İnci Türkay, 'Liste'
İnci Türkay | 'Liste' oyunundan
İnci Türkay

Küçük bir ihmal insanın hayatını altüst edebilir mi?

Ekranların hafızalara kazınan simalarından İnci Türkay, Jennifer Tremblay’in ödüllü metni ‘Liste’ ile sahnelere geri döndü. Türkay ile canlandırdığı suçluluk duygusuyla boğuşan mükemmeliyetçi kadını ve Londra’dan İstanbul’a uzanan kariyerini konuştuk.

Reklâm

Küçük bir detay insanın hayatını altüst edebilir mi?

Ekranların hafızalara kazınan yüzü İnci Türkay, Jennifer Tremblay’in ödüllü metni ‘Liste’ ile sahnelere geri döndü. Türkay ile ‘Liste’de canlandırdığı ilginç karakteri ve Londra’dan İstanbul’a uzanan kariyerini konuştuk.

Televizyonla özdeşleşmiş, Devlet Tiyatroları’ndan emekli bir isim olarak yeniden sahneye dönmek sizde nasıl bir heyecan yaratıyor?

Tiyatro benim için aslında her şeyin başladığı yer. Devlet Tiyatroları’nda yıllarca sahnede olmanın verdiği disiplin ve sahne sevgisi hayatımın temelini oluşturdu. Ardından yıllarca Gencay Gürün ile Tiyatro İstanbul’da, Türk tiyatrosunun çok kıymetli isimleriyle aynı sahneyi paylaştığım özel tiyatro deneyimim oldu. Televizyon sayesinde çok geniş kitlelere ulaşma şansı yakaladım ama tiyatro her zaman kalbimde bambaşka bir yerde durdu. Yeniden sahneye dönmek benim için gerçekten evime dönmek gibi. Seyirciyle aynı nefesi paylaşmak, o anı birlikte yaşamak ve her temsilin kendine özgü olması tiyatroyu çok özel kılıyor. Bu yüzden bu oyunun benim için heyecanı gerçekten çok büyük.

Jennifer Tremblay imzalı, dünya çapında ödüller kazanmış bir metin olan ‘Liste’yi tek başınıza sahneye taşıyorsunuz. Oyunu ilk okuduğunuzda size “Bu metni ben sahneye taşımalıyım,” dedirten neydi?

Metni ilk okuduğumda beni en çok etkileyen şey hikayenin sadeliği ve aynı zamanda derinliği oldu. Çok şiirsel bir anlatımın içinde insan ruhuna dair son derece güçlü bir hikaye var. Bir kadının kendi hayatıyla, hatalarıyla ve vicdanıyla yüzleşmesini anlatıyor. Okurken bir oyuncu olarak bana çok güçlü bir alan açtığını hissettim. Hikayenin sahnede anlatılması gerektiğine inandım ve içimde çok net bir his oluştu: Bu metni oynamalıyım. Tabii bu yolculukta tek başıma değilim. Metni ilk okuduğumda benimle aynı heyecanı paylaşan arkadaşım ve yönetmenim Ayşegül Hardern, çevirmenimiz Lal Atalay ekibin omurgasını oluşturdu. Ardından ışık, ses, kostüm ve dekor için çok kıymetli ekip arkadaşlarım projeye dahil oldu. Hep birlikte kurduğumuz bir dünya bu.

Hayatını listelerle kontrol etmeye çalışan ama küçük bir ihmalle büyük bir yıkıma sebep olan bir karakteri oynamak psikolojik olarak sizi nasıl etkiledi? Karakterle nasıl bir bağ kurdunuz, ortak noktalarınız var mı?

Bu karakter aslında hepimize çok tanıdık. Hepimiz hayatımızı bir şekilde kontrol etmeye çalışıyoruz; planlar yapıyoruz, listeler hazırlıyoruz, düzen kurmaya uğraşıyoruz. Ama hayat bazen tek bir anla bütün o düzeni altüst edebiliyor. Karakterle bağ kurmamı sağlayan şey de bu insani kırılganlık oldu. Kusurlu bir insan figürü; tıpkı hepimiz gibi onun da ihmalleri var. Onu yargılamak yerine anlamaya çalıştım. Çünkü aslında hepimizin içinde hata yapabilen, kırılgan bir taraf var.

Bu karaktere hazırlanırken sizi en çok zorlayan ya da şaşırtan taraf ne oldu?

En zorlayıcı tarafı karakterin iç dünyasının çok katmanlı olmasıydı. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat gibi görünüyor ama içinde çok ağır bir vicdan yükü taşıyor. O duyguyu sahnede gerçek ve samimi bir şekilde var edebilmek benim için çok önemliydi. Ayrıca metnin ritmini doğru yakalamak da çok hassas bir denge gerektiriyor. Metin şiirsel bir dille yazılmış ve doğaçlamaya çok izin vermiyor. Atlamak, oradan oraya bağlamak gibi bir şansınız yok. Bu yüzden metnin ritmine ve iç akışına çok sadık kalmanız gerekiyor.

Tamamı kadınlardan oluşan bir yaratıcı ekiple çalıştınız. Bu durum prova sürecine ve sahnedeki enerjiye nasıl yansıdı?

Çok güçlü ve samimi bir çalışma ortamı oluştu. Hepimiz bu hikayenin duygusunu çok iyi anladık ve ortak bir yerden yaklaştık. Kadınların birlikte üretirken kurduğu dayanışma ve empati prova sürecinde çok hissedildi. Bu da sahnedeki duygunun daha da derinleşmesine katkı sağladı. Ama bu yolculukta bize eşlik eden çok değerli erkek ekip arkadaşlarımız da vardı. Ses tasarımını Cem Tunçer yaptı. Afiş tasarımı ve daha oyun başlamadan oyunun ruhunu anlatan videolarıyla Baran Gündüzalp de projeye çok güçlü bir katkı sundu. Onların bu hikayeye bakış açısı ve üretim biçimleri de bizi farklı bir şekilde motive etti.

İnci Türkay, Liste
İnci TürkayListe

55 dakikalık tek perde bir oyunda sahnede neredeyse kesintisiz bir varoluş söz konusu. Bu yoğunluk oyuncu olarak nasıl bir disiplin gerektiriyor?

Tek kişilik oyunlar oyuncu için gerçekten çok büyük bir sorumluluk. Sahnenin ritmini, enerjisini ve hikayenin akışını tamamen sizin taşımanız gerekiyor. Bu yüzden hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok iyi hazırlanmak gerekiyor. Ama aynı zamanda çok özgürleştirici bir tarafı da var. Seyirciyle çok doğrudan ve samimi bir ilişki kurabiliyorsunuz.

Günümüz dünyasında kusursuz görünme baskısı çok fazla. 'Liste'deki karakter bu baskının neresinde duruyor?

Bence bu karakter tam da o baskının içinde. Her şeyi doğru yapmaya, hayatını düzenli ve kusursuz tutmaya çalışan biri. Ama aslında hayatın kusursuz olmadığını ve insanın hata yapabilen bir varlık olduğunu çok acı bir şekilde öğreniyor. Bu yüzden oyun biraz da mükemmel olma çabasının kırılganlığını anlatıyor.

Oyun önce Londra’da, ardından Ankara ve İstanbul’da sahnelenecek. Sonrasında 'Liste'yi nasıl bir yolculuk bekliyor?

Oyunun böyle iki şehirli bir yolculuğu olması beni çok heyecanlandırıyor. Londra’da yaşayan ama Türkiye ile bağını hiç koparmayan bir oyuncuyum. Bu yüzden oyunu hem Londra’da hem Türkiye’de seyirciyle buluşturmak benim için çok kıymetli. Umarım ‘Liste’ farklı şehirlerde ve farklı seyircilerle buluşmaya devam eder. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da pek çok turne planlıyoruz.

Londra'da yaşamak ve üretmek size oyuncu olarak ne kattı?

Londra çok çeşitli kültürleri bir araya getiren ve çok üretken bir sanat ortamına sahip. Burada yaşamak ve tiyatroyu bu kadar farklı perspektiflerden görmek bana çok şey kattı. Farklı tiyatro dillerini ve anlatım biçimlerini yakından gözlemleme şansı buldum. West End’den mahalle aralarında şahane işler üreten tiyatrolara kadar çok zengin bir sahne var. Ayrıca dünya tiyatrosunun en seçkin örneklerini de Londra’ya turneye geldiklerinde izleme fırsatı buluyorum. Bu gerçekten çok ilham verici. Ama Türkiye’de olsaydım da yine mutlaka tiyatronun içinde üretmeye devam ederdim. Çünkü tiyatro benim hayatımın merkezinde.

Genç kadın oyunculara bugün en çok neyi hatırlatmak isterdiniz?

Farkında yaşayabilmelerini… Gerçekten görmelerini, duymalarını, koklamalarını, hissetmelerini isterim. Sabırlı olmalarını, çok çalışmayı ve kendilerini sürekli geliştirmeyi bırakmamalarını söylemek isterim. Çok oyun izlesinler, çok gözlem yapsınlar, çok okusunlar, çok seyahat etsinler. Ve en önemlisi; sahnede ya da hayatta kim olduklarını hiç unutmasınlar.

Tavsiye edilen
    Son haberler
      Reklâm