Kültür & Sanat

İstanbul’un sanat dünyasından haberler, galeri bilgileri ve sergi eleştirileri

Performans ondan sorulur
Sanat

Performans ondan sorulur

Nedir? Performans sanatçısı Marina Abramović'in kariyerine ışık tutan bir sergi. Neden gitmeli? Uzun süreli canlı performanslara şahit olmak için. İstanbul’da yaşayanlar bir süredir Marina Abramović’in portre fotoğrafının yer aldığı dev sergi afişlerine şehrin birçok yerinde rastlıyorlar. Sergi söz konusu olduğunda asıl alışık olduğumuz eserlerin ön plana çıkarılması. Ancak konu performans sanatı olduğunda, eser sanatçının kendisi oluyor. Dolayısıyla bir performans sanatçısının sanatsal üretimini geliştirmesi demek, kendini ortaya koyma halini sürekli güncellemesi demek. Bunu başarıyla yaptığı için artık performans sanatıyla özdeşleşen bir isim Marina Abramović. Şöhretini yaratan, gerçekleştirdiği başarılı performanslar kadar sanat dünyasında kendi ismini yönetme biçimi de aynı zamanda. Kendi kariyer kulvarını yaratmanın yanı sıra, ürettiği mecranın tanınırlığı ve geçerliliği için de bir kurum kuran, Marina Abramović Enstitüsü’ne ismini veren dünya çapında bilinen bir figür.   Marina Abramović Enstitüsü tarafından Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi ve Akbank Sanat’ın ev sahipliğinde düzenlenen ‘Akış/Flux’ sergisi İstanbul’un en çok konuşulan güncel sanat olayı. Serginin Sabancı Müzesi’nde yer alan bölümü üç kata dağılıyor. İlk katta, sanatçının yaklaşık 50 sene boyunca ürettiği performansların video ve fotoğraf belgeleri aracılığıyla, çağımızın en medyatik sanat kariyerlerinden birine şahit oluyorsunuz. Bu bölümde öne çıkan eserlerden biri ‘Balkan Barok’ performansı

Sanat ve zanaatın buluşması
Sanat

Sanat ve zanaatın buluşması

  İstanbul Modern Ekim 2018’de İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle bir Uluslararası Misafir Sanatçı Programı başlatmıştı. Halı dokumalarına odaklanarak üretim yapan Azerbaycanlı sanatçı Faig Ahmed, daha önce 15. İstanbul Bienali’nde büyüleyici bir animasyon filmini seyrettiğimiz Wael Shawky ve çalışmalarını İstanbul ile Amsterdam arasında sürdüren Servet Koçyiğit’in de dahil olduğu farklı coğrafyalardan 10 sanatçı bu program ile İstanbul’a geldi. Şehrin zanaat atölyelerini gezen sanatçılar seçtikleri zanaatkârla birlikte bir üretim sürecinden geçti. Ortaya çıkan yapıtlar İstanbul Modern’de düzenlenen ‘Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkârlar’ adlı sergide yer alıyor. Serginin küratöryel ekibi Öykü Özsoy ve Ümit Mesci’yle programı ve sanatçıların geçirdikleri süreçleri konuştuk. Proje nasıl ortaya çıktı? Ümit Mesci İstanbul Modern, 2015 yılında İstanbul’un unutulmaya yüz tutmuş zanaat ve el sanatlarını, İSTKA desteğiyle güncel tasarım ve sanatla ‘Zanaattan Tasarıma’ projesiyle buluşturmuştu. Proje kapsamında Türkiye’den sanatçı ve tasarımcıların zanaatkârlarla birlikte ürettiği tasarım objeleri İstanbul Modern Mağaza’da sanatseverlerin beğenisine sunuldu. 2015 yılında gerçekleştirilen bu projeyi uluslararası bir zemine taşımaya karar verdik. Böylece, sanat ve ilişkili diğer alanların birleştirici gücünü kullanarak Türkiye’yle dünya arasında sürdürülebilirliğin temel olduğu, etkileşimin desteklendiği, iletişimin ön planda tutulduğu ve çeşitliliğin teşvik edildiği bir prog

Sesli Düşünme
Sanat

Sesli Düşünme

Sesin mekan ve mimariyle ilişkisini düşünmeye ne zaman ve nasıl başladınız? Bu ilişkinin eserlere dönüşmesi nasıl gerçekleşti? Mimar Sinan’da mimarlık eğitimi alıp aynı zamanda hocam Fatih Gorbon’un mimari ve tekne tasarım ofisinde çalışıyordum. Diğer yandan Nekropsi grubu yoğun bir üretim ve çalışma içindeydi. Bu şekilde, doğal bir yola ya da en az iki yola girdim. İlk albümümüzün ismi ‘Mi Kubbesi’. İçinde kaleme aldığım bir yazı var. Şimdi bakınca yapılan işten çok uzak olmadığını fark ediyorum. Bu yolun karar verilen bir yola dönüşmesi ise İTÜ MIAM’da ses mühendisliği ve tasarımı okumaya başlamamın ardından kişisel denemelere girişmemle gerçekleşti. Bu alandaki ilk tanımlı deneme ve kamuya gösterme 2002’de İTÜ Maçka binasındaki ‘Avluda’ adlı yerleştirme ile oldu. Fulya Erdemci’nin küratörlüğünü yaptığı 1. Yaya Sergileri kapsamındaydı. Berlin’deki Hamburger Bahnhof’ta sergilenen ‘Bergama Stereo’ başlıklı yapıtın devamı ve bir varyasyonu niteliğindeki ‘Bergama Stereotip’, Arter’de sergileniyor. İşi sizden dinleyebilir miyiz? İzleyicinin deneyimi öncelikli, dolayısıyla tarif etmemeyi tercih ediyorum. Gidecek kişiler çeşitli yazılı malzemeler de bulacaklar daha fazla bilgi ve perspektif istiyorlarsa. Sadece şu yolculuğu hatırlatayım: Milattan birkaç yüzyıl önce yapılmış Pergamon (Bergama) kentindeki Büyük Sunak’ın üzerindeki Gigantomakhia Frizi’nin Berlin’e götürülmesi ve orada kurulan Pergamonmuseum’da sergilenmeye başlaması ile başlayan bir tarihsel serüven söz konusu. B

Her hafta, o hafta sonmuş gibi çizmek
Sanat

Her hafta, o hafta sonmuş gibi çizmek

  Çizimlerinizin, insanların hissettiklerini dile getirmek gibi önemli bir misyonu var bence. Bu yüzden mi kitaplarınızdan birinin adı ‘Sanki Sen Aynı Ben’? Evet, hemen hemen aldığım tüm geri bildirimlerde bu var. “Ben de böyle hissetmiştim ama söyleyememiştim,” diyen çok fazla okuyucu/takipçi bulunuyor. Kitabın ismi için de okuyucuyla bir ortaklık kurayım istiyordum. İlk başta ‘Sanki Sen’ olabilir diye düşünmüştüm ama sonradan o, biraz tepeden bakan bir isim gibi geldi. ‘Sanki Sen Aynı Ben’ daha çok içime sindi, fonetik olarak da daha uygun geldi.  Çizimlerinizle insanların sesi olduğunuzu bilmek nasıl bir duygu? İlk başta bayağı hoşuma gidiyordu ama sonra “Acaba çok mu kendimi açık ediyorum?” diye düşünmeye başladım. Beni benden daha iyi tanıyan insanlar oluştu neredeyse. Takip eden kitle büyüyünce sanki benimle ilgili bir sırrı da keşfetmiş olduklarını hissediyorum. O yüzden aslında biraz da korkutucu değil desem yalan olur.  Çizgilerinizin oturması ve kendi stilinizi bulmanız ne kadar zamanınızı aldı? 10 seneyi buldu diyebilirim. Arada düşünüyorum; 10 sene başka bir şeyle uğraşsaydım, ne bileyim mesela bilardo oynasaydım çok iyi bir bilardo oyuncusu olabilirdim. Ya da keşiş olsaydım üçüncü gözü açabilirdim. Ama ben karikatür üzerine ihtisas yapmaya karar verdim. Bu süreçte de çok fazla kovuldum, geri çevrildim, başka işler denedim ama mutlu olamadım. Karikatür dünyasına girmek çok maceralı bir iş oldu. Şu anda dergiler kapanıyor malum ve eğer ben kariyer yapmadan de

Esneyen zaman, büyüleyen renkler
Sanat

Esneyen zaman, büyüleyen renkler

  Borusan Contemporary’nin düzenlediği ‘Bill Viola: Geçici’ sergisinde, 40 yılı aşkın süredir üretimine devam eden ve video sanatının önde gelen isimlerinden olan Viola’nın farklı dönemlerdeki eserlerini bir arada görebilirsiniz. Sadece hafta sonları ziyaret edilebilen müze, sergi süresini oldukça uzun tutuyor. Yani takvim uyuşmazlığı sebebiyle bu etkileyici sergiyi kaçırma ihtimaliniz yok. Biz yine de ziyaretinizi fazla ertelememenizi ve Bill Viola eserlerini bir an önce görmenizi tavsiye ederiz. Sizi soğuk kış günlerinde pencerelerinden İstanbul’un en güzel halini görebileceğiniz bir yapının içinde sanatla baş başa kalmaya davet ediyoruz.  Bill Viola’nın yaşamı ve sanatı arasındaki ilişki Bill Viola, kendi yaşamını hikayeleştirmek (ya da pazarlamak) konusunda meziyetli bir sanatçı. Bir video kamerayı eline ilk aldığı yıl olan 1970’te bir sanat öğrencisiymiş. O zamanların en yeni teknoloji ürününü ilkel ve elverişsiz diye hatırlıyor. Kırmızı tuşuna basınca kayıt almaktan öteye gidemeyen ve görüntüleri siyah ve beyaz olarak kaydeden bir alet… Yapabilecekleri sınırlı olduğundan, kimse onu bir kariyer aracı olarak görmezmiş. Viola ise o tuşa basıp da görüntülerden önce ortaya çıkan mavi akkoru gördüğünde, içinden bir ses bunu yapmaya hayat boyu devam edeceğini söylemiş. Kamerasıyla ilişkisini böyle romantik ve spiritüel bir tonla dile getiren Viola, o zamanlar sanatçılar tarafından pek rağbet görmeyen bu medyumun kullanım olanaklarını genişleten ve ismi onla anılan büyük bir