'İstanbul’a Çapkın Bakış' Buket Baydar röportajı

Buket Baydar ilk kitabı ‘İstanbul’a Çapkın Bakış’ta kent insanının dur durak bilmeyen hayatına ayna tutuyor. Röportajlarını okumaya aşina olduğumuz Baydar’ı bu kez mikrofonun diğer tarafında yakaladık.
Advertising

Kitap İstanbulluluğun tanımıyla başlıyor, ama 14 milyonluk bir şehre göre biraz spesifik bir tanım yapıyorsun. Neden böyle bir açılış yaptın?
Kitabın sloganı ‘İstanbul’da değil, İstanbul’u yaşıyorum.’ Dolayısıyla buradan başlaması doğal. Ben kendi İstanbulumu sundum ama eminim ki insanlarla birçok ortak nokta bulacağız. Spesifikten kastın şehrin merkezinden bahsetmemse eğer, benim İstanbulumun başkentleri Nişantaşı, Taksim, Kadıköy ve Beşiktaş. Buralar biraz ‘celebrity’ kavramıyla anılıyor, insanların televizyona ve dizilere olan ilgisinden de bu kavrama olan merak ve arzularını anlayabiliyoruz. Benim söylediğim bunun çok uzak bir hayat olmadığı. Herkesin içinde yatan öyle bir ‘celebrity’ var bence. Ulaşılmaz bir hayat değil bu.

Bu semtlerin sembolik değerleri de var ve son 10 yıldır ciddi bir değişim yaşıyorlar. Orta sınıfın mobilize olması, soylulaştırma, yeni burjuvazi derken bu muhitler açısından bir değer kaybından da söz edebiliriz sanki. 
Bu değişim kitaba da yansıyor, yeni AVM’lerden, kentsel dönüşümden de bahsediyorum. Geçmişe baktığımızda bu normal aslında. 90’ları, 2000’leri ve o zamanlar gerçekleşen dönüşümleri de hatırlıyorum. Başta biraz hayal kırıklığı gibi geliyor ama insanın kendi dönüşüm sürecini düşünürsek bir şekilde ona adapte olma durumu da var. Kitabı oluşturan temaların en önemlisi de bu aslında: Değişim. Dönüşüm ve bunlardan rahatsız olma hali devam ediyor ama sonuçta adapte olunuyor.

Kitabın bölüm başlıkları İstanbul, Kadın, İlişki, Stil şeklinde sanki bir yaşam kültürü dergisinin bölümleri gibi ilerliyor. Bu dergiler insana ne yapacağını adım adım anlatıp sonra da “kendin ol” derler hep. Kitapta da benzer temalar var, bu biraz paradoksal değil mi?
Her şeyden önce bu kapitalizmin temel stratejisi ki ben işin o kısmını biraz devre dışı tutuyorum. Diğer yandan 12 yıldır buna benzer yayınlarda çalıştım, çalışıyorum. Hep bir hazır içerik durumu vardı çalıştığım yerlerin çoğunda, hep bir öneriler-tavsiyeler çemberinde eğitiliyorsun oralarda. O yüzden Twitter’da mesela bunun tam tersi bir duruş sergiliyorum hatta bu yüzden uyarılıyorum da. Beni besleyen şey de bu kavga hali.

Biçim olarak da biraz Alexa Chung’ın kitabı ‘It’i andırıyor ‘İstanbul’a Çapkın Bakış’, haberdar mıydın kitaptan?
Instagram’dan takip ediyorum Chung’ı. Kitabından da haberdardım. Aynı zamanda Chloë Sevigny de bu konuda takip ettiğim isimlerden biri. Ama onların yaptıkları biraz daha otoportre gibi, bense birçok türü ve biçimi bir arada kullanıyorum. Ayrıca şehir daha ön planda. 

Şimdiki gençlikte korumalı, konforlu bir düzen dışılık var sanki. Yarı zamanlı işler, sürekli bir eğlenme hali, ‘yaratıcılık’, ‘fikir’, ‘asilik’ gibi kelimelere fazlaca düşkünlük… N’apıyor bu gençlik sence?
İnsanlar belli bir konu etrafında toplanmayı, bir zümre olmayı seviyorlar. Eskiden de seviyorlardı, hâlâ da öyle. Bir dönem enteller diyorduk, sonra o hipster oldu. 90 öncesi doğanları yeni nesle göre daha kaygılı buluyorum. Şimdikiler daha rahat, akışına bırakmışlar ama bizim nesil de bir önceki nesle göre bir kırılmaydı. Yeni neslin farkı ise işin içine sosyal medyanın girmesi bence. Bir yandan bakınca korkunç bir ortam sosyal medya. Yani insanın aklına “Ne günahım vardı da bu çağda doğdum?” diye sormak geliyor sık sık.

Sosyal medyayla ilişkin nasıl?
Tam bir sosyal medya karşıtıydım eskiden. Zaten işim tamamen sosyalleşme üzerine kuruluydu, sosyal medyanın kendisiydi. Fakat bir süre sonra reddederek bir yere varamayacağımı, “Ben de buradayım,” demek için sosyal medyaya ihtiyacım olduğunu gördüm. Kendi yöntemlerimle kullandığım sürece iyi bir şey olacağını düşündüm. Kendin olmayı başarabildiğin sürece doğru insanlarla karşılaşırsın sosyal medyada.

En çok kullandığın sosyal medya aracı hangisi?
Şu anda Instagram. Twitter, Gezi’den sonra biraz anlamını yitirdi benim için. Facebook’a zaten hiç ısınamadım. Snapchat’in tam bir çöplük olduğunu düşünüyorum. Ama iyi anlamda bir çöplük. Instagram hayatın doğallığını çok daha kolay yakalıyor.

Kitapta kullanılan fotoğrafları sen mi çektin?
Kendi yer aldığım fotoğraflar dışındakileri ben çektim, evet.  Çok fazla fotoğraf çekiyorum. Mesela geçenlerde saatimi kaybetmiştim bir mekânda, baktım bir fotoğrafta var bir sonrakinde yok, o şekilde şak diye bulduk saati.

Devamı gelecek mi kitabın?
Hazırladığım içeriğin yarısı kaldı zaten. Bir yandan da bu kitabı yazdığım dönemin iki katı gezip tozuyor, bir şeyler yaşıyorum. Dolayısıyla devamı gelecek ama aynı formatta mı olacak o kısmı sürpriz olsun. Şimdilik kitap başka dillere çevriliyor, ayrıca sesli kitap haline getirildi.

İstanbul’a Çapkın Bakış’, Okuyan Us Yayınevi, 188 Sayfa, 22 TL

Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com