Kitap

En yeni kitap incelemeleri, İstanbul’dan edebiyat etkinlikleri ve haberleri.

Modası Geçmeyen Mutluluk- Kitap
Alışveriş & stil

Modası Geçmeyen Mutluluk- Kitap

Kitap dendiğinde, yazarın zihninde başlayıp okurun zihnine ulaşan bir yolculuk söz konusu. Metin üzerindeki editörlük çalışması, sayfa ve kapak tasarımı, matbaa, dağıtım ve reklam derken, hummalı bir çalışma zinciri oluşuyor. Her aşaması farklı uzmanlık gerektiren bu süreçleri deştikçe merak ettikleriniz çoğalıyor. Yayınevlerinin ortaya çıkış hikayelerini, çeviri meselelerini ve kitap basım sürecini daha derinlemesine bilmek istiyorsunuz. Daha çok öğrendikçe kitaplara bakışınız değişiyor. Buna vesile olmak temennisiyle, sizi her biri farklı yayımcılık çizgisine ve konseptine sahip, İstanbul merkezli beş bağımsız yayınevini ayrıntılarıyla keşfetmeye davet ediyoruz. Bu röportajları okuduktan sonra, elinize geçen kitaplar size daha farklı görünecek. Yayınevilerinin logo tasarımlarına dikkat kesilebilir, türünü ve kalitesini değerlendirmek için kağıda dokunabilir, kullanılan fontun biçimsel özelliklerini inceleyebilirsiniz. Kısacası siz de yakında, film bittiğinde jeneriğin sonunu bekleyen sinefiller gibi olacaksınız.

Farklı mahalleler, aynı dertler
Alışveriş & stil

Farklı mahalleler, aynı dertler

  Evrim Kuran bir kuşak araştırmacısı. Böyle söyleyince ilginç gelebilir fakat yaşadığımız çağa, öncesi ve sonrasına dair yaptığı çalışmalar sonucu bize anlamlı detaylar sunuyor; yaşamı daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Kendisinin de dediği gibi: “Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda ise paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur.” Kuran’ın Mundi Kitap etiketiyle yayımlanan son kitabı ‘Z: Bir Kuşağı Anlamak’, Türkiye’nin farklı mahallelerinden ve farklı sosyal statülerinden gençlerle yapılan görüşmelerin de yer aldığı ve bu gençlerin verdiği çarpıcı cevaplar bağlamında önemli bir kitap. Çoğu zaman bu nesle dair yaptığımız yorumların ve sahip olduğumuz ön yargıların da bu kitapla birlikte yerle bir olduğuna şahit olacaksınız. Z kuşağını, “Uygun şartlar ve ortam sağlandığında aynı dili konuşup, dünyanın sorunlarını çözebilecek bir kuşak” olarak nitelendiren Evrim Kuran’la sohbetimize buyurun.  Kuşaklar üzerine çalışmanın günlük hayatınızda size nasıl bir geri dönüşü oluyor? Beni daha az yargılayan, daha çok anlayan ve gören bir insan haline getirdi çünkü zamanın ruhunu ve bağlamı anlamak, sizin zamanlarınızda yaşamayanların belirli davranış kalıplarını da anlamayı kolaylaştırıyor. Kuşak çalışmaya başladığımdan beri bağlam benim için içerikten daha önemli hale geldi.  Tanıştığınız insanların hangi kuşağa dahil olduğunu öğrendikten son

Leon Bahar’ı tanır mısınız?
Sanat

Leon Bahar’ı tanır mısınız?

Şu anda içinde bulunduğumuz Kohen Kitabevi ile başlayalım. Bu kitabevi neredeyse 100 yıldır ayakta. Kitapta da geçiyor. Bilmeyenler için bu kitabevinin hem tarihi hem de kitaptaki yeri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Leon karakterine hayat verirken elimdeki mektuplar ve kızının anlatımlarından yola çıkarak, onu daha iyi anlamak için epeyce çaba harcadım.  Okuduğu kitapları okudum, dolaştığı caddeleri gezdim. Okumayı çok seven, kendi başına Fransızca öğrenmiş ve bilhassa gençliğinde neredeyse bütün kazancını kitaplara, yayınlara harcayan bir genç adam. Leon, dönemin Pera’sında nerede zaman geçirirdi diye düşünürken Kohen Kitabevi’nin bir asrı aşkın süredir hayatta olduğunu gördüm ve Leon’un Fransızca okumalarında başrolde olan Le Figaro Gazetesi’ni bu kitabevinden aldığını hayal ettim. Bir de tabii iki kız kardeş tarafından temelleri atılmış olması dikkatimi çekti, bu iki vizyoner kadına duyduğum saygının da bir ifadesi oldu bu tercihim.  Varlık Vergisi dönemi mağdurlarından biri olan Leon Bahar’la nasıl tanıştığınızı, mektupların elinize geçişini ve kitabın yazım sürecini anlatabilir misiniz? 2000 yılının başında iş adamı Üzeyir Garih’e sorduğum bir soru ile başladı bu kitabın hikayesi. Üzeyir Bey, 1994 yılında ekonomi gazeteciliğine başladığımda haber için ilk görüş aldığım, sonrasında da sık sık görüşlerine başvurduğum bir isimdi. 1998-1999 yıllarında Paris’te, Sorbonne Üniversitesi’nde yüksek lisansımı yaparken, Vergi Hukuku dersinde çarpıcı vergi uygulamalarıyla ilgi

İstanbul dersem çık
Alışveriş & stil

İstanbul dersem çık

  Bant Mag. dergisini çıkarmaya başladığınızda bu denli uzun bir yolculuğa çıkmayı öngörüyor muydunuz? O günlerde hayalini kurduğunuz dergi nerelere geldi? Elbette bu kadar uzun soluklu bir maratona dönüşeceği aklımızın ucundan geçmezdi. Gerçi başladığımızda aklımızda hiçbir şey yoktu, sadece heyecan ve bir dolu fikir vardı. Ama yıllar öyle bir geçti; koşullar, dönemler öyle bir değişti ki bunlara uyum sağlamak için, kendimizden ödün de vermeden hayatta kalmanın yollarını bulduk. Dergiye başladığımızda Facebook, Instagram vs. gibi sosyal medya araçları yoktu. Artık pek esamesi okunmayan blogger’lık bile yoktu. Aylık sadece basılı çıkan, üzerine uzun uzun çalıştığımız sayıları ve o dönemi özlüyorum. Bugünün hızı ve değişkenliği baş döndürüyor. Ama geldiğimiz noktada her kanaldan farklı üretimler yapan bir ekibe dönüştük. YouTube kanalımızdan, Kadıköy’deki etkinlik mekanımıza... Artık daha fazla insana ulaşıyor ve dokunuyoruz.  Hem Oak ve Ricochet gibi gruplarla hem de TSU! ismiyle solo olarak müzik yaptığınız bir kariyeriniz oldu. Aynı zamanda radyoculuk da yapıyorsunuz. Müzikle bağınız bugün ne durumda? Hem dergi hem de etkinlikler sebebiyle müzikle kopmayan bir bağım var. Hatta şu sıralar 10. yılına giren, sadece yerli ve bağımsız plak şirketlerinden çıkan ya da tamamen DIY estetiğiyle üretim yapan gruplara yer verdiğimiz festivalimiz Demonation üzerine çalışıyoruz. Bunun yanı sıra TSU! adı altında müzik yapmaya devam ediyorum. Tercihi olarak fazla konser vermesem de bu

Mine Özgüzel ile Yaratıcı Psikoloji / Aykırı Aşk
Etkinlikler

Mine Özgüzel ile Yaratıcı Psikoloji / Aykırı Aşk

“Okumak özgür bir düştür ve bu özgürlük ruhsal yapının en derin, en karanlık noktalarına giderek değişimi, gelişimi gerçekleştirir ve okuyan insan giderek artan bir duyarlılığa kavuşur.” diyen Mine Özgüzel’in 26 Aralık’ta Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde romancı ve yazar Nilüfer Kuyaş ile bir söyleşisi var. Mine Özgüzel kitabında ele aldığı yazarların sadece hayat hikâyelerini aktarmıyor; onların edebiyata, insanlığa, bizatihi kendisine kattıklarını hem bir edebiyatçı ve psikolog uzmanlığı ve nesnelliğiyle hem de en öznel biçimde kendi hayatı çerçevesinde yorumluyor. Katılım kayıt link’i: http://kiraathane.com.tr/sezon-programi/2019-12-26-edebiyat-terapi-yoksunluktan-varolusa    

Raflardan

Kehanet Yılı
Alışveriş & stil

Kehanet Yılı

Charles Soule, New York Times çoksatanlar listesine girmiş, Brooklynli çizgi roman yazarı, müzisyen ve avukat. Daredevil, She-Hulk, Wolverine’in Ölümü ve Marvel Comics’ten çıkan birçok Star Wars serisinin yazarlığını yaptı. Ayrıca Image Comics’ten çıkan Curse Words ve Oni Press’ten çıkan ödüllü politik bilim kurgu destanı Letter 44’un yaratıcısı.   Bilgi güçtür. Peki ya geleceğin bilgisi? Lotonun şanslı numaraları. Narenciye sektörünün çikolatalı süt yüzünden çökme ihtimali. Sıradaki derbinin galibi ya da en yakın kasırganın tarihi... Bunları bilse bilse, Will Dando bilir.  Nam-ı diğer Kâhin! Will Dando bir sabah gelecek yıla dair 108 kehanetle uyanıyor. Will gezegenin en şanslı insanı olmalı. Peki neden o, ve nasıl, ya ne pahasına? Devlet başkanlarından çok uluslu şirketlere, din adamlarından istihbarat örgütlerine herkes peşinde. Seveni, sevmeyeni, tüm dünya merak içinde, kim bu Kâhin, bunca zamandır nerede? Will hayatta kalmalı, mucizenin sırrını çözmeli, kehanetleri şeytandan korumalı ve sevdiklerine kavuşmalı. Sizce ne kadarını yaparsa, başarılı sayılır.  Will'e sorsanız, bir tanesi yeter. Charles Soule'den kurgusu sıkı, temposu yüksek, şaşırtıcı ve eğlenceli bir macera. 2020'de muhabbetlerin vazgeçilmezi olacak, tekrar tekrar çıkılası bir serüven. “Alın size benim kehanetim: Bu roman ruhunuza sızacak. Kehanet Yılı, sadece geleceği bilmekle değil, o bilgi ile ne yapacağınızla ilgili.” Brad Meltzer “Merak duygusu sonuna kadar zirvede, son sayfasına

Durabilmenin büyüsü
Alışveriş & stil

Durabilmenin büyüsü

‘Her Şey Geçer’de özellikle şehirde yaşayan belki de yaşamak zorunda hisseden birçok kişinin arzuladığı bir hayata dair hikayeleriniz var. Siz de İstanbul kaosunda yaşarken böyle bir hayatın hayalini kurar mıydınız? Henry David Thoreau, “Toplumun olduğu yerde hastalık vardır” der. Çok da haklıdır. Bunu, insanı aşağılamak için değil, aksine onun özgün niteliklerini yüceltmek için söyler. Bizler yığınlar halinde yaşamayı toplumsallık sanıyoruz. Bir yerde yığılmak patolojiktir ve yalnızca dert doğurur. Çağdaş toplumların çoğu çürümüş ve dolayısıyla hastalık yayan kalabalıklardan başka bir şey değil artık. 19. yüzyıl başında ticaretin akması için yapılan şehir planlamasında bugün milyonlar yaşamaya, yemeye içmeye, kakasını yapmaya çalışıyor. Üstelik bu insanlar ticaret filan yapan insanlar da değil, gemileri yok, tütün ayıklamıyorlar ya da ne bileyim pamuk tüccarı değiller. Bu kalabalıkların çoğu emekli, çocuk, genç. Yaşlıların, çocukların çok daha rahat, temiz ve sakin bir hayat yaşıyor olmaları gerekir oysa. Orta yaş hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Macera yaşamaya hakları, güçleri var. Nefesleri buna yeter. Ama yaşlıları ve çocukları şehirlerden kurtarmamız gerekir, bunu günde yüz defa söyleyebilirim. Annemlere de söylüyorum. Çalışmıyorsunuz, çıkın artık şehir merkezinden diyorum ama alıştık buraya diyorlar. Alışmak sevmekten daha zor geliyor, biliyorum. Ama bir şehre, bir insana, bir yaşam biçimine tutunmak da lüzumsuz. Hayat çok büyük, gizemli, tatlı bir şey. Keşfetmek iç

Jodi Picoult - Küçük Muazzam Şeyler
Alışveriş & stil

Jodi Picoult - Küçük Muazzam Şeyler

Ayrıcalık, güç ve ırk üzerine bildiğiniz her şeyi unutun.  Jodi Picoult, en can alıcı ikilemlere dair nefes kesen bir romanla karşınızda.  Ruth Jefferson bulunduğu noktaya gelmek için çok çalıştı. Bir siyah olarak...  Muazzam şeyler yapmasına izin verilmeyen bir toplumda küçük şeyleri muazzam şekilde yaptı.  Yirmi yıldır kusursuz bir hemşire olarak doğumlara giriyor, annelere ve bebeklere yardım ediyor.    Bugün karşısında beyazların üstünlüğüne inanan ve bebeklerine ancak kendilerinden birinin dokunmasına izin verecek Bauer ailesi var.  Bebeğe dokunmamalı, kabul, ama yanlış giden bir şeyler olduğu ortada.   Ruth yıllarca öğrendiği her şeyi, ettiği yemini bir kenara bırakıp seyirci mi kalmalı,  yoksa her şeyi göze alıp bu hasta bebeği hayata döndürmeye mi çalışmalı?  Peki ya bu çabası kendi sonunun başlangıcı demekse...    Jodi Picoult kariyerinin zirvesine yerleşen bir romanla okurlarına kavuşuyor.    Her sayfası tartışma yaratacak, kışkırtıcı bir roman.  Booklist    Küçük Muazzam Şeyler, Picoult'nun şu ana kadar yazdığı en önemli roman. Okurlara meydan okuyor, ırk ve önyargının anlamını en baştan sorguluyor.  The Washington Post  Picoult günümüz uygarlıklarının nabzını tutuyor, baştan sona soluksuz okunacak bir romana imzasını atıyor.  San Francisco Book Review 

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’
Sanat

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’

Karl Ove Knausgaard, ‘Kavgam’ı yazana kadar iki roman yayınlamış, ülkesi Norveç’te belirli bir saygınlık kazanmış bir yazar. 2009 yılında ‘Kavgam’ın ilk cildinin ve iki yıl içerisinde diğer beş cildin yayınlanmasıyla ve kitapların yarattığı tartışma ortamıyla bir anda önce Norveç’in, ardından ABD ve uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgi odağı olmuş. Toplamda 4000 sayfaya yakın bir otobiyografide yazarın aile ve arkadaş çevresinden birçok insanın özel hayatlarının ortaya serilmesi de kaçınılmaz olunca, kitap edebiyatın özel hayatla ilişkisi tartışmasını gündeme getirmiş. Norveç gibi küçük bir ülkede gazetecilerin kitaptaki karakterlerin peşine düşmesi, yazarın amcasının dava açması gibi olaylar da bu ortamı alevlendirmiş haliyle. Ancak, bütün bunlar bu otobiyografik romanın edebi değerine gölge düşüremeyecek detaylar.   “Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.” diye başlıyor ‘Kavgam’. İlerleyen sayfalarda ölüm üzerine keskin bir denemeyle devam ediyor. Bu kısa bölüm hemen sonrasında geleceklerle bir tezat kuruyor: “Bakın, ben iyi yazmayı biliyorum ama bundan sonra başka bir şey deneyeceğim,” diyor sanki Knausgaard. Ama bu sert, yer yer büyük laflar eden girişle birlikte kitap, ölü bedeni istila eden bakteriler gibi sizi ele geçiriyor ve sonrasında ‘Kavgam’ı elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. ‘Kavgam’ı yazdığı vakitlerde 30’larının sonundaki yazar; kendisini, babasının ölümüyle yüzleşen 30 yaşındaki halini, babasının gölgesinde geçen gençliğini Pr

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi
Sanat

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi

İnsanın iki ayağı üzerinde doğrulup yürümeye başlamasından bugüne yürümenin evrimden siyasete, edebiyattan spora kültürümüze nasıl işlediğini tartışan denemelerden oluşan ‘Yol Aşkı’ bitmesin diye yavaş yavaş okunacak kitaplardan biri. Solnit’in denemeleri yaz sıcağında fazla yorulmadan okunacak düzyazılar arayanlar için bulunmaz nimet.