Kitap

En yeni kitap incelemeleri, İstanbul’dan edebiyat etkinlikleri ve haberleri.

Nobel ödülü sahibi Boleruslu Svetlana Aleksiyeviç eserleri üzerine
Sanat

Nobel ödülü sahibi Boleruslu Svetlana Aleksiyeviç eserleri üzerine

Tarih yalnızca somut olguları ele alan, insan mutluluğunu hesaba katmayan bir bilim. Peki o zaman inandığı dünyada yaşayamayacağını anlayınca intihar eden bir Rus vatandaşının üzüntüsünü, dayısını ihbar eden bir gencin pişmanlığını anlatmak kime düşüyor? Yazarlara ve gazetecilere. Gazeteci Svetlana Aleksiyeviç 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında, 50 yılı aşkın bir süredir ilk kez kurgu yazmayan bir kişi bu ödüle layık görülmüş oldu. İsveç Akademisi’ne göre yeni bir edebi tür yaratan Aleksiyeviç, kabul konuşmasında “Flaubert kendisi için ‘kalem-insan’ demiş. Ben de kendim için ‘kulak-insan’ diyebilirim,” diyordu. ‘Kulak-insan’ tabiri yazarın kendine has tarzını inceleyince anlam buluyor. Aleksiyeviç, SSCB tarihindeki belli başlı olayların derinden etkilediği insanları buluyor ve hayatlarını bir dizi röportaj aracılığıyla ayrıntılı bir şekilde bizimle paylaşıyor. Aleksiyeviç’in bir ses kaydedici ve bir kalemle ortaya çıkardığı eserler, “Yaşadığımız budur,” diyen tarih bilimini “Hissettiğimiz de budur,” diyerek tamamlıyor, Nobel Komitesi ise bu eserleri ‘zamanımızın cesaret ve acılarına dair bir anıt’ olarak tanımlıyor. Bu yüzden, Kafka Kitap tarafından Türkçeye çevrilen ‘İkinci El Zaman’ ve ‘Kadın Yok Savaşın Yüzünde’ de dahil olmak üzere, Aleksiyeviç’in eserlerini ‘kurgu’ olarak tanımlamak yanlış olur. Öte yandan bu kitaplardan daha fazla duygu uyandıran romanlar bulmak da zor. Aleksiyeviç’in acı çekmiş insanların hikâyelerini paylaşma konusunda özel bir yeteneği

'İstanbul’a Çapkın Bakış' Buket Baydar röportajı
Sanat

'İstanbul’a Çapkın Bakış' Buket Baydar röportajı

Kitap İstanbulluluğun tanımıyla başlıyor, ama 14 milyonluk bir şehre göre biraz spesifik bir tanım yapıyorsun. Neden böyle bir açılış yaptın?Kitabın sloganı ‘İstanbul’da değil, İstanbul’u yaşıyorum.’ Dolayısıyla buradan başlaması doğal. Ben kendi İstanbulumu sundum ama eminim ki insanlarla birçok ortak nokta bulacağız. Spesifikten kastın şehrin merkezinden bahsetmemse eğer, benim İstanbulumun başkentleri Nişantaşı, Taksim, Kadıköy ve Beşiktaş. Buralar biraz ‘celebrity’ kavramıyla anılıyor, insanların televizyona ve dizilere olan ilgisinden de bu kavrama olan merak ve arzularını anlayabiliyoruz. Benim söylediğim bunun çok uzak bir hayat olmadığı. Herkesin içinde yatan öyle bir ‘celebrity’ var bence. Ulaşılmaz bir hayat değil bu. Bu semtlerin sembolik değerleri de var ve son 10 yıldır ciddi bir değişim yaşıyorlar. Orta sınıfın mobilize olması, soylulaştırma, yeni burjuvazi derken bu muhitler açısından bir değer kaybından da söz edebiliriz sanki. Bu değişim kitaba da yansıyor, yeni AVM’lerden, kentsel dönüşümden de bahsediyorum. Geçmişe baktığımızda bu normal aslında. 90’ları, 2000’leri ve o zamanlar gerçekleşen dönüşümleri de hatırlıyorum. Başta biraz hayal kırıklığı gibi geliyor ama insanın kendi dönüşüm sürecini düşünürsek bir şekilde ona adapte olma durumu da var. Kitabı oluşturan temaların en önemlisi de bu aslında: Değişim. Dönüşüm ve bunlardan rahatsız olma hali devam ediyor ama sonuçta adapte olunuyor. Kitabın bölüm başlıkları İstanbul, Kadın, İlişki, Stil şeklinde san

Merhume - Murat Uyurkulak röportajı
Sanat

Merhume - Murat Uyurkulak röportajı

Romana 2007’de başladın ve 2015’te tamamladın. Neden bu kadar uzun sürdü?Geçim derdi, özgüven krizleri, memlekette ve dünyada yaşanan gelişmelerin yarattığı moralsizlik... Ama genel olarak, önceki kitaplarda da “Tamam oluyor galiba, yayınlanma ihtimali var,” deme noktasına geç gelmiştim. Bir kitabı yayınlamak, insanların karşısına çırılçıplak çıkmak gibi bir şey, cesaret istiyor. İstanbul, ‘Merhume’nin fonunda çok canlı bir şekilde yer alıyor. İstanbul’la bağların nasıl?Anlattığım yerler, iyi bildiğim, yıllarımı geçirdiğim yerler. Belki canlı görünmeleri bundandır. İstanbul dayanıklı bir virüs gibi. İnsanın içine girdi mi çıkmak bilmiyor. Arada bir, ayakta kalma çabasından sıkılıp memleketim İzmir’e dönesim geliyor. Ama Karaköy’e inince, vapura binip Kadıköy’e geçince veya bir meyhanede iki tek atınca hemen geçiyor.   Eşcinsel bir kadını odağına alan bir roman yazma fikri nasıl çıktı?Erkek egemen dünyanın hayatı kendisi ve başkaları için cehenneme çeviren şiddetini, riyakârlığını; dışında kalan herkese uyguladığı zulmü anlatmaya niyet etmiştim. O dışarıda kalan dünyanın tüm aktörleri (kadınlar, çocuklar, LGBTİ bireyler) başından itibaren anlatının ayrılmaz parçası oldu. LGBTİ mücadelesini daha güzel bir dünya kurmak için çok önemli gördüm hep.  Kitapta trafik kazasında kaybettiğimiz LGBTİ aktivistleri Boysan Yakar ve Zeliş Deniz’e de selam çakmışsın.Aynı kazada hayatını kaybeden Mert Serçe’yi de anmadan geçmeyelim. Boysan ve Zeliş’i gıyaben biliyordum ve şahane insanlar ol

Plaza parodisi Erdem Aksakal röportajı
Sanat

Plaza parodisi Erdem Aksakal röportajı

Plaza yaşamı üzerine kurulan mizah edebiyatının üretken kalemlerinden biri Erdem Aksakal. Ot Dergi’de yayınlanan yazılarının ardından ilk kitabıyla plazalardan bildirmeye devam ediyor. ‘Mezeleri Güzel’ beyaz yakalılar ile sözünü sakınmadan dalgasını geçen bir kitap, ama Aksakal kitabın alt metninde olumlu bir gidişatın altını çiziyor. Gerçekten de mezeleri güzel olan bir meyhanede buluşmamızın ardından anlattıkları beyaz yakalıların kendilerinin de aslında bu suni dünyadan memnun olmadıkları yönünde. Karşısındakini geleceğin karanlık olmadığı konusunda ikna etmek için iş dünyasının bile evrimleştiğini savunuyor, dünyanın en büyük 10 şirketinin başında farklı kültür, cinsel yönelim ve cinsiyetlerden insanların bulunabiliyor olması ona göre bunun bir kanıtı. Aksakal’ın iyimser mizahı özellikle beyaz yakalılara ilaç gibi gelebilir. Neden beyaz yakalılar üzerine bir kitap yazma ihtiyacı duydun?Uluslararası bir yazılım şirketinde pazarlama direktörüyüm, 15 yıldır beyaz yakalıyım. Bir gün baktım ki çalıştığımız şirketlerin hedefleri uğruna başarılı olmak özümüzdeki boşluğu doldurmaya yetmiyor. Uzun bir süre tek arızalının ben olduğumu zannediyordum ama Gezi Parkı ve sonraki süreçte milyonlarca beyaz yakalının içinde bulunduğu durumdan rahatsız olduğunu fark ettim. Bizim o garip dünyamızı hem kendime, hem de benim ne yaptığımı anlamayan eşime dostuma, aileme ve akrabama anlatmak istedim. Beyaz yakalılarla dalga geçmeyi neden seviyoruz?Dünyanın doğal akışına aykırı hızlı bir evriml

Ne okuyorsun İstanbul?
Görülmesi gereken yerler

Ne okuyorsun İstanbul?

Yoksa sokakta, vapur iskelesinde, tiyatroda karşına ücretsiz çıkan Time Out İstanbul'u mu okuyorsun? Sera  (Yenikapı - Hacıosman metrosu) Yerde oturarak okumak boğucu değil mi?Ayakta okumaktan daha rahat. Maslak’tan bindin, İTÜ öğrencisi misin?Evet. İTÜ Makina. Ne okuyorsun? Lenin mi o?Evet, ‘Marksizm Üzerine’ kitabı. Bir arkadaşımın kitaplığında buldum. Merak da ediyordum zaten. Yollarda hep siyaset, teori mi okuyorsun?Normalde kurmaca okuyorum, ama ara ara böyle kuramsal kitaplar da okuyorum. Bundan sonra da ‘Emperyalizm’i okuyacağım   SİNEM  (TÜNEL) Okuduğun kitabın kapağı çok garipmiş.Evet, adı ‘Ayna’ olduğu için kapağa ayna koymuşlar. Kişisel gelişim kitabı, yazarı Aykut Oğut. Ne anlatıyor?Evrene mesaj göndermekle ilgili bir şey. Kuantum falan, o tarz. Başka neler okuyorsun?Roman, hikâye. Fırsat buldukça okuyorum ama gördüğün gibi ancak burada fırsat oluyor. Vapurda, motorda da rahat okunuyor. Peki, metrobüs nasıl?Bilmem. Hiç binmedim. Ama okunmayacak kadar kalabalıktır kesin.   Ivana & Stephan   (Karaköy - Kadıköy Vapuru) Merhaba, memleket neresi?Çek Cumhuriyeti. Bir Türk ile evlenen Alman arkadaşımızı görmek için geldik. İstanbul’un toplu taşıma karmaşasına alışabildiniz mi?Kadıköy’de kalıyoruz, sadece bu vapuru kullanıyoruz. Başka hiçbir şeye binmedik. Ne okuyorsunuz?İstanbul’un mimarisiyle ilgili bir kitap. Her zaman seyahat ettiğiniz yerlerle ilgili kitapları okur musunuz?Elbette, ziyaret ettiğimiz şehirlerin tarihini ve mimarisini yakından tanımak

Raflardan

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’
Sanat

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’

Karl Ove Knausgaard, ‘Kavgam’ı yazana kadar iki roman yayınlamış, ülkesi Norveç’te belirli bir saygınlık kazanmış bir yazar. 2009 yılında ‘Kavgam’ın ilk cildinin ve iki yıl içerisinde diğer beş cildin yayınlanmasıyla ve kitapların yarattığı tartışma ortamıyla bir anda önce Norveç’in, ardından ABD ve uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgi odağı olmuş. Toplamda 4000 sayfaya yakın bir otobiyografide yazarın aile ve arkadaş çevresinden birçok insanın özel hayatlarının ortaya serilmesi de kaçınılmaz olunca, kitap edebiyatın özel hayatla ilişkisi tartışmasını gündeme getirmiş. Norveç gibi küçük bir ülkede gazetecilerin kitaptaki karakterlerin peşine düşmesi, yazarın amcasının dava açması gibi olaylar da bu ortamı alevlendirmiş haliyle. Ancak, bütün bunlar bu otobiyografik romanın edebi değerine gölge düşüremeyecek detaylar.   “Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.” diye başlıyor ‘Kavgam’. İlerleyen sayfalarda ölüm üzerine keskin bir denemeyle devam ediyor. Bu kısa bölüm hemen sonrasında geleceklerle bir tezat kuruyor: “Bakın, ben iyi yazmayı biliyorum ama bundan sonra başka bir şey deneyeceğim,” diyor sanki Knausgaard. Ama bu sert, yer yer büyük laflar eden girişle birlikte kitap, ölü bedeni istila eden bakteriler gibi sizi ele geçiriyor ve sonrasında ‘Kavgam’ı elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. ‘Kavgam’ı yazdığı vakitlerde 30’larının sonundaki yazar; kendisini, babasının ölümüyle yüzleşen 30 yaşındaki halini, babasının gölgesinde geçen gençliğini Pr

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi
Sanat

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi

İnsanın iki ayağı üzerinde doğrulup yürümeye başlamasından bugüne yürümenin evrimden siyasete, edebiyattan spora kültürümüze nasıl işlediğini tartışan denemelerden oluşan ‘Yol Aşkı’ bitmesin diye yavaş yavaş okunacak kitaplardan biri. Solnit’in denemeleri yaz sıcağında fazla yorulmadan okunacak düzyazılar arayanlar için bulunmaz nimet.

Domuzu Kırmak / Etgar Keret
Sanat

Domuzu Kırmak / Etgar Keret

İroni ve kederi harmanlayan alışıldık Keret öykülerine bu kez ‘Beşir’le Vals’in yaratıcılarından David Polonsky’nin çizgileri eşlik ediyor. 

Deniz Kızı Olmak Çok Önemlidir
Sanat

Deniz Kızı Olmak Çok Önemlidir

Günümüz dünyasının gündelik sorunlarını bir kenara bırakıp bizi insan yapan temel gerçekliği altı yaşında bir çocuğun gözünden inceliyor ve okuyucuyu çocukluğuna götürüyor Gözde Baytan. Kitaptaki nefis illüstrasyonlar ise Nancy Saranga ve Alida Kohen adlı çocuk çizerlere ait.

Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın
Sanat

Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın

Bakmaya doyamadığımız Haliç birkaç yüz yıl önce belli aralıklarla Sarayburnu tarafından kırmızıya boyanırdı. Sultanlar tahta çıktıktan sonra iktidarlarını tehdit eden oğullarını tek tek öldürtürdü. Baba ve oğul mücadelesinin uzun ve kanlı bir geçmişe sahip olduğu ülkemizde Orhan Pamuk’un son romanına konu olarak bu eski gerilimi seçmesi çok da şaşırtıcı değil aslında. Kitapları arasında verdiği uzun araları düşündüğümüzde Pamuk bu kez elini bir hayli çabuk tuttu ve ‘Kafamda Bir Tuhaflık’tan bir yıl sonra yeni romanıyla okur karşısına çıktı. 80’lerde başlayıp günümüze kadar gelen hikâyede, kahraman ve anlatıcı Cem’in henüz bir lise öğrencisiyken yaşadığı iki trajik olayın izini sürüyoruz: Dosyamızda bir aşk, bir de cinayet var. Fakat asıl mesele Oedipus’tan hareketle baba ve Şahname’den hareketle oğul katlinin trajedisi. Romanı okurken yapay bir dille ve olay örgüsüyle karşılaşıyoruz. Pamuk yer yer yapmacıklığın dozunu kaçıran, rastlantılardan gına getiren bir trajedi kurmuş bu sefer. Bunun neye yaradığını anlamak için ‘Kafamda Bir Tuhaflık’ hakkında The Guardian’a verdiği demece bakabiliriz. Malum söyleşide sıradaki kitabını bir “fikirler romanı” olarak tanımlıyordu. Pamuk için kötü bir yazar diyemeyeceğimize göre söz konusu yapaylık kullanışlı bir şey olmalı. ‘Kırmızı Saçlı Kdın’ iki türlü algılanabilecek bir kitap. Roman ilk olarak rastlantıların okuyucuyu bezdirdiği, en az hikâyeyi okurun gözüne sokan TV dizileri kadar bayağı bir trajedi, hatta parodi olarak okunabilir.