de klasik gitar düzenlemeleriyle beni çok etkiledi. Heinz Holliger’in Bach obua konçertolarını yorumladığı ECM albümü özellikle kayıt sırasında yakalanan ambiyans ve dengeyle beni çok etkiledi. Anat Cohen ve Marcello Gonçalves’in klarnet gitar duo albümü Brezilya müziğine farklı ve renkli bir yorum getiren Moacir Santos’un eserlerinden oluşuyor. Herkese tavsiye ederim dinlemesi gerçekten çok keyifli. Toros Can’ın Henry Purcell süitlerini yorumladığı albüm, yorum ve prodüksiyon kalitesi ile bu dönemde dinlemekten çok keyif aldığım albümlerden. ‘Bensiz Live’ sonrası için planlarınız nedir? Yeni müzikler yazmak için kendime deneme yanılma dönemi yaratmak istiyorum. Boş zamanlarda sadece müzikle vakit geçirerek yeni müziklerin çıkabilmesi için kendime koşulsuzca zaman vereceğim. Akademik, entelektüel ya da endüstriyel baskıdan uzak bir ortamda kendim ile müzik arasındaki ilişkiyi izlemek ve sonuçlarını gözlemlemek istiyorum.  Pandemi ve karantina müzik dünyasını tüm dünyada oldukça olumsuz etkiledi. Bu süreci siz nasıl geçirdiniz? Müzik dünyasını 2020’nin geri kalanında ve 2021’de neler bekliyor sizce? Yoğun meditasyon yaparak ve kitap okuyarak geçirdim. Eğitimlerimi de online bir şekilde sürdürmeye çalıştım. Aslında sadece müzik dünyası için değil genel olarak derin bir dönüşüm yaşayacağımız bir döneme girdik diyebilirim. Çok uzun süredir her alanda insanlar yaptıkları şeylere inanmadan yapay kaygılar ile bir şeyler ortaya koyuyordu. Galiba artık sahte şeyleri satın alacak ne paramız ne de enerjimiz kalacak. Hakiki ve uzun vadeli bir hayat formuna dönüş yapmak zorunda olacağımız bir döneme girecekmişiz gibi hissediyorum. Pandemi önlemleriyle birlikte dijital konserler ve sosyal mesafeli etkinliklerle yetinmeye başladık. Bu gidişat ile sektör ayakta kalabilir mi? Bu form ile ayakta kalmak çok zor gözüküyor. Organizasyonlar seyirciyle bir şekilde ilişkiyi sürdürmek istiyorlar. Salgın temizlendikten sonraki sürece yatırım şeklinde okuyorum bu durumu. Kim ne kadar dayanabilecek hep birlikte göreceğiz. Umarım yaşadığımız dönüşüm çok derin acılara sebep olmadan tamamlanır ve yeni oluşumlarda herkes hem hak ettiği hem de arzuladığı yerlerde müzik üretimine ve paylaşımına katkıda bulunur. ‘Bensiz Live’ piyasada.    

The Moment’ın özel performans serisi 6LACK ile devam ediyor
Sanat

The Moment’ın özel performans serisi 6LACK ile devam ediyor

Müziğin yarattığı unutulmaz anların eşlikçisi olan The Moment, Universal Music iş birliği ile dünyaca ünlü sanatçıların performanslarını online olarak yayınlamaya devam ediyor. “The Moment” özelinde oluşturulan her performans, müzikseverlere en sevdikleri sanatçıları daha önce hiç olmadığı gibi görme şansı veriyor. Eylül ayında Jax Jones ile başlayan ve Youtube üzerinden gerçekleştirilen performanslar, bu ay “6LACK” konseri ile devam ediyor. “6LACK” performansı sanatçının youtube hesabında yayında. The Moment ve Universal Music iş birliği ile muhteşem bir performansa imza atan dünyaca ünlü “6LACK”, alternatif R&B müziğinin yıldızı olarak biliniyor. Bugüne kadar Lil Baby, Ty Dolla Sign ve Khalid ile iş birliği yapan “6LACK”, dünyada hit olmuş ödüllü “Pretty Little Fears” ve “Waves” şarkıları ile müzik listelerinin zirvesine oturması ile de tanınıyor. Daima sevenlerine özel müzik anları sunmayı amaçlayan The Moment, rakipsiz yetenek kadrosu ile dünyanın en etkili sanatçılarını çatısı altına bulunduran Universal Music ile iş birliği yaparak; bu yılki özel koşullara rağmen müzikseverlere, müziğin keyfini çıkarabilmeleri için yeni fırsatlar yaratmaya devam ediyor.        

Y Bülbül’ün ilk albümü için geri sayım
Müzik

Y Bülbül’ün ilk albümü için geri sayım

Londra’da yaşayan müzisyen Y Bülbül (Yiğit Bülbül), 6 Kasım’da ilk albümü ‘Fever’ı yayınlamaya hazırlanıyor. Son olarak Gözyaşı Çetesi’nin ‘Ben Aşkın Değerini Bilemedim’ parçasına yaptığı remiksle radarımıza giren Y Bülbül, ‘Fever’da avangart poptan ambient’a uzanan perküsyon bezeli altı parçayla karşımıza çıkıyor. Alman bağımsız plak şirketi Pingipung etiketiyle dijital ve plak formatında yayınlanacak albümü Bandcamp’ten ön sipariş ederek ‘Alo?’ parçasını şimdiden edinebilirsiniz. Bandcamp’in pandemi döneminde başlattığı kampanya kapsamında 2 Ekim’de vereceğiniz siparişlerin tüm gelirinin müzisyenlere gideceğini de not düşelim. ybulbul.bandcamp.com

Arzunun kanatları
Müzik

Arzunun kanatları

Pandemi süresince The Bobcast isimli DJ setler yayınladınız. Bu videolar dinleyici kitlenizle etkileşiminizi nasıl etkiledi? Jimmy Vallance The Bobcast’i yayınlamak eğlenceliydi ve izleyicilerimizle küçük çapta etkileşime geçmek için güzeldi. Yine de canlı performanslarla karşılaştırmak mümkün değil. Hepimiz kapalı mekanlarda kalmaya mecbur olduğumuz ve insanlarla alışık olduğumuz biçimde dışarıda sosyalleşemediğimiz için yeni koşullara adapte olmak durumunda kaldık. Canlı yayın, hayranlarımıza ulaşmak için iyi bir araç; böylece hepimiz bir arada olmak için duyduğumuz ortak arzuyu paylaşabiliyoruz. Bu da dayanışma yarattığı için güzel. Tekrar bir araya gelinceye dek, umut ışığını görmeye çalışıyoruz ve sınırlı iletişimin tadını çıkarıyoruz. Türkiye’de önemli bir dinleyici kitleniz var. Müziğinizin buradaki dinleyicilere hitap eden yönleri sizce neler? Türkiye’deki performanslarınız nasıl geçiyor? Tom Howie Türkiye harika bir ülke ve kültürünü seviyoruz. İstanbul dünyadaki favori kentlerimizden ve kesinlikle çalmayı en çok sevdiğimiz üç şehirden biri. Çeşme’deki performanslarımıza da bayıldık. Türkiye’deki hayranlarımız öyle coşkulu ve heyecanlı ki orada çalmak her zaman harika. Seyircinin tepkisi bizi çok mutlu ediyor. Açıkçası Türkiye’nin bizi neden kucakladığını tam olarak bilemiyoruz. Müziğimizle evrensel bir şeyler paylaşabildiğimiz için her yerden insana hitap etme şansımız oldu. Turnelerden öğrendiğimiz bir şey var: Ne kadar farklı âdetlerimiz olsa da, ne kadar farklı diller konuşsak da temelde insan olarak hepimiz aynıyız. Türkiye’deki insanlar da özlerinde diğer herhangi bir yerdeki insanlardan farklı olmadığından, aynı şeylerden etkilenmemiz çok olağan. Söz konusu durumda bunu yaratan bizim müziğimiz olduğu için çok şanslıyız. ZHU ile birlikte çalışmaya nasıl karar verdiniz? Kayıt süreci nasıldı? Tom ZHU ile birkaç yıl önce bir festivalde tanıştık ve sahne arkasında takılırken çok iyi anlaştık. Sonrasında irtibatta kaldık ve ortak bir şeyler yapma fikri gündeme geldi. Son albümümüz ‘Battle Lines’ın turnesindeyken fırsat olduğunda yeni fikirler üstünde çalışıyorduk. Los Angeles’ta birkaç günlük boşluğumuzda stüdyoya girmeye karar verdik. ZHU da şehirdeydi ve beraber takılıp bir şeyler denemeyi önerdik. Çok eğlenceli ve rahat bir buluşmaydı ve belirli bir hedefimiz yoktu. Stüdyo çalışmaları bazen sihir gibidir, fikirler kolayca ve hızla gelir. Bazense zorlayıcıdır, ne olacağını tahmin etmek mümkün olmaz. Şanslıydık ve büyüleyici bir buluşma geçirdik. Herkes fikirlerini ortaya koyuyordu ve sonra denemeler yapıp şarkılar söylüyorduk. Duyduğunuz şarkının esas fikri o stüdyo denemesinin öğle ve akşamında oluştu. Daha sonra turne esnasında birkaç paslaşmayla son haline getirdik. Çok eğlenceli bir buluşmaydı ve sonuçtan çok memnunuz. ‘Desire’ için animasyon bir video hazırladınız. Videonun görsel dünyası şarkınızın duyuluşunu nasıl etkiliyor? Jimmy Bu video karantinanın ve seyahat kısıtlamalarının doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Gerçek insanlarla bir klip çekmeyi planlıyorduk ancak sosyal mesafe kuralları nedeniyle animasyon olmasına kadar verdik. Sonuç umduğumuzdan çok daha iyi oldu. Şarkı ve şarkının bulunduğu albüm arzunun farklı yönleriyle ilgili. Arzu sizi özgürleştirebilir, köleleştirebilir, mahvedebilir ya da hiç bitmeyen bir mağlubiyet döngüsüne itebilir. ‘Desire’ klibi için Yunan mitolojisindeki İkarus’un hikayesinden yola çıkıldı. İkarus’un güneşe çok yakın uçması ve bal mumundan kanatları eridiği için düşüp ölmesi arzunun sizi mahvedebileceğini simgeliyor. Klipte İkarus gibi düşmekte olan iki kişi görüyorsunuz. Bazen birbirlerini teselli eder gibi tutuyorlar, bazen de birbirlerini boğuyor gibi görünüyorlar. Arzunun iki yönü sembolize ediliyor böylece: Zevk ve acı. Görsel interaktif çalışıyor, ister zevki simgeleyen kırmızı ister acıyı simgeleyen mavi filtreyle izleyebiliyorsunuz. Bu size öykünün tek tarafını sunuyor. İsterseniz de iki renkli haliyle tüm resmi görebilirsiniz. Çift hiç bitmeyen bir döngü içinde düşüyor. Gökyüzünden bir şehir manzarasına ve sonra da bir hangara doğru. New York’ta hangar partilerinde çalmaya başladığımız için böyle bir gönderme yaptık. Klibi Owen Brown yönetti. Konsepti çok iyi oturttu ve müzikteki şiirselliği görsel formata çok iyi aktardı. Sonuçtan çok memnunuz ve görsel unsurların şarkının duygusunu en iyi aktardığı çalışmamız olduğunu düşünüyoruz. Albümdeki şarkılar birbiriyle bağlantılı ilerliyor. Bu durum albümü dinleme deneyimini nasıl etkiliyor? Tom Bu albüm konsept bir kayıt. Turnedeyken after party’lerde, otobüste ya da uçakta DJ setler çalıyorduk ve bu setlerde iyi işlediğini düşündüğümüz çeşitli beat ve groove denemelerini kullanıyorduk. Boş günlerimizdeki stüdyo kayıtlarında bunları geliştirip şarkılara dönüştürmeye başladık. ZHU ile yaptığımız şarkı bittiğinde ve diğer şarkılara söz yazarken temaların genelde arzu kavramına yoğunlaştığını fark ettik. Ayrıca şarkıları bir DJ miks gibi birlikte kurgularsak daha akışkan bir dinleme deneyimi yaratabileceğimizi düşündük. Şarkıların birbirine bağlı olması hem arzunun hayatımızdaki yerine dair düşünmemize olanak tanıyor hem de müziğin bir bütün olmasını sağlıyor.  Bazı yönetmenlerin hep aynı filmi çektiği söylenir. Benzer bir durum müzisyenler için de geçerli mi? Jimmy Şanslıyız çünkü kariyerimiz boyunca kimse bize ne tür müzik yapmamız gerektiğini söylemedi. Yapmak istediklerimizin sorumluluğu bize ait ve bu yaratıcı anlamda heyecan verici. Vizyonumuza güvenen bir plak şirketiyle çalıştığımız için şanslıyız. Bazı sanatçılar konfor alanlarında kalıp üretimlerinde tekrara düşebiliyor. Biz müziğimizde bizi biz yapan unsurları her zaman korumayı umuyoruz, öte yandan her yeni işimizde kendimizi zorlayıp söz ve müzik anlamında yeni bakış açıları yakalamaya çalışıyoruz. Sizce müzikal anlamda ayırt edilebilir bir stile sahip olmak ne demek? Kendi işlerinizi bu açıdan nasıl görüyorsunuz? Tom Bir bestecinin şöyle bir sözü vardı: Her büyük müzisyenin işinde onun etkilendiği kişileri açıkça duyabilmelisiniz ancak bu kişiler müzisyenin kendi özgün stilini asla bastırmamalı. Bu bana her daim güzel bir hedef gibi geldi. Herkes hayran olduklarını taklit edip süreç içinde doğal olarak kendi stillerini geliştirmeyi umuyor. Biz kendine özgü bir stilimiz olduğunu düşünüyoruz ve neyi sevdiğimizi biliyoruz. Yine de bunun hakkında çok düşünmemeye çalışıyoruz ve bizi heyecanlandıran müziği üretmeye devam ediyoruz. Eğer bizi harekete geçiriyorsa başkalarını da etkilemesini umuyoruz. Şarkı üretimi içe dönük bir süreç ancak konserler çok sosyal ortamlar. Çalışırken bu farklı enerjilere adapte olmanız kolay mı? Zamanınızı nasıl organize ediyorsunuz? Jimmy İkimiz de farklı zamanlarda içe dönük ve dışa dönük olma konusunda rahatız. Yaratıcı fikirleri ve ifadeyi bulma sürecindeki içe dönüklüğü seviyoruz, öte yandan bu fikirlerin gelişmiş hallerini insanlarla paylaşmak da inanılmaz derecede tatmin edici. Eğer sadece birini yaşıyor olsaydık tatmin olamazdık. Karakterlerimiz ikisine de elverecek şekilde geliştiği için şanslıyız. Bu açıdan bu yıl ilginçti. Turneye çıkamadığımız için müziğimize konsantre olabilecek zamana sahip olmaktan çok memnunduk. Şimdiyse seyirciyle buluşmaya can atıyoruz. Zamanımızın çoğunu müziğe ayırabilecek şekilde organize oluyoruz. İlham gelmese bile disiplinli olmalısınız ve stüdyoya girip çalışmalısınız. O büyü tekrar oluşana kadarki zamanı iyi değerlendirmeli ve yeni şeyler öğrenmeye devam etmelisiniz. Turnedeyken fikirlerin çok garip zamanlarda geldiği oluyor. Onları gelecekte değerlendirmek üzere bir şekilde kayıt altına almaya çalışıyoruz. ‘Desire’ piyasada. www.bobmosesmusic.com    

Kadebostany 4.0
Müzik

Kadebostany 4.0

Kimi müzisyenlerin kimyası Türkiye ile öyle iyi tutuyor ki, bir süre sonra bu insanlar buralı mıydı, değil miydi unutuyoruz. İsviçreli Kadebostany rahatlıkla bu kategoride sayılabilir. Son EP’leri ‘DRAMA Act 1’da yepyeni bir görsel dil ile karşımıza çıkan Kadebostany’nin elebaşı Guillaume de Kadebostany ile son gelişmeleri konuştuk. Yeni EP’niz ‘DRAMA Act 1’ın ardındaki hikaye nedir? Geçmişe baktığımızda nasıl bir değişim görüyorsunuz? Kadebostany Cumhuriyeti’ni yarattığım günden beri sanatsal üretimime belli dönemler olarak bakıyorum. ‘DRAMA’ dördüncü dönemim. Geçtiğimiz yaz bir etkinlikte DJ’lik yapmak için üç günlüğüne Ibiza’ya gittim. Bu seyahat sırasında ‘DRAMA’ için ilham aldım diyebilirim. Stüdyoma döner dönmez yeni şarkıları yazmaya başladım ve albümü üç ay içinde tamamladım. Üzerine çok da fazla düşünmeden, kılı kırk yarmadan üretmek istedim. Önceliğimiz sanat için sanat değil, insanlar arasında köprüler kurmak ve sosyal deneyler yapmaktı. ‘DRAMA Act 1’ (1. sahne) ismi bu şarkıların daha büyük bir konseptin parçaları olduğu izlenimini yaratıyor. Başka ne gibi planlarınız var? ‘DRAMA’ turnesinden neler beklemeliyiz? ‘DRAMA’nın odağında özgürlük var. Yaratıcılık anlamında kendimi tamamen özgür bıraktım. Birkaç farklı dil var konsept içinde, ayrıca büyük bir opera etkisi de mevcut. Aklımda evrensel bir vizyon var, gerçekten yaratıcı olduğum bir dönemden geçiyorum. Bu yüzden tüm enerjimi 10-12 şarkılık bir albüme ayırmaktansa farklı arayışlarımı karşılayacak şekilde par

En iyi kulüpler

Klein Wal
Müzik

Klein Wal

Yeni Klein’ı keşfedin: "Klein Wal" Şehrin en iddialı gece kulüplerinden Klein, kısa bir süre önce Ayazağa’ya taşındı. Son beş yıldır İstanbul’un gece hayatına damgasını vuran Klein, Harbiye’deki efsaneleşen mekanına veda etti. Artık yeni bir konseptle ve Klein Wal ismiyle Ayazağa’da ikamet ediyor. 2.500 kişilik kapasiteye sahip mekanın, şehrin en büyük gece kulübü olduğunu söylersek, abartmış olmayız. Klein, son derece güçlü ses ve ışık teknolojisiyle yine her zaman olduğu gibi iddialı. Mekanda geceye ve aylara göre bambaşka ışık konseptleri sunuluyor, böylece dans ederken sadece müziğin değil, ışık şovlarının da etkisiyle farklı bir boyuta ışınlanıyorsunuz. Klein Wal’in etkileyici tasarımı mimar Uraz Tekgöz imzalı. Mekanda endüstriyel çatı üstüne yerleştirilen detaylar ve ikonalarla akılda kalıcı bir dünya oluşturulmuş. Toprak Ana kültü, semboller ve özel tasarlanan sanatsal parçalar sayesinde Klein’a adım attığınızda ruhunuz günlük hayatın sıradanlığı ve kaygılarından kurtuluyor. DJ kabinin yanında yer alan ‘about nights’ heykelleri ünlü sanatçı Kazım Karakaya’nın imzasını taşıyor. Mekanda Erdil Yaşaroğlu başta olmak üzere daha birçok sanatçının göz alıcı eserlerinin yer alacağının müjdesini de verelim. Cendere Caddesi 120, Ayazağa. instagram.com/klein.wal

Nardis Jazz Club
Müzik

Nardis Jazz Club

İstanbul'un jazz mabedi

Peyote
Müzik

Peyote

Şehrin alternatif müzik adresi

Mini Müzikhol
Kulüpler

Mini Müzikhol

Cihangir'in underground diskoteği