Mogwai

Müzik, Rock & Indie
0 Beğen
Kaydet
Mogwai

Eğer kültür içinde yüzdüğümüz dibi belirsiz, kirli bir suysa, kaçınılmaz olarak ilk üzerimize yapışacak olan suyun yüzündeki çer çöp olacaktır. Tarihin büyük hikâyesi için hiçbir şey ifade etmeyen bir dünya uçucu ayrıntı önce hafızamızın sonra da kendi hikâyemizin parçalarına dönüşür. İskoç topluluk Mogwai’ın en iyi yaptığı iş işte bu bölük pörçük fragmanları sese dönüştürmek. İlk albümleri ‘Young Team’den (1997) bu yana şarkılarına konu olan öğelerin birkaçına göz atalım: Puff Daddy, Zidane, uzaylılar, Kubrick, BMX, Batman, Jim Morrison, Margaret Thatcher... Hepsi televizyon çocuğu olarak büyüyen bir neslin istemese de bir noktada üzerine bulaşan popüler kültür kırıntıları. İstediğiniz kadar papyonunuzu takıp fildişi kulenize çekilin, fark etmez, ucuz olan sizi yakalar.
 

Mogwai müziğiyle bize hikâyeler anlatmıyor, sadece bir kağıt mendile ya da sigara paketine aldığı notları paylaşıyor, onlardan nasıl anlamlar çıkartacağı dinleyene kalmış. Yalıtılmış, tutarlı hikâyelere yer yok, çünkü hayatın kendisi de pek öyle tutarlı görünmüyor. İşten atıldığımız günle Meksika Grand Prix’si; Puff Daddy’nin skandal bir açıklamasıyla Thatcher’in ölümünün sevinci kesişiyor. Dizi gibi bölüm bölüm değil, bir sürüklenmenin kesintisiz süreci olarak yaşıyoruz, Mogwai’ın müziğinin hızla değişen kederi de neşesi de, şarkı isimlerindeki espri de bundan kaynaklanıyor. Üzerlerine yapıştırılan epik tanımlamasıyla alakası yok bu açıdan; gayet gündelik, sıradan, ortasında kaldığı enformasyon fırtınasını anlatmaya çalışan bir müzik.

 

En kaba haliyle gitar müziği olarak tanımlanan bir müzik için fazlasıyla geniş bir referans dünyası var Mogwai’in. 90’ların sonunda Slint’in açtığı kapıdan girmiş olsalar da ‘Come on Die Young’daki (1999) krautrock ve shoegaze etkilerinin yanına kimi zaman ‘Happy Songs for Happy People’da (2003) olduğu gibi Bowie’nin Berlin döneminin soğukluğu, kimi zaman da Aphex Twin’in kompleks elektronikası geldi. Gitara gelince, 60’larda duvara ‘Clapton is God’ yazan arkadaş 40 yıl içinde Mogwai’ın elinde gitarın nelere kadir olacağını bilseydi yine de aynı şeyi yazar mıydı acaba? Ya da Lou Reed ‘Metal Machine Music’i kaydeder miydi?
 

Dördüncü kez İstanbul’a uğrayan İskoç ekip ne maçın skorunu ne de kazanıp kaybetmeyi umursuyor. 20 yıldır sahadalar ve böyle devam etmekten başka bir dertleri de yok. Ayın konserleri içinde hem en sakin ve dokunaklısının hem de en gürültülü ve yırtıcısının aynı konser olması büyük bir şans değil mi?

Yayınlandı: