Seda Pekçelen has been in the world of Time Out since 2008 when she took her first steps as a music and film editor, and she has been serving as the managing editor of Time Out Istanbul since 2015. Throughout her time at Time Out, she has written articles and prepared feature topics spanning from music and film festivals to fashion. She has conducted interviews with numerous musicians, directors, and artists. She enjoys writing about film festivals, concerts, culinary marvels and art events taking place in Istanbul, as well as creating content that reflects the dynamism of her city. She is a psychology graduate and resides in Istanbul.

Seda Pekçelen

Seda Pekçelen

Managing Editor, Istanbul

Articles (48)

İstanbul Film Festivali’nde ne izlemeli?

İstanbul Film Festivali’nde ne izlemeli?

45. İstanbul Film Festivali heyecanı başladı. 9-19 Nisan tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak festivalin programında Türkiye’den ve dünyadan pek çok ödüllü film var. Festivalin kapsamlı seçkisi, 127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşuyor. Seçkide dünya sinemasının en nitelikli örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenlerin ve genç yeteneklerin son filmlerinin yanı sıra dünya, uluslararası, Balkan ve Türkiye prömiyerlerini yapan filmler de yer alıyor. Festivalde 11 gün boyunca gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve etkinlikler de sizleri bekliyor. Festival sinemaları ise Atlas 1948, Beyoğlu Sineması, CineWAM Premium+ City's Nişantaşı, Kadıköy Sineması, Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi ve Paribu Cineverse Nautilus. Bilet fiyatları 250-350 TL, öğrencilere ise 50 TL. Biletleri Passo’dan edinebilirsiniz. İyi seyirler! Detaylı bilgi için: film.iksv.org
Küçük bir ihmal insanın hayatını altüst edebilir mi?

Küçük bir ihmal insanın hayatını altüst edebilir mi?

Televizyonla özdeşleşmiş, Devlet Tiyatroları’ndan emekli bir isim olarak yeniden sahneye dönmek sizde nasıl bir heyecan yaratıyor? Tiyatro benim için aslında her şeyin başladığı yer. Devlet Tiyatroları’nda yıllarca sahnede olmanın verdiği disiplin ve sahne sevgisi hayatımın temelini oluşturdu. Ardından yıllarca Gencay Gürün ile Tiyatro İstanbul’da, Türk tiyatrosunun çok kıymetli isimleriyle aynı sahneyi paylaştığım özel tiyatro deneyimim oldu. Televizyon sayesinde çok geniş kitlelere ulaşma şansı yakaladım ama tiyatro her zaman kalbimde bambaşka bir yerde durdu. Yeniden sahneye dönmek benim için gerçekten evime dönmek gibi. Seyirciyle aynı nefesi paylaşmak, o anı birlikte yaşamak ve her temsilin kendine özgü olması tiyatroyu çok özel kılıyor. Bu yüzden bu oyunun benim için heyecanı gerçekten çok büyük. Jennifer Tremblay imzalı, dünya çapında ödüller kazanmış bir metin olan ‘Liste’yi tek başınıza sahneye taşıyorsunuz. Oyunu ilk okuduğunuzda size “Bu metni ben sahneye taşımalıyım,” dedirten neydi? Metni ilk okuduğumda beni en çok etkileyen şey hikayenin sadeliği ve aynı zamanda derinliği oldu. Çok şiirsel bir anlatımın içinde insan ruhuna dair son derece güçlü bir hikaye var. Bir kadının kendi hayatıyla, hatalarıyla ve vicdanıyla yüzleşmesini anlatıyor. Okurken bir oyuncu olarak bana çok güçlü bir alan açtığını hissettim. Hikayenin sahnede anlatılması gerektiğine inandım ve içimde çok net bir his oluştu: Bu metni oynamalıyım. Tabii bu yolculukta tek başıma değilim. Metni ilk ok
Hattın ucunda: Esma Dereboy

Hattın ucunda: Esma Dereboy

Kil ile başlayan yolculuğunuz, bugün dünya çapında sergilenen ve ödüllerle onurlandırılan bir üretim diline dönüştü. Bu süreçte sizi en çok şekillendiren dönüm noktası ne oldu? Benim için dönüm noktası tek bir ana sığmıyor; bu, birçok deneyimin bir araya gelmesiyle oluşan bir yolculuk. Zorluklarla karşılaştığımda pes etmemeyi, her seferinde yeniden başlamayı kendime felsefe edindim. Ekibimle de hep konuşurken söylediğim bir cümle vardır. “Kolay olsaydı herkes yapardı.” Yapabileceğime hep inandım ve çevremde gelişen hikayeleri iyi okuyabilmem bana yön verdi. Bazen ilham, bazen sezgi, bazen de sadece inat diyebilirim. Sanırım beni bugün olduğum yere getiren şey her koşulda üretmeye, denemeye ve kendi yolumu çizmeye devam etme isteğiydi. El işçiliğiyle çağdaş tasarımı birleştirme fikri nasıl doğdu? Benim için her şey el emeği kavramını yeniden tanımlamakla başladı. El yapımı üretimi, nostaljik bir gelenek değil; çağdaş bir değer olarak konumlandırmak istedim çünkü bugün lüksün tanımı değişti. Artık insanlar sadece güzel objeler değil, anlam taşıyan, hikayesi olan ürünler arıyor. Markamı da tam bu düşünce üzerine inşa ettim: El işçiliğini modern bir tasarım diliyle buluşturmak, zamansız ama bugüne ait bir estetik yaratmak. Bu yaklaşım hem koleksiyonlarımızın hem de markanın sürdürülebilirliğinin temelini oluşturuyor. Benim için strateji, sadece nasıl ürettiğimiz değil, neden ürettiğimiz sorusuna verdiğimiz de bir cevap. Esma Dereboy Rölyef tekniğiniz markanızın imzası haline ge
Hattın ucunda: Ayşe Türemiş

Hattın ucunda: Ayşe Türemiş

İstanbul odaklı eserler üretme fikri nasıl doğdu? İstanbul’da yaşıyorum, çalışıyorum ve bu şehri çok seviyorum. Güzel sanatlar eğitiminin verdiği farkındalığa bu sevgi eklenince, her gün önünden geçip fark etmediğimiz yüzlerce detay olduğunu ve bunun kaydedilmesi gerektiğini düşündüm. Resimli bir günlük mantığıyla çalışmaya başlamıştım; bir kapı, bir sokak... Beyoğlu, Tarihi Yarımada, Boğaziçi derken pek çok koleksiyon, büyük bir arşiv oluştu. ‘İstanbul: Bitmeyen Resim’ başlığının arkasındaki hikaye nedir? İstanbul’un katmanlı yapısından yola çıktık. Bu şehir her taşının altında bir sürpriz barındırıyor sanki. Binlerce yıllık tarih, kültür birikimi, halen geçirmekte olduğu değişim ve dönüşüm derken anladım ki benim için hiç bitmeyen bir resim oldu bu şehir. Ne kadar çalışırsam çalışayım, her defasında beni yeniden şaşırtacak bir şey çıkıyor karşıma. ‘Bitmeyen Resim’ hem İstanbul’un kendisi hem de benim onunla bitmeyen ilişkim için seçtiğim bir başlık. Ayşe Türemiş Sulu boya gibi akışkan bir teknikle mimari formları nasıl buluşturuyorsunuz? Sulu boyanın akışkanlığında, rastlantısallığında büyük bir özgürlük var. Mimarinin keskinliğini yumuşatan, ışık ve gölgeyi en iyi yansıtan teknik bence sulu boya. Şeffaflığı ve hafifliği, hızla değişen ve izlerini sürekli kaybeden bu şehirle çok örtüşüyor. İstanbul’un hızla değişen yapısını resmetmek size neler hissettiriyor? Bazen resme
Hattın ucunda: Zeynep Solakoğlu

Hattın ucunda: Zeynep Solakoğlu

“Late Bloomer” kavramı modern dünyada çoğu zaman gecikme ya da geride kalma hissiyle ilişkilendiriliyor. Siz bu başlığı seçerken ne tür bir kişisel ya da sezgisel ihtiyaçtan yola çıktınız? Kendi hayatımda bazı alanlarda ilerlediğimi, bazı alanlarda ise geri kaldığımı hissettiğim bir dönem oldu. Bir süre bu ikilemin içinde yaşadım. Sürekli kendini, hayatını ve ilerlemeyi düşünmenin insanda yarattığı biraz egoist bir hal var; bundan rahatsız oldum. Zamanla bunun bana ait bir durumdan çok, çoğumuza dayatılan bir bakış açısı olduğunu fark ettim. Hayatı kontrol etme çabası, onu evrelere bölme, karşımıza çıkan her şeye agresif bir şekilde yüklenme hali... Alma, başarma ve bunun sürekli ödüllendirilmesi. Bir noktada kendimden geri bir adım atıp bir sistemin parçası olduğumu kendime hatırlatmak istedim. Doğanın içinde ne kadar az yer kapladığımı, zaman ve hayat algısının doğadaki diğer canlılar için nasıl işlediğini düşünmeye başladım. Hiçbirimiz bir arının “geç kaldığını” düşünmüyoruz ya da bir çiçeğin neden mevsiminden önce açmadığını sorgulamıyoruz. Dünya, birbirine bağlı ve ince dengelerle işleyen bir sistem ve bu sistem, biz olsak da olmasak da her gün yeni bir günü başlatıyor. Kendimi bu işleyişin merkezine koymayı bıraktığımda, “geç kalma” fikrinin de anlamını yitirdiğini fark ettim. Zeynep SolakoğluThe Creamery Sergi, zamanın doğrusal ve rekabetçi algısına karşı duran masalsı bir anlatı kuruyor. Sizin için zaman, üretim sürecinde itici bir güç mü yoksa direnilmesi gereken b
The 100 greatest cinemas in the world right now

The 100 greatest cinemas in the world right now

There’s never been a better – or more important – time to celebrate cinemas. They’re the places we go to dream, focal points of our communities, and an all-round great escape. Yet movie theatres are faced with challenges that even lovelty popcorn holders can’t help with. But they’ve survived the advent of TV, Hollywood strikes, a couple of pandemics, and so far, they’re holding firm against streaming and surging costs – and there’s reasons for optimism, too: younger, Letterboxd-savvy audiences are embracing the big-screen experience like never before, and filmmakers like Ryan Coogler, Christopher Nolan and Chloé Zhao are championing it at every opportunity. Just try booking an IMAX ticket for The Odyssey. With that in mind, Time Out’s local experts have collaborated on a celebration of the best cinemas from across the globe. From cult Tokyo cinemas and grand Parisian film temples to beloved Sydney picturehouses and LA film dream palaces, from a Berlin kino with its own nuclear bunker to a Canadian cinema with only 12 seats, we’ve pointed the spotlight on a hundred magnificent movie palaces that all movie lovers should know about – and visit.  NB We’ve gone almost entirely with single-use cinemas rather than venues that double up as theatres or gig venues.  Greatest cinemas at a glance: 🍿 The greatest cinema in the world: TCL Chinese Theatre, LA 🌔 The world’s best outdoor cinema: Cine Paris, Athens 📽️ The coolest cult cinema in the world: The New Beverly, LA Jump to list
Turizm ve ötesi

Turizm ve ötesi

Turizm Gazetesi’ni kurma fikri nasıl doğdu? Sektörde nasıl bir ihtiyaç fark ederek yola çıktınız? Yıl 2000. İnternet henüz yaşamımıza yeni girmiş. Gazete ve dergilerin internet siteleri yeni oluşmaya başlamış. Yönetiminde bulunduğum Ekin Grubu, turizm sektör yayıncılığında lider, öncü bir kuruluş. 1984’ten 2000’e kadar, sektör yayıncılığında ilk olan çok sayıda projeyi gerçekleştirmiş olan bir kuruluş. O günlerde, yayınladığımız Türkiye’nin ilk otel rehberi Hotel Guide ve Turizm Endüstrisi Kataloğu gibi iki önemli yayını internete aktarmaya başlamıştık zaten. Aylık basılan çok sayıda dergi yayıncılığının da içindeydik. Ama internet yayıncılığı gibi yeni bir teknolojiye, üstelik her gün güncellenen ve anlık olarak okurla buluşan bir gazeteyle adım atmak cesaret isterdi. Periyodik Yayınlar direktörümüz, sevgili arkadaşım Fehmi Köfteoğlu ve birlikte çalıştığı birim arkadaşları, zaten her gün çok sayıda haber üretmekteydiler. Bunların ancak sınırlı bölümü aylık dergilere konabiliyordu. Dolayısıyla malzeme hazırdı. Böylelikle Turizm Gazetesi, Fehmi yönetiminde editoryal ekiple yayına başladı. Beklemediğimiz büyük bir ilgiyle karşılandı. İnternete bağlanmakta güçlük çekilen yıllardan söz ediyoruz. Hızın da oldukça düşük olduğu yıllar. Ama buna rağmen okuru daha ilk günden itibaren çok oldu. Haberler, yazarların makaleleri hep ilgiyle takip edildi, beklendi. O gün bugündür de kesintisiz olarak yayınını sürdürüyor. Halim Bulutoğlu Turizm Gazetesi’nin yayın felsefesini ve misyonunu
Hattın ucunda: Deniz Doğruyol

Hattın ucunda: Deniz Doğruyol

Serginin ismi ‘Bir Kere Oldum, Bin Kere Doğdum’. Bu cümle, kişisel bir yeniden doğuşu çağrıştırıyor. Bu başlık sizin için ne ifade ediyor? ‘Bir Kere Oldum, Bin Kere Doğdum’ aslında serginin kalbinde atan düşünce. İnsanın bir kez doğup hayat boyu aynı kalmadığını, her kırılmada, her fark edişte, her cesaretle yeniden doğduğunu hatırlatıyor. Bazen bir kayıp, bazen bir kabuk değişimi, bazen de bir teslimiyet anı, bazen de doğumun ta kendisi bu yeniden doğuşun başlangıcı oluyor. Benim için bu cümle hem kendi hayatımın dönüşümlerine hem de insan olmanın döngüselliğine dair bir ayna gibi. Sergideki her parça o bin doğuştan birinin izi: Bir parçamı bıraktığım, bir başka parçamla yeniden buluştuğum anlar gibi. Doğmak, benim için bir başlangıç değil, kendini hatırlamanın, kendinden yeniden var olmanın hali. Deniz Doğruyol Sergiye giden süreçte sizi en çok dönüştüren, belki de yeniden doğduğunuzu hissettiren an neydi? Kendimi bildiğim yaştan beri, neden bu dünyada var olduğumuzu anlamlandırmaya çalıştım. Yaşamın sadece var olmak değil, bir anlam yaratmak ve bir yerlere dokunmak olduğunu hep hissettim. Üç yıl kadar önce metamorfoz üzerine yaptığım okumalar, uzun süredir sezgisel olarak hissettiğim dönüşüm fikrini zihinsel bir çerçeveye oturttu. Zaten hep değişimin içinde olduğumu biliyordum ama o dönemde, bu dönüşümün kaçınılmaz olduğu kadar iyileştirici bir doğası da olduğunu derinden idrak ettim. Taşların yerine oturduğu bu farkındalık, hem kendi içsel sürecimi bütünleştirdi hem de
İstanbul Bienali’ndeyiz: Şafak Şule Kemancı söyleşisi

İstanbul Bienali’ndeyiz: Şafak Şule Kemancı söyleşisi

18. İstanbul Bienali’nin “Üç Ayaklı Kedi” başlığı altında, “kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” temalarıyla şekillenen ilk ayağında yer alıyorsunuz. Bienale davet edilmek sizin için ne ifade ediyor? Geçmişte İstanbul Bienali’ni yakından takip eder miydiniz?İstanbul Bienali’ne davet edilmek ve özellikle Christine Tohme’nin bana olan güveni, sanatsal pratiğime olan inancımı ve kendime güvenimi artırdı. Christine’in Ashkal Alwan’ı kurarak kültürel pratikler ve topluluk oluşturma üzerine odaklanan çalışma biçimi; disiplinler arası platformlar yaratma ve marjinal anlatıları merkeze alma yaklaşımı sanat pratiğimle birçok noktada kesişiyor. Geçmiş bienalleri çok yakından izlediğim söylenemez ama bundan bir önceki, yani 17. İstanbul Bienali’nde Hale Tenger’in ‘Suret, Zuhur, Tezahür’ isimli işi beni derinden etkilemişti. İşlerinizde sıkça kuir, erotik bir ekosistem tahayyül ediyorsunuz; sınırların bulanıklaştığı, insan, hayvan, bitki ya da mineralin birbirine karıştığı bir evren diyebiliriz buna. Bienal için ürettiğiniz çalışmaya bu ekosistem nasıl yansıdı? “Kendini koruma” ve “gelecek olasılıkları” temalarıyla nasıl bağ kurdunuz? "Kendini koruma" teması açısından, koruma eylemini sakınmak yerine, büyümek ve alan kaplamak olarak düşündüm. İzleyici odaya girdiği anda kendini bu varlığın gölgesinin içinde buluyor. Böylece izleyici olmaktan çıkıp bu dünyanın bir parçası haline geliyor. Gölge burada korunma mekanizması olarak işliyor; o kadar büyüyorsun ki, gölgen başkalarına barına
İstanbul için opera vakti

İstanbul için opera vakti

16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali 10 Mayıs-3 Haziran tarihlerinde AKM sahneleri ve Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde meraklılarını bekliyor. Yerli ve yabancı toplulukların katılımıyla gerçekleşen festivalde 10’ı aşkın büyüleyici eser opera ve bale tutkunlarıyla buluşacak. Dünya prömiyerini yapacak olan İstanbul Devlet Opera ve Balesi imzalı ‘Gilgameş’, Sofya Opera ve Balesi’nin yorumuyla ‘Elektra’ ve St. Petersburg Eifman Balesi’nin ‘Anna Karenina’ yorumu, festivalin merak uyandıran etkinliklerinden sadece birkaçı. Festivale dair detaylı bilgiye buradan ulaşabilir, biletlerinizi ise Biletinial’dan edinebilirsiniz.
Nar Film 15+1: Sonbahar’dan Karanlık Gece’ye

Nar Film 15+1: Sonbahar’dan Karanlık Gece’ye

Türkiye’nin önde gelen yapım şirketlerinden Nar Film, 16. kuruluş yılını ‘Nar Film 15+1: Sonbahar’dan Karanlık Gece’ye’ adlı film seçkisiyle kutluyor. Nar Film’in 16 yıllık başarılı üretiminin yanı sıra, Türkiye’nin yakın tarihine de ışık tutan 11 filmlik seçki, 11 Mayıs-13 Haziran 2025 tarihleri arasında Kadıköy Sineması’nda izlenebilecek. Özcan Alper’in ‘Sonbahar’, ‘Gelecek Uzun Sürer’, ‘Rüzgarın Hatıraları’ ve ‘Karanlık Gece’ filmlerinin yer aldığı seçkide, yönetmenin son filmi “Aşıklar Bayramı” da ilk kez sinema perdesinde izleyicisiyle buluşacak. Seçkide Kıvanç Sezer’in “Babamın Kanatları”, Orhan Eskiköy ile Özgür Doğan’ın ‘İki Dil, Bir Bavul’, Lusin Dink’in ‘Saroyan Ülkesi’, Barış Hancıoğulları’nın ‘Yeniden Leyla’ ve Hüseyin Tabak’ın ‘Çirkin Kral’ın Efsanesi’ filmleri de yer alıyor. Seçkinin bir sürprizi de Özcan Alper’in 2025 tarihli belgeseli ‘Bölük Pörçük – Bir Tuncel Kurtiz Biyografisi’ne özel gerçekleşecek gala olacak. Etkinlik biletlerini Biletinial’dan edinebilirsiniz. ‘Nar Film 15+1: Sonbahar’dan Karanlık Gece’ye seçkisi 11 Mayıs-13 Haziran, Kadıköy Sineması’nda.

Listings and reviews (7)

Kaleköy

Kaleköy

What is it? Kaleköy, or Simena as it was known in Lycian times, is a tranquil little seaside village crawling with the remnants of its own extraordinary history. The ancient mystique shrouding this fascinating town is enhanced by the fact that, despite being connected to the mainland, it’s only accessible by sea. Why go? Kaleköy is an absolute playground for history buffs while also providing an idyllic escape from the hustle and bustle of city life. It boasts an enchanting array of ancient ruins, with the main attractions being a magnificent Byzantine-era fortress and an eery display of stone sarcophagi (with some submerged in water) scattered across the shore and hilltops. After exploring its historical treasures, treat yourself to a refreshing dip in the sea or indulge in a delightful meal at one of the village's charming eateries. Don’t forget to top it all off with a couple scoops of homemade ice-cream at the famous The I Am Here Cafe.
The Sunken city of Dolichiste

The Sunken city of Dolichiste

What is it? Situated just opposite Kaleköy, the island of Kekova is home to the sunken ruins of what once was the ancient Lycian village of Dolichiste. Why go? Dolichiste, which was submerged after an earthquake in the 2nd century, is a fascinating piece of history buried beneath the crystal clear waters of the Med. Hop aboard a tour boat from Kaş harbour to the shores of Kekova Island where you’ll find this unique archeological wonder, parts of which remain above water. As swimming is prohibited in this area, a guided kayak tour would be the way to go for those seeking a more intimate exploration of the ancient ruins.
Saklıkent Canyon

Saklıkent Canyon

What is it? Beyond the touristic appeal of this 18 kilometre-long geological marvel, the Saklıkent Canyon (also known as the Saklıkent National Park) is a popular destination amongst locals and neighbouring communities as a place for relaxation and recreation. An absolute masterpiece of nature, the canyon walls range between 200 to 600 metres high, and as narrow as only 2 metres. Why go? If you're an avid hiker with a penchant for adventure, a visit to Saklıkent is an absolute must. Your journey through the canyon will take you along boardwalks, rocky trails, and through sections of a shallow river, all surrounded by magnificent, towering cliffs. Water shoes will be your best friend on this visit, so don’t forget to pack a pair or rent some on-site.
The Antiphellos Amphitheatre

The Antiphellos Amphitheatre

What is it? This stunning Hellenistic amphitheatre, nestled within an equally stunning natural setting, stands as yet another must-see Lycian site. What separates the ancient amphitheatre from others across Anatolia is that it is the only one of its kind with a sea front. Why go? As one of the few remaining structures from Anthiphellos, one of the oldest Lycian settlements to exist, this magnificent, 4,000-seater ancient structure has become even more worthy of a visit since its 2008 restoration. Plus, unlike some other ancient sites around Kaş, you won’t need to venture far at all, as the theatre is only a 5-10 minute walk away from the city centre.
Patara Ancient City

Patara Ancient City

What is it? As the capital of the Lycian League, Patara was once one of the mightiest cities of the era. Today, this ancient site boasts a wealth of impressive buildings, many of which are remarkably well-preserved. The parliament building, Arch of Modestus, a 5,000-seater Roman theatre, baths and Hadrian’s Granary are among the most notable structures to have survived. Patara is also known as the birthplace of Saint Nicholas, who is more  famously recognised as Santa Claus. Why go? Noteworthy for its well-preserved ruins, another wonderful feature of Patara is the nearby Patara beach which has been the nesting site for the endangered caretta caretta turtles for millions of years. Additionally, Patara more is believed to be the birthplace of Saint Nicholas, famous for being the figure Santa Claus is based on. Why visit? The ancient city of Patara is one of Lycia's most magnificent cities. Noteworthy for its well-preserved ruins, another remarkable feature is that Caretta-Caretta turtles have been laying their eggs on its shores for millions of years. Additionally, Patara is believed to be the birthplace of Saint Nicholas, known as Santa Claus.
Xanthos Ancient City

Xanthos Ancient City

What is it? Xanthos, the ancient administrative centre of the Lycian League, is an archaeological site renowned for its dramatic history, including a legendary act of defiance against Persian invaders which saw the Lycian’s destroying their own city and inhabitants rather than surrender. As you explore, you'll encounter well-preserved ruins, each bearing witness to the city's storied past. Why go? Xanthos is a UNESCO World Heritage Site that promises a journey through time. Highlights include the grand Roman theatre, the bustling agora, and intricate reliefs of mythical 'Harpy' creatures, believed to carry the souls of the dead to the sky. With its rich history and stunning ruins, Xanthos offers a captivating glimpse into the ancient world.
Patara Ancient City

Patara Ancient City

What is it? As the capital of the Lycian League, Patara was once one of the mightiest cities of the era. Today, this ancient site boasts a wealth of impressive buildings, many of which are remarkably well-preserved. The parliament building, Arch of Modestus, a 5,000-seater Roman theatre, baths and Hadrian’s Granary are among the most notable structures to have survived. Patara is also known as the birthplace of Saint Nicholas, who is more  famously recognised as Santa Claus. Why go? Noteworthy for its well-preserved ruins, another wonderful feature of Patara is the nearby Patara beach which has been the nesting site for the endangered caretta caretta turtles for millions of years. Additionally, Patara more is believed to be the birthplace of Saint Nicholas, famous for being the figure Santa Claus is based on. Why visit? The ancient city of Patara is one of Lycia's most magnificent cities. Noteworthy for its well-preserved ruins, another remarkable feature is that Caretta-Caretta turtles have been laying their eggs on its shores for millions of years. Additionally, Patara is believed to be the birthplace of Saint Nicholas, known as Santa Claus.

News (21)

Salt Beyoğlu'nda sergi turları

Salt Beyoğlu'nda sergi turları

Salt Beyoğlu’ndaki ‘Hayvanların Yaşamı’ sergisi, müşterek varoluştan tahakküme kadar değişen insan-hayvan ilişkisine odaklanmasıyla son dönemin en dikkat çekici sergileri arasında yer alıyor. Türkiye ve farklı coğrafyalardan sanatçıların işlerini bir araya getiren ‘Hayvanların Yaşamı’, Salt Yorumlama kapsamındaki turlarda katılımcılarla birlikte ele alınıyor. Umut Ceyhan Akyol’un yürütücülüğünde gerçekleşen ücretsiz sergi turları, 7 Ağustos’a kadar devam ediyor. Her bir tura katılım 20 kişiyle sınırlı. Ayrıntılı bilgi ve kayıt için saltonline.org adresine göz atabilirsiniz.
‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ muralı Beyoğlu’nda

‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ muralı Beyoğlu’nda

Tunç Başaran’ın 1989 tarihli efsane filmi ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’, MUBI’nin restorasyon projesi kapsamında sanatçı Max on Duty’nin etkileyici duvar resmiyle yeni bir boyut kazandı. 4K kalitesinde restore edilmiş yeni sunumuyla MUBI’de gösterimde olan kült yapımın bir sahnesi, Tophane’deki bir binanın duvarında yeniden hayat buldu. Bir hapishanenin kadınlar koğuşunda annesiyle yaşayan beş yaşındaki Barış ile siyasi mahkum İnci’nin duygu yüklü arkadaşlığını anlatan filmin muralı görenlere ölümsüz eseri anımsatıyor. Filmin 1 Ocak’ta 24 saatliğine MUBI Türkiye’nin YouTube kanalında herkese açık olarak yayınlanacağını da not düşelim.
Arp Festivali’ni kaçırmayın

Arp Festivali’ni kaçırmayın

2009 yılında uçak kazasında hayatını kaybeden dünyaca ünlü arp sanatçısı Ceren Necipoğlu anısına ikinci kez düzenlenen İstanbul Uluslararası Arp Festivali, 14-19 Ocak tarihlerinde müzik tutkunlarıyla buluşacak. İlki 2020 yılında düzenlenen festival, beş yıllık aranın ardından bu kez daha kapsamlı bir programla dünya çapındaki müzisyenleri İstanbul’a davet ediyor. 2. Ceren Necipoğlu İstanbul Uluslararası Arp Festivali programında konserlerin yanı sıra iki farklı yaş kategorisinde arp yarışmaları, oda müziği yarışmaları, ustalık sınıfları, söyleşiler ve çalıştaylar da yer alıyor. Festivalin, İstanbul İngiltere Başkonsolosluğu ve Pera Müzesi’ndeki iki özel konser haricindeki tüm etkinlikleri, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek. Festival, BBC Senfoni Orkestrası’nın 28 yıllık emekli baş arpisti ve Londra Kraliyet Müzik Akademisi Onursal Araştırma Üyesi olan Sioned Williams’ın 14 Ocak akşamı İngiltere Başkonsolosluğu’nda vereceği konserle başlayacak. Ece Yavaş ve Florence Sitruk’un konserleri 15 Ocak’ta; önceki festivalin birincileri Giedra Julija Tutkute ve Trio Granados’un sahne alacağı konser 17 Ocak’ta AKM Çok Amaçlı Salon’da gerçekleşecek. Şirin Pancaroğlu ve Anne-Sophie Bertrand’ın vereceği Ceren Necipoğlu Doğum Günü Özel Konseri ise 18 Ocak’ta Pera Müzesi’nde düzenlenecek. Bu üç konser, ücretsiz olarak tüm dinleyicilerin katılımına açık olacak.  Festival, 19 Ocak Pazar akşamı AKM Tiyatro Salonu’nda düzenlenecek ödül töreni ve kapanış konseriyle sona erecek. Solo Arp Yar
Yılın en uzun gecesinde istikamet Arter

Yılın en uzun gecesinde istikamet Arter

Arter’in kapıları yılın en uzun gecesinde, ‘Uzun Cumartesi’ etkinliği çerçevesinde bir kez daha gece yarısına kadar açık olacak. ‘Uzun Cumartesi’ kapsamında güncel sergilerin yanı sıra Kütüphane ve Kitabevi de 11.00-24.00 saatlerinde ziyaret edilebilir. Çocuklar için ‘Mozaikten Bir Deniz’, yetişkinler içinse ‘Belleğin Bahçesinde’ başlıklı atölyelerin düzenleneceği ‘Arter’de Uzun Cumartesi’ süresince rehberli turlar da düzenlenecek. Kütüphane Söyleşileri serisinin 21 Aralık’ta gerçekleşecek dördüncü etkinliğinde yazar Murat Gülsoy’u ağırlayacak olan Arter’de ‘Uzun Cumartesi’ Oceanvs Orientalis’in performansıyla sona erecek. Taksim’den ve Tepebaşı’ndan kalan servis araçlarıyla Arter’e ücretsiz ulaşabilirsiniz. Detaylı bilgi Arter’in web sitesinde.
Carmina Burana prömiyer yaptı

Carmina Burana prömiyer yaptı

Carl Orff tarafından 1936 yılında bestelenen ve ilk kez 8 Haziran 1937'de Frankfurt Operası'nda sahnelenen ‘Carmina Burana’ yepyeni koreografisi ve rejisiyle 27 Nisan’da Atatürk Kültür Merkezi’nin Türk Telekom Opera Salonu’nda prömiyerini gerçekleştirdi. 250 kişilik dev bir kadroya sahip olan eser, sahnelendiği salonun tüm teknik imkanlarını kullanmasıyla dikkat çekiyor. Bu görsel şovun rejisi Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Volkan Ersoy ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi Bale Başkoreografı Ayşem Sunal Savaşkurt’a ait. Sahnede solistlere ve orkestraya, bale sanatçıları, çocuk korosu ve Modern Dans İstanbul sanatçıları da eşlik ediyor. AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda 29 Nisan'da saat 20.00'de tekrar sahnelenecek olan eser 1-14 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek 15. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali’nde de yeniden izleyicilerle buluşacak.  
Boğaz'da sinema

Boğaz'da sinema

Four Seasons Hotel Bosphorus, bu yaz sezonunda da Boğaz kıyısında, açık havada sinema keyfi yaşatıyor. Bir Four Seasons Hotel Bosphorus klasiği haline gelen açık hava sinema etkinlikleri, yazı şehirde geçiren İstanbullularının favorilerinden. 15 Temmuz’da ‘Skyfall’, 22 Temmuz’da ‘Wonka’, 29 Temmuz’da ‘Gran Turismo’, 5 Ağustos’ta ‘Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales / Karayip Korsanları: Salazar'ın İntikamı’, 12 Ağustos’ta ‘The Great Gatsby / Muhteşem Gatsby’, 19 Ağustos’ta ‘The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli’, 26 Ağustos’ta ‘Le fabuleux destin d'Amélie Poulain’ gösterilecek. Gösterimler 21.00’de başlıyor. Biletlerinizi Wings kartlarıyla Passo’dan %15 indirimli alabilirsiniz. Çırağan Caddesi 28, Beşiktaş
Adalar Müzesi yenilendi

Adalar Müzesi yenilendi

Adalar’ın binlerce yıllık oluşum ve yerleşim hikayesini keşfedebileceğiniz müzede ikinci kez büyük bir yenileme gerçekleştirildi. Doksan üç yıllık Adalı Viktor Albukrek'in yaklaşık beş yüz parçadan oluşan eşya koleksiyonu müzeye katıldı ve kalıcı sergi alanına yeni bölüm olarak eklendi. Müzenin yapılan eklemelerin ardından yeniden açılan diğer bölümleri arasında Ulaşım, Yerel Yönetim, Spor, Müzik, Adalılar, Haberleşme, Sağlık, İmar ve Hayırseverlik bulunuyor. ‘Eşyanın Belleği: Bir Zamanların Büyükadası'ndan Viktor Albukrek Koleksiyonu’ başlıklı sergiyi görmek ve müzenin diğer bölümlerini keşfetmek için en yakın zamanda Adalar Müzesi’ne yolunuzu düşürün. Yılmaztürk Caddesi 177, Büyükada
İKSV’den müzik ve İstanbul dolu bir YouTube projesi

İKSV’den müzik ve İstanbul dolu bir YouTube projesi

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), İstanbul’un kent mirasını müzikle bir araya getiren bir video serisine imza attı. ‘İKSV ile İstanbul’dan Sevgilerle’ adlı seride Barış Demirel, Muganni (Burak Güven), Büyük Ev Ablukada, Emir Taha, Fazıl Say, Kalben, Lara Di Lara, Nova Norda, Paptircem ve Tuğçe Şenoğul'un canlı performansları ve onlarla yapılan özel söyleşiler yer alıyor. Sanatçılardan Barış Demirel, Büyük Ev Ablukada ve Lara Di Lara İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Enerji Müzesi’nde, Paptircem İstanbul Modern’de, Emir Taha, Nova Norda ve Tuğçe Şenoğul Kapalıçarşı’da ve Muganni (Burak Güven), Fazıl Say ve Kalben Rahmi M. Koç Müzesi’nde performans sergilediler. Müzik yazarı Alper Bahçekapılı ise sanatçılarla hem kısa sahne arkası sohbetleri gerçekleştirdi hem de projenin danışmanlığını üstlendi. Videoları buradan izleyebilirsiniz.
Meşhur tostçuya sanatsal dokunuş

Meşhur tostçuya sanatsal dokunuş

Tamamen Organik Tost Galata’ya bugünlerde gitme sebebimiz sadece mekanın nefis tostları değil, Galata şubesindeki ‘Black Out’ adlı sergi de ilgiyi son derece hak ediyor. Sergi izleyiciyi görünenin ardındaki anlam ve düşünsel katmanları keşfetmeye, görsel gerçeklik ve içsel algı arasında köprüyü kurmaya davet ediyor. Serra Çevik’in küratörlüğünde gerçekleşen sergi, fotoğrafın gerçekçi diliyle resmin sübjektif yorumunun kesiştiği noktada, görünenle algılanan arasındaki karmaşık ilişkiyi irdeliyor. Sergide, Özge Akdeniz, Rafet Arslan, Ünal Baş, Daniela Budisteanu, Servan Çetinkaya Cİ DEMİ, Ece Haskan, Mehmet İçöz, A. C. Levent, Deniz Pelister ve Emir Yasin Yağmurca’nın eserleri yer alıyor. Gittiğinizde mekanın birbirinden leziz tostlarını denemeyi unutmayın! ‘Black Out’ sergisini 27 Haziran’a dek Tamamen Organik Tost’un Galata mekanında görebilirsiniz.
LEGO tutkunu yetişkinlerin dikkatine

LEGO tutkunu yetişkinlerin dikkatine

Çocuklara yönelik aktiviteleriyle tanınan LEGOLAND® Discovery Centre, bu sefer ‘Yaza Merhaba’ konseptiyle yetişkinleri ağırlayacak. 7 Haziran Cuma günü 19:00’da başlayacak etkinlikte LEGOLAND® Discovery Centre’ın eğlenceli dünyasını keşfedebilir; hız, beceri ve yaratıcılığı bir araya getiren birbirinden eğlenceli aktivitelere katılma fırsatı bulabilirsiniz. Mesela Kingdom Quest’te prensesi kurtarmak için macera dolu bir yolculuğa atılabilir, 4 boyutlu sinemada, özel efektler eşliğinde etkileyici filmler izleyebilirsiniz. Gece tüm bu etkinliklerle sınırlı kalmayacak. Araba yapım ve tasarım yarışmalarında birbirleriyle kıyasıya mücadele edecek katılımcılar, LEGO® yapım hünerlerini de sergileme fırsatı bulacaklar. Tüm aktivitelere yiyecek-içecek ikramlarının eşlik edeceğini de not düşelim. Buradan detaylı bilgi edinebilirsiniz.
'Göz Alabildiğine İstanbul' sergisine özel etkinlikler

'Göz Alabildiğine İstanbul' sergisine özel etkinlikler

İstanbul’un önde gelen sergi mekanlarından olan Meşher, ziyaret tarihi 29 Eylül’e dek uzatılan ‘Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar’ sergisi kapsamında düzenlediği etkinliklere devam ediyor. ‘Bir Şehrin Üç Hikâyesi: Sokaklar, Gökyüzü ve Deniz’ isimli etkinlik serisi, ilhamını sergideki eserlerin manzaralarına eşlik eden canlılardan alıyor. Bu etkinliklerde şehrin havada, karada ve denizde yaşayan sakinlerinin gözünden İstanbul'a bakma imkanı bulabilirsiniz. Mart ayında Ceyda Torun’un yapımcılığını üstlendiği ‘Kedi’ belgeselinin gösterimiyle başlayan etkinlik serisi, İstanbul Boğazı’nda düzenlenecek yunus ve kuş gözlemiyle sürüyor. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) iş birliğiyle gerçekleşecek etkinlik için 1 Haziran Cumartesi günü saat 10.00’da Beykoz Korusu’nun önünden tekne hareket edecek. Yaklaşık dört saat sürmesi planlanan etkinlik Boğaz’ın kuzey kıyılarında yapılacak gözlemin ardından yine Beykoz’da son bulacak. Ücretsiz etkinliğe kayit@mesher.org adresine e-posta göndererek kaydolabilirsiniz.
Pera Müzesi’ndeki filmleri kaçırmayın

Pera Müzesi’ndeki filmleri kaçırmayın

Pera Film, dünyanın önde gelen film mirası kuruluşlarından DFF – Deutsches Filminstitut & Filmmuseum iş birliğiyle ‘Her Şey Film’ programını ağırlıyor. Almanya'nın Frankfurt şehrinde bulunan ve kökleri 1949 yılına dayanan DFF, film kültürünü korumayı ve dünyayla paylaşmayı misyon edinen bir kuruluş. İsmini DFF’in mottosundan alan ve enstitü küratörlerinin DFF koleksiyonundaki yapıtlarla oluşturduğu program, Almanya sinemasının farklı dönemlerinden dört filme yer veriyor. Program kapsamında, varoluşsal kaygı ve toplumsal hayal kırıklığının izlerini süren ‘O’ (1966); katı kurallarla yönetilen bir yatılı okulun sınırları içinde geçen yasak aşk ve isyanın çığır açan öyküsü ‘Mädchen in Uniform’ (1931); bir opera binası aracılığıyla insanlığın kaosunu ve trajedisini yansıtan ‘Opera Binasında Yangın’ (1930); karmaşık suç ve aldatma ağlarını takip eden sürükleyici gerilim filmi ‘Zayıf Nokta’ (1975) izlenebilir. Programın detaylarının Pera Müzesi’nin web sitesinden inceleyebilirsiniz.