Film

Vizyon filmleri, röportajlar, eleştiriler ve haberler

38. İstanbul Film Festivali başlıyor

High Life
Film

High Life

‘Twilight / Alacakaranlık’ serisini sevseniz de sevmeseniz de, takdir etmeniz gereken bir katkısı oldu sinema dünyasına. Robert Pattinson ve Kristen Stewart gibi iki genç oyuncu için sayısız kapı açtı ve ne şanslıyız ki ikisi de birbirinden yetenekli yönetmenlerle çalışmayı tercih ediyor artık. Özellikle Pattinson’a imrenmemek işten değil: Herzog, Safdie Kardeşler, Cronenberg derken sonunda bir bilim kurgu filmi olan ‘High Life’ için Claire Denis’nin peşine takıldı Pattinson.‘Trouble Every Day / Her Gün Başka Bir Bela’ (2001) ile vampir anlatılarına farklı (ve bol vücut sıvılı) bir bakış açısından yaklaşmıştı Claire Denis, ‘High Life’da ise uzayda mahsur kalan karakterlerini tutsaklığı ve türlü vücut fonksiyonlarını irdeleyen bir hikayeye sürüklüyor. Müzikler Denis’nin tüm filmlerinde olduğu gibi yine Tindersticks’ın esas adamı Stuart A. Staples’a emanet. 6 Nisan, Atlas ve Rexx, 21.30 / 7 Nisan, Cinemaximum City’s ve Zorlu Center / 17 Nisan, Rexx, 19.00  

Eşanlamlılar
Film

Eşanlamlılar

Fransa’nın efsanevi sinema dergisiCahiers du Cinéma, geçtiğimiz günlerde ‘Synonymes’in yönetmeni Nadav Lapid hakkında iddialı sözleri kapağına taşıdı. İsrail asıllı yönetmenin ‘Fransız Sineması’nı hareketlendirdiğini’ söylüyordu dergi. Bu yıl Berlinale’de Altın Ayı kazanan filmin Fransız Sineması’na damgasını vurup vuramayacağından emin değiliz ama modern Paris’i etkileyici bir bakış açısıyla yansıttığı kesin. Köklerinden tamamen kopmak ve gerçek bir Parisli olmak isteyen bir İsraillinin hikayesi ‘Synonymes’. Genç İsrailli kahramanımızın özgür olabileceği bir yer olmasına rağmen klostrofobik bir havası var bu Paris’in.   5 Nisan, Cinemaximum City’s, 16.00 / 6 Nisan, Atlas, 19.00 / 7 Nisan, Cinemaximum Zorlu Center, 11.00 / 15 Nisan, Kadıköy, 21.30 / 17 Nisan, Rexx, 21.30  

On Dört
Film

On Dört

Tabiri caizse, bağımsız gibi bağımsız filmler çekiyor Dan Sallitt. Sundance ve Berlinale gibi festivallerde gezen, ama memleketi Amerika’da pek yaygın gösterime girmeyen, kendi deyişiyle ‘mikro bütçeli’ yapımlara imza atıyor Sallitt. Günlük diyalogların içine felsefi tartışmalar serpiştiren, Yeni Dalga’nın öncülerinden Eric Rohmer’in Amerika şubesi diyebiliriz kendisi için (aynı zamanda bir film eleştirmeni olan Sallitt’in idollerinden biri zaten Rohmer). Son filmi ‘Fourteen’ ise iki genç kadının arkadaşlığını anlatıyor. İlham verici tatlılıkta bir dostluk değil bu, çoğumuzun arkadaşlık ilişkileri gibi inişlerle çıkışlarla dolu. Başrollerdeki Tallie Medel ve Norma Kuhling’in performansları bu kadar iyi olmasaydı, ‘Fourteen’ kesinlikle sönük bir esere dönüşürdü. Neyse ki Sallitt’in tarzına uygun, abartısız ama etkileyici iki performans var karşımızda. 5 Nisan, Cinemaximum City’s, 11.00 / 6 Nisan, Rexx, 13.30 / 7 Nisan, Beyoğlu, 21.30  

Destroyer
Film

Destroyer

‘The Invitation’ (2015) filmiyle hatırlayabileceğiniz Karyn Kusama’nın yönetmenliğini üstlendiği ‘Destroyer’, geçmişiyle yüzleşen polis memuru Erin’in hikayesine odaklanıyor. Erin rolündeki Nicole Kidman’ın performansı, eleştirmenlerin yorumlarına göre Oscar’lı oyuncunun kariyerinin en iyilerinden biri. Kidman’ın bu filmdeki rolüyle Altın Küre’ye de aday gösterildiğini not düşelim. Polis memuru Erin, erken polislik yıllarında zorlu bir görevle karşı karşıya kalır, tehlikeli bir çeteye gizlice dahil olmak ve bilgi taşımak zorundadır. Ancak görev başarısızlıkla sonuçlanır ve Erin insanların ölümüne neden olur. Yıllar boyunca pişmanlıklarıyla baş etmeye çalışan kadın aniden çeteyle tekrar karşılaşır ve intikam almayı kafasına koyar. Ayın heyecanla beklenen aksiyon-suç filmlerinden ‘Destroyer’, sadece Kidman’ın performansı için bile izlemeye değer.  

Time Out diyor ki
2 5 yıldız üzerinden
Sokağın Dili Olsa
Film

Sokağın Dili Olsa

2017’de ‘Moonlight / Ay Işığı’ ile En İyi Yönetmen dahil üç dalda Akademi Ödülü kazanan Barry Jenkins, bu sefer James Baldwin’in aynı adlı romanını beyaz perdeye uyarlıyor. Uyarlama senaryoyu kaleme alan bizzat Jenkins olsa da, tüm film boyunca Baldwin’in sesi hissediliyor. Trajik bir şekilde ayrı düşen genç aşıklar Tish ve Fonny, kameraya bakarken Baldwin’in sözcüklerini gözlerinden okuyoruz adeta. Zaten Jenkins’in amaçlarından biri de, kitaba sadık bir uyarlamaya imza atmakmış. 70’lerin New York’unda geçen film, aşk ve adalet hakkında evrensel bir hikaye anlatıyor ve ruhu olan her seyirciyi duygulandırmayı başarıyor. 10 Nisan, Atlas ve Rexx, 21.30 / 11 Nisan, Cinemaximum City’s, 21.30 / 16 Nisan, Cinemaximum Zorlu Center, 21.30  

Time Out diyor ki
4 5 yıldız üzerinden

Mart ayı filmleri

Loro
Film

Loro

‘La grande bellezza / Muhteşem Güzellik’ (2013) ve ‘Youth / Gençlik’ (2015) gibi filmlerin yönetmeni olan Paolo Sorrentino, günümüz İtalyan sinemasının en nevi şahsına münhasır isimlerinden biri. Yönetmenin son filmi ise İtalya eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin hayatını konu alan bir biyografi. Filmde Berlusconi’yi ‘La grande bellezza’nın da başrolünde olan Toni Servillo canlandırıyor. Sorrentino, bir yandan kendine has mizahi üslubuyla Berlusconi’nin skandallarla dolu özel hayatına bakarken, bir yandan da İtalya’nın siyasi iklimini hicvediyor. İki bölümden oluşan film, bazı eleştirmenler tarafından sinema için çekilmiş bir tür televizyon dizisi olarak da yorumlandı. Sorrentino, daha önce de ‘The Young Pope’ dizisinde sır adışı bir papa figürü üzerinden güncel siyasete eleştirilerini yöneltmişti. Yönetmenin Fellini gibi İtalyan sinemasının usta yönetmenlerinden beslenen aşırılıklarla dolu estetiğini sevenler, bu filmi kaçırmamalı.

Kursk
Film

Kursk

Thomas Vinterberg, Lars von Trier ile beraber Dogma 95 akımının kurucularından biri olarak anılıyor. ‘Festen / Şölen’ (1998), ‘Submarino’ (2010) ve ‘Jagten / Onur Savaşı’ (2012) filmleriyle hatırlayabileceğiniz Danimarkalı yönetmenin son filmi ise 2000 yılında gerçekleşen bir denizaltı kazasını konu ediniyor. Filmin oyuncu kadrosunda Léa Seydoux, Colin Firth ve Matthias Schoenaerts gibi meşhur isimler var.   Rus donanmasına ait K-141 Kursk denizaltısının asla batmayacağı ve çok dayanıklı olduğu varsayılmaktadır. Ancak Barents Denizi’nde ilerlediği sırada denizaltında beklenmedik patlamalar gerçekleşir ve kayıplar yaşanır. Zamanın daralmasına ve hayatta kalanlar için tehlikenin devam etmesine rağmen Rusya siyasi sebeplerden ötürü İngiltere, Fransa ve Norveç’in teklif ettiği yardımları geri çevirir. Gerçek bir olaydan uyarlanan, politik tonu yüksek bir dram.

The Professor and the Madman
Film

The Professor and the Madman

İranlı yönetmen Farhad Safinia’nın ilk uzun metrajı olan ‘The Professor and the Madman’de,  19. yüzyılda Oxford İngilizce Sözlüğü’nün 10.000 kelimelik ilk baskısını hazırlayan James Murray’nin hayatına tanıklık ediyoruz. Filmin oyuncu kadrosundaki isimlerden bazıları ise Mel Gibson, Sean Penn ve Natalie Dormer. Profesör James Murray, sözlüğün ilk baskısını çıkarmak için büyük bir çaba sarf etmekte ve gece gündüz çalışmaktadır. Akıl hastanesinde kalan Dr. William Chester Minor, Dr. Murray’a 10.000 kelimelik bir liste gönderir. Böylece iki adamın yolculuğu kesişmiş olur. Çarpıcı bir hayat hikayesinden uyarlanan film, İrlanda yapımı bir biyografi.  

Şeytanın Kapısı
Film

Şeytanın Kapısı

Tuhaf bir olayı araştırmak için İrlanda’ya gönderilen iki rahip, bir manastırın bodrumunda zincirlenmiş hamile bir genç kadınla karşılaşırlar. Filmin yönetmeni Aislinn Clarke.

Kadavra
Film

Kadavra

Genç bir kadın, bir şeytan çıkarma ayini sonrası hayatını kaybeder ve morga götürülür. Polis Megan, cesedin şeytani bir güç tarafından ele geçirildiğini düşünmektedir. ‘Daglicht’ (2013) ile bilinen Diederik Van Rooijen’in yönettiği bir korku filmi.

Vizyonda başka ne var?

Öldür Beni Sevgilim

Öldür Beni Sevgilim

Piyango biletlerine çıkan büyük ikramiyeyle hayatıı değişen evli çift Demet ve Okan’ın hikayesini anlatan film, bir romantik komedi. Başrollerde Murat Boz ve Seda Bakan var.

Güven

Güven

Meryem ve Ali’nin hayatı, Meryem’in eski aşkı Ferit’in yıllar sonra çıkagelmesiyle altüst olur. Başrollerinde Bülent Çolak, Serkan Keskin ve Feride Çetin’in yer aldığı bir suç filmi.

Kıyamet

Kıyamet

İsveçli bir film kolektifinin ürettiği film, aşkına kavuşmaya çalışırken bir saldırının ortasında kalan Alex’in hikayesine odaklanıyor.

Captive State

Captive State

Bir uzaylı istilasının ardından Chicago’da yaşananları konu edinen filmin yönetmeni Rupert Wyatt.

Şeytanın Kapısı

Şeytanın Kapısı

Tuhaf bir olayı araştırmak için İrlanda’ya gönderilen iki rahip, bir manastırın bodrumunda zincirlenmiş hamile bir genç kadınla karşılaşırlar. Filmin yönetmeni Aislinn Clarke.

En çok okunan röportajlar

Anıların gücü
Film

Anıların gücü

Alfonso Cuarón Roma
Film

Alfonso Cuarón Roma

Aile bağları Alfonso Cuarón, çoğu yönetmene nasip olmayacak bir başarıya imza attı ve ailesinden ilham ilan ‘Roma’yla tüm dünyanın ilgisini çeken ama aynı zamanda hayli bireysel olan bir hikaye anlattı. Yönetmenle, 10 dalda Oscar’a aday olan filmin perde arkasını konuştuk. “Aile söz konusu olunca derinlere inmekten korkuyoruz.”  Alfonso Cuarón’un etkileyici CV'sinde ona En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandıran ‘Gravity / Yerçekimi’nin yanı sıra en iyi Harry Potter filmi (‘The Prisoner of Azkaban / Azkaban Tutsağı’), klasikleşen bir distopya eseri (‘Children of Men / Son Umut’) ve bir yol hikayesi anlatan bağımsız cevher (‘Y Tu Mamá También / Ananı da!’) de yer alıyor. Yani Cuarón, kendi geçmişine dönüp bakma hakkını çoktan elde etti. Meksikalı yönetmen, usta işi otobiyografik filmi ‘Roma’ ile işte bunu yapıyor ve 1970’lere dönerek çocukluğunun Meksiko’sunda geçen bir hikaye anlatıyor. Sinemada hiç duygulanmayanların bile gönül tellerini titreten film, Cuarón’u büyüten kadına bir saygı duruşu niteliğinde.  ‘Roma’ çocukluğunuzdan ilham almasına rağmen neden 10 yaşındaki Alfonso hakkında değil? Kendi gözümden çocukluğumu incelemek ilgimi hiç çekmiyordu. Daha çok dünyada en çok sevdiğim insanlardan biriyle aramdaki ilişki ve birbirinden tamamen farklı iki evrenden gelmemizle yüzleşmeye çalışıyordum. Her şeyi şekillendirmeye başlayan bu oldu. Annemle babamın boşanmasını içeren bir dönemdi ve bir şekilde bunu ele almak istedim.  Gerçek hayattaki Cleo olan Libo, ona “Senin hakkın

Islığın ritmi
Film

Islığın ritmi

Damla Sönmez’in başrolünü üstlendiği ‘Sibel’, hayli bereketli bir festival turnesinden sonra bu ay gösterime giriyor. Sönmez ile yalnızca ıslıkla anlaşabilen Sibel karakterini ve filmin arka planını konuştuk. “Farklı olandan korkuyoruz.” Adana Film Festivali’nden Locarno Uluslararası Film Haftası’na kadar, ziyaret ettiği sinema etkinliklerinden bolca methiye ve hatırı sayılır sayıda ödülle dönmüştü ‘Sibel’. Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti ikilisinin yönettiği film, sakinlerinin kuşdiliyle iletişime geçtiği Giresun, Kuşköy’de geçiyor. Gerçekte olduğu gibi filmde de artık köylüler, yayladayken eskisi kadar sıklıkla ıslık çalarak haberleşmiyorlar. Ama Damla Sönmez’in canlandırdığı Sibel karakteri, çocukken geçirdiği bir hastalık yüzünden konuşamıyor ve yalnızca ıslıkla iletişim kurabiliyor. Sibel’i diğer köylülerden ayıran tek fark bu değil. Asi ruhlu genç kız, tüfeğini yanına alarak tek başına köyün belası olan kurdu avlamaya çalışıyor ve bu sırada bir adamla karşılaştıktan sonra, köylüler ile arası iyice açılıyor. Konuşamaması, ne Sibel’in ne de Damla Sönmez’in önünde bir engel. Sibel tüm köye kafa tutarken Sönmez de filmin ritmini belirleyen kusursuz bir performansla ıslık çalıyor, koşuyor ve sessiz çığlıklar atıyor. Şimdi sözü Adana Film Festivali ve Londra Film Haftası’nda en iyi oyuncu ödüllerini kazanan Sönmez’e bırakıyoruz ve sessiz bir karakteri nasıl dile getirdiğini dinliyoruz.  Köyde kuşdiliyle haberleşenler ile tanışma, vakit geçirme fırsatı buldunuz mu?

Muhafız’ın perde arkası
Film

Muhafız’ın perde arkası

1) İlhamı bir roman Dizinin tanıtımı sırasında pek duyurulmasa da aslında hikaye, Nilüfer İpek Göndel’in ‘Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi’ adlı romanını temel alıyor. Ama ‘Hakan: Muhafız’, kitabın birebir uyarlaması değil. Aksine, pek çok detay ve karakter değiştirilmiş. Kahramanımızın adı bile farklı; kitaptaki Yavuz, dizide Hakan ismiyle karşımıza çıkıyor. Diziye rehberlik eden malzeme bu roman olsa da bölümleri Jason George’un önderlik ettiği bir yazar ekibi tarafından kaleme alınmış. (George’un yalnızca ilk bölümü bizzat yazdığını, diğer bölümlere ise yerli yazarların imza attığını not düşelim.) Kitap ile dizi arasındaki en büyük ortak nokta ise İstanbul’un merkezde olduğu fantastik hikayeler anlatmaları.   2) Kamera arkasındaki isimler ‘Hakan: Muhafız’ uluslararası bir platformun geliştirdiği bir dizi olsa da kamera arkasında yerli yapımlardan tanıdığımız pek çok isim var. Netflix yapımlarında ve uluslararası dizi sektöründe sık sık görüldüğü gibi, yönetmenlik tek bir kişiye emanet edilmemiş. İlk üç ve son iki bölümde, yerli korku filmi ‘Baskın’ın yönetmeni Can Evrenol’un imzası var. Dördüncü, beşinci ve altıncı bölümde ‘İyi Oyun’un yönetmeni Umut Aral, diğer iki bölümde ise pek çok reklam filminin yanı sıra Athena’nın ‘Ses Etme’ videosunu da çeken Gönenç Uyanık kamera arkasında. Farklı yönetmenlerin ortak görsel dilini kuvvetlendiren isim ise Nuri Bilge Ceylan’la sık sık çalışan görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki.   3) Melez prodüksiyon ‘Hakan: Muhafız

Eddie Redmayne
Film

Eddie Redmayne

Oscar’lı oyuncu, bizi Harry Potter evrenindeki sihirli yaratıkların hikâyesiyle tanıştırdı