Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo

Etkinlikler
0 Beğen
Kaydet
Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo

Eserin hemen başındaki ‘Verona’da yer alan “Her şeyi gördüm diyen, en çok gezen, okuyan ve hiçbir şeye şaşırmayan sen!… Verona’ya hoş geldin.” şarkı sözünün ne kadar davetkâr olduğu tartışılır. Belki biraz korkutucu bile denebilir, ama cezbedici ve kışkırtıcı olduğu kesin. Asırlar önce yazılmış bir başyapıtın 21. yüzyıl versiyonu ‘Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’. William Shakespeare’in kaleminden çıkan onlarca eser arasında üzerine en çok konuşulanı ya da uyarlama yapılanı ‘Romeo ve Juliet’. İtalyanların ve Fransızların sanata katkısı aşikâr, Rönesans’ın doğmasına vesile olanlarla tarihin akışını değiştiren bir ihtilale imza atanların ortak yapımı denebilir ‘Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’ için. İtalyan yapımcı David Zard’ın önderliğinde Giuliano Peparini’nin yönettiği müzikalde besteler popüler Fransız isim Gérard Presgurvic’inden, Fransızcadan çevrilen şarkı sözleri ise İtalyan Vincenzo Incenzo’ya ait. 2001’de ilk kez Fransa’da sahnelenmeye başlanan müzikal İtalyanca, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve Japonca gibi birden çok farklı dilde sahnelendi. 2001 yapımı ‘Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’nun bazı ülkelerde sahnelenen versiyonları farklı olsa da İtalya’da yüz binlerin şapka çıkarttığı gösteri William Shakespeare’in ‘Romeo ve Juliet’inden pek farklı değil, ama yine de şaşırtmayı başarıyor.
 

 


Nedir farkı?

Asırlar önce kaleme alınmış bir oyunun değişen dünyada aynı kalabilmesi ve orijinal versiyonunun milyonlara ulaşması çok büyük bir başarıyken aynı oyunu biraz değiştirebilmek de bir cesaret göstergesi. Shakespeare’in 16. yüzyıl sonlarında kaleme aldığı tragedya sahip olduğu duygu yükü sayesinde dans ve müziğe açık bir oyundu. Zaten daha önceleri Berlioz ve Tchaikovsky gibi müzik adamlarının uğruna parçalar bestelediği, Zingarelli ve Gounod gibi isimlerin de operalar yaratarak yücelttiği bir başyapıt ‘Romeo ve Juliet’. 

Daha önce birçok farklı sanatsal ortamda müzikle içli dışlı olup bu alanda ne kadar çekici bir eser olduğunu kanıtlayan ‘Romeo ve Juliet’i 2001 yılında yeni bir düzenlemeyle müzikal olarak sahneye koymak da Gérard Presgurvic’e nasip oldu. Pop müziğe özel bir ilgisi olan ve bu alanda kendisini ispatlayan Presgurvic’in ‘Romeo ve Juliet’inde de pop müziğin kendine geniş yer bulması kaçınılmazdı. Ancak anti-popçular hemen geri adım atmasın, çünkü ‘Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’nun tek olayı müzik değil. Karakterlerin kalp atışları ve nefes alıp verişlerini, ritmik ses efektleri sayesinde iliklerinizde hissediyorsunuz. Bu sayede şov sizi iyiden iyiye içine çekiyor. Shakespeare’in 420 yıl önceki hayalini bugünün imkânlarıyla sahnelediğini iddia eden 21. yüzyıl ‘Romeo ve Juliet’i yalan söylemiyor anlayacağınız.
 

Sahnede yaşanan aşk anlatılan bütün büyük masalların, hikâyelerin ve efsanelerin belki de en meşhuru. Bu yüzden ister istemez bu hikâyeye ortak olmak istemeniz yanlış değil. Müziklerin popa yakın olması sayesinde Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’ benzerlerine göre daha dinleyici dostu. Bahsettiğimiz ‘Verona’ parçası müzikalin hemen başında sizi tavlıyor, meşhur balkon sahnesindeki ‘Il balcone’ özel bir hayran kitlesine sahip, eserin adındaki ‘Ama e cambia il mondo’ ise İtalya’nın milli değerlerinden biri olma yolunda ilerliyor, televizyon şovlarında ve yarışmalarında sık sık karşımıza çıkıyor.
 

 


Karakterler 101

Karakterlerin alt kimlikleri, oyunu çekici kılan diğer etmenler. Montague’lerin Romeo’su hâlâ bir ergen, zeki ve hassas, ancak ona sempati duymamızı sağlayan özellikleri bunlar değil. Adı neredeyse aşık kelimesiyle eş anlamlı olan Romeo idealist tutumu ve tutkulu bir aşık olması sebebiyle izleyicileri etkisi altına alıyor. Juliet ise Romeo’ya göre daha genç, henüz 13 yaşında. El bebek gül bebek büyümesi ve Romeo’ya nazaran daha naif olan tutumuyla ‘kızcağız’ yakıştırmalarına maruz kalıyor. Romeo, Juliet’e olan aşkı için düellolara girip şehrin her tarafını gizli gizli adımlarken Juliet de Romeo’ya olan aşkını hep taze tutarak ona olan güvenini hiç kaybetmiyor. Başta Romeo ve Juliet olmak üzere diğer karakterlerle beraber hikâye bir aşkın imkânsızlıklara rağmen yaşanabileceğini gösterirken sonunda büyük bir yıkımla izleyici üzerinde kolay kolay unutamayacakları bir etki bırakıyor.
 

Aslında Shakespeare’in trajedilerinin temellerinden biri bu: Ana karakter (kendisi çoğunlukla soylu olur) etrafında dönen bir hikâye ve o hikâyedeki başkahramanın sıkıntılarına ve dertlerine yönelen bir senaryo. Ardındansa hayata dair en büyük çıkmazlardan biri gelir. Hayal kırıklıkları, parçalanan hayatlar gibi tarifi zor sıkıntılar ve en nihayetinde ölüm. Aslında her insanın başına gelse de hiç kimse bu zorlukları hayatın normal akışı içerisinde saymak istemez. İşte yaratılan bu tozpembe hayatın ortasında, sıkıntıların ve dertlerin tam ertesinde Shakespeare’in gerçekleri izleyicinin suratına bir tokat atar.
 

 


İtalyanlar aynı biz

William Shakespeare’in yüz yıllar önce kurduğu hayalin hakkını vermek için şovun perde arkasında hummalı bir çalışma var. İtalya’da ayda yaklaşık 50 bin kişiye ulaşan şovu ayakta tutabilmek ve layıkıyla sahneleyebilmek adına her şov öncesinde 13 tır tıka basa dekorla yüklenmiş bir şekilde yola koyuluyor. 45 sanatçıyı giydirebilmek adına 270’ten fazla kostüm de bu tırlarla her yere taşınıyor. Üç boyutlu dijital sahne ve video mapping ile görsel bir şölenin vaat edilmesi ve herkesin söylediği “İtalyanlar aynı bizim gibi.” lafları sayesinde ‘Romeo e Giulietta, Ama e cambia il mondo’ İstanbul’da “Çok iş yapar.” demek yanlış olmaz. 21. yüzyıl mahsulü bu müzikalde nabzı sürekli olarak yükselten bir tempo var, dediğimiz gibi İtalyanlar pek de yabancı değil, Türkiye’de ilgi görme potansiyeli yüksek bu müzikal kaçırılmamalı.

Yayınlandı:

LiveReviews|0
1 person listening