Kitap

En yeni kitap incelemeleri, İstanbul’dan edebiyat etkinlikleri ve haberleri.

Modası Geçmeyen Mutluluk- Kitap
Alışveriş & stil

Modası Geçmeyen Mutluluk- Kitap

Kitap dendiğinde, yazarın zihninde başlayıp okurun zihnine ulaşan bir yolculuk söz konusu. Metin üzerindeki editörlük çalışması, sayfa ve kapak tasarımı, matbaa, dağıtım ve reklam derken, hummalı bir çalışma zinciri oluşuyor. Her aşaması farklı uzmanlık gerektiren bu süreçleri deştikçe merak ettikleriniz çoğalıyor. Yayınevlerinin ortaya çıkış hikayelerini, çeviri meselelerini ve kitap basım sürecini daha derinlemesine bilmek istiyorsunuz. Daha çok öğrendikçe kitaplara bakışınız değişiyor. Buna vesile olmak temennisiyle, sizi her biri farklı yayımcılık çizgisine ve konseptine sahip, İstanbul merkezli beş bağımsız yayınevini ayrıntılarıyla keşfetmeye davet ediyoruz. Bu röportajları okuduktan sonra, elinize geçen kitaplar size daha farklı görünecek. Yayınevilerinin logo tasarımlarına dikkat kesilebilir, türünü ve kalitesini değerlendirmek için kağıda dokunabilir, kullanılan fontun biçimsel özelliklerini inceleyebilirsiniz. Kısacası siz de yakında, film bittiğinde jeneriğin sonunu bekleyen sinefiller gibi olacaksınız.

Yerli çizgi roman yayınevlerinden çıkan 6 eser
Alışveriş & stil

Yerli çizgi roman yayınevlerinden çıkan 6 eser

Yoksa siz hâlâ annenizin çizgi romanlarını mı okuyorsunuz? 

İsrafa karşı yaratıcı tarifler: 'Atıksız Mutfak'
Restoranlar

İsrafa karşı yaratıcı tarifler: 'Atıksız Mutfak'

Anadolu’dan topladığı kumaşlar ve doğal boyalarla harika giysiler tasarlayan Gönül Paksoy, ‘Atıksız Mutfak’ adlı bir yemek kitabına imza attı.

Ece Aksoy'un her besini birer karakter gibi işlediği kitabıyla tanışın: ‘Yemekte Rüzgâr Var’
Restoranlar

Ece Aksoy'un her besini birer karakter gibi işlediği kitabıyla tanışın: ‘Yemekte Rüzgâr Var’

Ece Aksoy’un ilk kitabı ‘Yemekte Rüzgâr Var’; içinde doğanın, bitkinin, sebzelerin, meyvelerin bolca yer aldığı başarılı bir ilk kitap.

Nobel ödülü sahibi Boleruslu Svetlana Aleksiyeviç eserleri üzerine
Sanat

Nobel ödülü sahibi Boleruslu Svetlana Aleksiyeviç eserleri üzerine

Tarih yalnızca somut olguları ele alan, insan mutluluğunu hesaba katmayan bir bilim. Peki o zaman inandığı dünyada yaşayamayacağını anlayınca intihar eden bir Rus vatandaşının üzüntüsünü, dayısını ihbar eden bir gencin pişmanlığını anlatmak kime düşüyor? Yazarlara ve gazetecilere. Gazeteci Svetlana Aleksiyeviç 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında, 50 yılı aşkın bir süredir ilk kez kurgu yazmayan bir kişi bu ödüle layık görülmüş oldu. İsveç Akademisi’ne göre yeni bir edebi tür yaratan Aleksiyeviç, kabul konuşmasında “Flaubert kendisi için ‘kalem-insan’ demiş. Ben de kendim için ‘kulak-insan’ diyebilirim,” diyordu. ‘Kulak-insan’ tabiri yazarın kendine has tarzını inceleyince anlam buluyor. Aleksiyeviç, SSCB tarihindeki belli başlı olayların derinden etkilediği insanları buluyor ve hayatlarını bir dizi röportaj aracılığıyla ayrıntılı bir şekilde bizimle paylaşıyor. Aleksiyeviç’in bir ses kaydedici ve bir kalemle ortaya çıkardığı eserler, “Yaşadığımız budur,” diyen tarih bilimini “Hissettiğimiz de budur,” diyerek tamamlıyor, Nobel Komitesi ise bu eserleri ‘zamanımızın cesaret ve acılarına dair bir anıt’ olarak tanımlıyor. Bu yüzden, Kafka Kitap tarafından Türkçeye çevrilen ‘İkinci El Zaman’ ve ‘Kadın Yok Savaşın Yüzünde’ de dahil olmak üzere, Aleksiyeviç’in eserlerini ‘kurgu’ olarak tanımlamak yanlış olur. Öte yandan bu kitaplardan daha fazla duygu uyandıran romanlar bulmak da zor. Aleksiyeviç’in acı çekmiş insanların hikâyelerini paylaşma konusunda özel bir yeteneği

Raflardan

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’
Sanat

Karl Ove Knausgaard - ‘Kavgam’

Karl Ove Knausgaard, ‘Kavgam’ı yazana kadar iki roman yayınlamış, ülkesi Norveç’te belirli bir saygınlık kazanmış bir yazar. 2009 yılında ‘Kavgam’ın ilk cildinin ve iki yıl içerisinde diğer beş cildin yayınlanmasıyla ve kitapların yarattığı tartışma ortamıyla bir anda önce Norveç’in, ardından ABD ve uluslararası edebiyat çevrelerinin ilgi odağı olmuş. Toplamda 4000 sayfaya yakın bir otobiyografide yazarın aile ve arkadaş çevresinden birçok insanın özel hayatlarının ortaya serilmesi de kaçınılmaz olunca, kitap edebiyatın özel hayatla ilişkisi tartışmasını gündeme getirmiş. Norveç gibi küçük bir ülkede gazetecilerin kitaptaki karakterlerin peşine düşmesi, yazarın amcasının dava açması gibi olaylar da bu ortamı alevlendirmiş haliyle. Ancak, bütün bunlar bu otobiyografik romanın edebi değerine gölge düşüremeyecek detaylar.   “Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.” diye başlıyor ‘Kavgam’. İlerleyen sayfalarda ölüm üzerine keskin bir denemeyle devam ediyor. Bu kısa bölüm hemen sonrasında geleceklerle bir tezat kuruyor: “Bakın, ben iyi yazmayı biliyorum ama bundan sonra başka bir şey deneyeceğim,” diyor sanki Knausgaard. Ama bu sert, yer yer büyük laflar eden girişle birlikte kitap, ölü bedeni istila eden bakteriler gibi sizi ele geçiriyor ve sonrasında ‘Kavgam’ı elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. ‘Kavgam’ı yazdığı vakitlerde 30’larının sonundaki yazar; kendisini, babasının ölümüyle yüzleşen 30 yaşındaki halini, babasının gölgesinde geçen gençliğini Pr

Jodi Picoult - Küçük Muazzam Şeyler
Alışveriş & stil

Jodi Picoult - Küçük Muazzam Şeyler

Ayrıcalık, güç ve ırk üzerine bildiğiniz her şeyi unutun.  Jodi Picoult, en can alıcı ikilemlere dair nefes kesen bir romanla karşınızda.  Ruth Jefferson bulunduğu noktaya gelmek için çok çalıştı. Bir siyah olarak...  Muazzam şeyler yapmasına izin verilmeyen bir toplumda küçük şeyleri muazzam şekilde yaptı.  Yirmi yıldır kusursuz bir hemşire olarak doğumlara giriyor, annelere ve bebeklere yardım ediyor.    Bugün karşısında beyazların üstünlüğüne inanan ve bebeklerine ancak kendilerinden birinin dokunmasına izin verecek Bauer ailesi var.  Bebeğe dokunmamalı, kabul, ama yanlış giden bir şeyler olduğu ortada.   Ruth yıllarca öğrendiği her şeyi, ettiği yemini bir kenara bırakıp seyirci mi kalmalı,  yoksa her şeyi göze alıp bu hasta bebeği hayata döndürmeye mi çalışmalı?  Peki ya bu çabası kendi sonunun başlangıcı demekse...    Jodi Picoult kariyerinin zirvesine yerleşen bir romanla okurlarına kavuşuyor.    Her sayfası tartışma yaratacak, kışkırtıcı bir roman.  Booklist    Küçük Muazzam Şeyler, Picoult'nun şu ana kadar yazdığı en önemli roman. Okurlara meydan okuyor, ırk ve önyargının anlamını en baştan sorguluyor.  The Washington Post  Picoult günümüz uygarlıklarının nabzını tutuyor, baştan sona soluksuz okunacak bir romana imzasını atıyor.  San Francisco Book Review 

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi
Sanat

Yol Aşkı - Yürümenin Tarihi

İnsanın iki ayağı üzerinde doğrulup yürümeye başlamasından bugüne yürümenin evrimden siyasete, edebiyattan spora kültürümüze nasıl işlediğini tartışan denemelerden oluşan ‘Yol Aşkı’ bitmesin diye yavaş yavaş okunacak kitaplardan biri. Solnit’in denemeleri yaz sıcağında fazla yorulmadan okunacak düzyazılar arayanlar için bulunmaz nimet.

Domuzu Kırmak / Etgar Keret
Sanat

Domuzu Kırmak / Etgar Keret

İroni ve kederi harmanlayan alışıldık Keret öykülerine bu kez ‘Beşir’le Vals’in yaratıcılarından David Polonsky’nin çizgileri eşlik ediyor. 

Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın
Sanat

Orhan Pamuk: Kırmızı Saçlı Kadın

Bakmaya doyamadığımız Haliç birkaç yüz yıl önce belli aralıklarla Sarayburnu tarafından kırmızıya boyanırdı. Sultanlar tahta çıktıktan sonra iktidarlarını tehdit eden oğullarını tek tek öldürtürdü. Baba ve oğul mücadelesinin uzun ve kanlı bir geçmişe sahip olduğu ülkemizde Orhan Pamuk’un son romanına konu olarak bu eski gerilimi seçmesi çok da şaşırtıcı değil aslında. Kitapları arasında verdiği uzun araları düşündüğümüzde Pamuk bu kez elini bir hayli çabuk tuttu ve ‘Kafamda Bir Tuhaflık’tan bir yıl sonra yeni romanıyla okur karşısına çıktı. 80’lerde başlayıp günümüze kadar gelen hikâyede, kahraman ve anlatıcı Cem’in henüz bir lise öğrencisiyken yaşadığı iki trajik olayın izini sürüyoruz: Dosyamızda bir aşk, bir de cinayet var. Fakat asıl mesele Oedipus’tan hareketle baba ve Şahname’den hareketle oğul katlinin trajedisi. Romanı okurken yapay bir dille ve olay örgüsüyle karşılaşıyoruz. Pamuk yer yer yapmacıklığın dozunu kaçıran, rastlantılardan gına getiren bir trajedi kurmuş bu sefer. Bunun neye yaradığını anlamak için ‘Kafamda Bir Tuhaflık’ hakkında The Guardian’a verdiği demece bakabiliriz. Malum söyleşide sıradaki kitabını bir “fikirler romanı” olarak tanımlıyordu. Pamuk için kötü bir yazar diyemeyeceğimize göre söz konusu yapaylık kullanışlı bir şey olmalı. ‘Kırmızı Saçlı Kdın’ iki türlü algılanabilecek bir kitap. Roman ilk olarak rastlantıların okuyucuyu bezdirdiği, en az hikâyeyi okurun gözüne sokan TV dizileri kadar bayağı bir trajedi, hatta parodi olarak okunabilir.