Çiğdem Şahin röportajı

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Fener Balat Kültür Miraslarını Koruma Derneği Genel Sekreteri ve Halk Sözcüsü Çiğdem Şahin ile konuştuk.
Çiğdem Şahin
Time Out Istanbul editors |
Advertising

Balat’ın yerlisi misiniz? Kaç senedir Balat’ta yaşıyorsunuz?
Balat’ın yerlisi derken, eğer burada doğup büyümemi kast ediyorsanız, hayır yerlisi değilim. 2009 yılından beri, yedi yıldır Fener-Balat’ta yaşıyorum. İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nde öğretim üyesiyim. Okulumun buraya çok yakın olması, denizi, tarihi-mimari dokusu, mahalle kültürünün hâlâ yaşıyor olması, tüm bunlar beni Fener-Balat’a çeken özellikler. Bununla birlikte burayı bir Balatlı kadar neden benimsediğimi sorarsanız, bunun sebebi burada doğup büyümem olmasa da, buranın halkıyla ve asli unsurları ile kurduğum yakın ilişki ve güçlü bağlardır. Fener-Balat hayatımda gerçekten özel bir yer tutuyor.  Bunda belediyenin ve sermayenin yıkım niyetlerine karşı burayı korumak için halkla verdiğimiz omuz omuza mücadelenin etkisi çok büyük.

Balat son dönemde rağbet gören bir semt haline geldi. Kafeler, galeriler, mağazalar açılıyor, İstanbullular hafta sonlarını Balat’ta geçiriyor. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bütün bu süreci yaşadığımız sistem ve günümüz ekonomi modelinin doğal bir sonucu olarak karşılıyorum. Bu süreç sadece Fener-Balat’a özgü değil, İstanbul’un, Türkiye’nin, hatta dünyanın birçok kentinde eş zamanlı gerçekleşen bir olgu. Önemli olan diğer gerçekleşen süreçlerden farklı olarak burada neler olduğu. Bu sürecin Türkiye’de nasıl, diğer ülkelerde nasıl yaşandığı. Buraya özgü olan durum da, karşı karşıya olduğumuz günümüz neo-liberalizminin kentlere yönelik uyguladığı ‘soylulaştırma’ ve ‘yerinden etme’ politikasının Türkiye’deki, özellikle de İstanbul’un çok önemli tarihi semtlerinden biri olan Fener-Balat’taki yansımasından başka bir şey değil. Fener-Balat’ta yaşanan ‘soylulaştırma’ olgusunun diğerlerinden farkı ise şu: Sulukule’yi bu konuda örnek alırsak, Sulukule halkı tepeden inme bir proje ve kamulaştırma tehdidiyle yerinden edildi; insanların evleri yıkıldı, mahalle yapısı, tarihi doku tamamen yok edilerek yepyeni bir yapı oluşturuldu. Burada bir dönüşüm yok, toptan bir yok oluş ve yepyeni bir yapılanma söz konusu. Hiçbir şey eskinin devamı değil, her şey yenidir, sıfırdır.  Binalar yenilendi; halk yenilendi, mahalle yapısı, sokak dokusu, tarihi ve mimari yapı tamamen yıkıldı. Bir de Cihangir, Ortaköy, Kuzguncuk gibi tarihi semtlerin piyasa ekonomisinin etkisiyle, kendiliğinden, zaman içinde, eski yapıların yenilenip değerlerinin artması sonucu fiyatların yükselmesi ve bunu karşılayamayan yoksul kiracıların bölgeyi terk etmesi sonucu bölgenin nüfus profilinin değişmesi şeklinde gerçekleşen doğal ‘soylulaşma’ süreci vardır ki şu an Fener-Balat’ta yaşanan da budur. Eğer biz mücadele etmeyip, yıkımları önlemeseydik, burası da Sulukule gibi toptan yıkılacak, Fener-Balat halkı toplu olarak bölgeden sürülecek ve geriye eski tarihi-mimari dokudan, mahalle yapısından hiçbir şey kalmayacaktı. Bu açıdan bizler bu bölgede böyle bir misyon yüklenmekten, bu nadide tarihi semti topyekûn yıkımdan koruyabilmekten dolayı çok mutluyuz. Bununla birlikte, mahalle yapısının her geçen gün bozulması, Fener-Balat halkının her geçen gün azınlığa düşüp kendi yaşadığı semte yabancılaşması, yeni gelenlerin buranın asli unsuru olan yerel halka, mahalle kültürüne gereken önemi vermemesi, saygı duymaması tabii ki bizi rahatsız eden unsurların başında geliyor. Yoksa bölgeye yatırımlar yapılması, yeni mekânlar açılması, insanların burada eğleniyor, güzel vakit geçiriyor olması, burada ticari faaliyetlerin ve günlük yaşamın canlanması bizi neden rahatsız etsin, aksine mutlu eder. Ama yeni gelenler daha önce burada bir hayat olduğunu, geleneksel değerlerle örülü bir mahalle kültürünün hüküm sürdüğünü, bu insanlar için buranın çok büyük manevi değeri olduğunu, onlarla ayrışmak yerine bütünleşerek yaşamanın önemini kavramak durumunda. Yarın buraya belediye ya da sermaye yine bir proje ile geldiğinde, burayı koruyacak ve en büyük mücadeleyi verecek olanlar yeni gelen ve çoğu kiracı olan esnaf değil; yine buranın asli unsuru olan eski halkı, yerelleri olacak. Gelenler en küçük baskıda mekânlarını kapatıp gidebilir, ama burada yaşayan ve daha önce burayı yıkıma karşı koruyanlar, yine yıkıma karşı mücadele edecek ve ne pahasına olursa olsun bölgeyi yıkımdan koruyacak.   

Daha eski ve buranın yıkılmaması için birebir mücadele eden bir Balatlı olarak siz yeni açılan kafelere, restoranlara gidiyor musunuz?
Tabii ki gidiyorum. Onlarla tanışıyor, sohbet ediyorum. Bölgeyi yıkımlardan koruyan ve bundan sonra da koruma görevini üstlenen bir dernek temsilcisi olarak (önce FEBAYDER şimdi Fener Balat Kültür Miraslarını Koruma Derneği Genel Sekreteri ve Halk Sözcüsü) bölgedeki süreçle ilgili onları bilgilendiriyor, gerektiğinde aynı tehlikeye karşı birlikte mücadele etmek için gerekli dayanışma ilişkilerini oluşturmaya çalışıyorum. Hiç istisnasız bütün esnaf böyle bir tehlike olduğunda kesinlikle bizim yanımızda yer alacağını ve mutlaka dernekle beraber mücadele edeceğini söylüyor. Zaten yatırımcılar, kafe sahipleri hep orta sınıf, Karaköy ya da daha pahalı yerlere maddi gücü yetmeyen, çevre ve doğa bilinci yüksek, aktivist özellikleri de olan girişimci gençler. Bu açıdan bu insanları böylesi değerli tarihi bir semtin yıkımı ve tahribatına karşısında örgütlemek, birlikte güçlü bir direniş hattı oluşturmak hiç zor olmayacak. Ne de olsa bu insanlar varını yoğunu yatırarak burada bir iş kurdular ve gelecek arıyorlar. Buralar yıkılıp işleri bozulduğunda, aynı kira ve koşullarda yeniden iş kurmaları mümkün olmayacak. Biz evlerimiz ve mahallemiz için mücadele ederken onlar da işleri, gelecekleri ve birçoğu da tarih ve doğa bilinciyle mücadele edeceklerdir. Yeni gelen esnafla bu temelde ilişki kurarken, sohbet etmek, güzel vakit geçirmek, yemek, içmek için daha çok bölgede eskiden de olan mekânları ya da yeni bile olsa, bölgeden, yerli halktan birinin açtığı mekânları tercih ediyorum. Onları hem kendime daha yakın buluyorum hem de onlar kazansın ve soylulaşmanın, pahalılaşmanın zorlayıcı koşullarına rağmen bu bölgede yaşamlarını sürdürebilsinler istiyorum. Tüm mahalleli aynı bilinçle hareket ettiği için, bu mekânlar biz mahalleliler için bir anlamda buluşma noktalarımızı, birlikte vakit geçirebileceğimiz ortak mekânlarımızı da oluşturuyor.

Balat’ta bilhassa hafta sonlarında semtin yerlisi olmayan insanlar görmek Balat’ı korumaya ve güzelleştirmeye gönül vermiş olan sizlere neler hissettiriyor?
Fener-Balat’ta dışarıdan insanlar, özellikle yabancı turist görmek hiçbir dönemde şaşılacak bir durum olmadı. Burası sekiz bin yıllık bir medeniyetin yer aldığı dinler ve kültürlerin kaynaştığı, eskiden beri turist alan ve ziyaretçisi çok olan bir yer. Özellikle Hristiyanlığın dünyadaki merkezlerinden biri olan Fener Patrikhanesi’nin bölgede yer alması nedeniyle. Bu açıdan yeni süreçte gelen müşteri kitlesi daha çok kafelere vs. gelse de, hiçbir ziyaretçi buranın halkı tarafından yadırganmaz. Asıl ziyaretçilerin gelmemeye başlaması garip karşılanır. Bölgeden ev alıp yerleşenlerin sayısı da çok. Aralarında bir hayli yabancı nüfus da bulunuyor. Daha çok akademisyenler, gazeteciler, mimarlar, tasarımcılar, sanatçılar, araştırmacı, fotoğrafçı, belgeselci, sinema, tiyatro vb. gibi meslek gruplarından insanlar burayı tercih ediyor. Genelde dışarıdan gelenlere karşı hoşgörü ve iyi niyet olmasına karşın, çok nadir de olsa bölgeye gelen esnaf ya da sonradan yerleşen bazı kişilerin bölge halkını hiçe sayan, sanki buraların sahibiymiş gibi davranmaları, kendini bilmez, yerel unsurlara saygı duymayan tavırları bölgede doğup büyüyen, Fener-Balat’ı yuvası gibi gören insanlarda haklı olarak tepki yaratıyor. Bu tür davranışlara karşı birikmiş bir öfke ve kızgınlık olduğu bir gerçek. Ama neyse ki bu tür davranışlar sergileyen insanların sayısı çok fazla değil.

Balat’ın popülerleşmesi ile birlikte semtteki kira ve satılık ev fiyatları da artmış olmalı. Bu durum sizi ve Balat’ın yerli halkını nasıl etkiliyor? Ne düşünüyorsunuz bu konu ile ilgili?
Soylulaşmanın doğal bir sonucu olarak, bölgenin fiziki görünümü, binaların niteliği her geçen gün değişiyor, daha lüks ve bakımlı mekânlar açılıyor, fiyatlar yükseliyor. Fiyatlar yükseldikçe yoksul kiracılar ya da cazip fiyatlar teklif edilen mülk sahipleri bölgeyi, yerlerini terk ediyor, bölgeye yeni insanlar, yatırımcılar geliyor. Bölgenin fiziki yapısı, nüfus profili çok dinamik ve hareketli bir durumda. Aynı şekilde fiyatlar ve yaşam standardı da sürekli değişiyor. Bu da bölgede tutunmaya çalışan esnaf ve yerli halk için, gelecek yeni yatırımcılar, bölgeden ev almak isteyen yeni yerleşimciler için hem olumsuz ve riskli ortam hem de bazı rant fırsatları yaratıyor. Özellikle bazı yatırımcılar için fiyatların değişkenliğinin, fiyat farklılığının büyük bir fırsat oluşturduğu, ciddi rantlar sağladığı bir gerçek. Yani bölgede fırsatlar ve riskler iç içe. Yaşamayı hayal ettiğiniz bir yerde bu kadar büyük risk ve fırsatın bir arada olması, sürekli çevrenizdeki her şeyin değişiyor olması, hiç durulmayan belirsiz, istikrarsız bir ortamın varlığı, gerçekten burada kalmak ve yaşamak istiyorsanız çok rahatsız edici ve yorucu da olabiliyor. Şahsen bu durumdan çok rahatsızım. Artık bölge halkı olarak huzur ve istikrar aradığımızı söyleyebilirim. Ülkede herkesin aradığı gibi, çünkü bugün artık bütün ülke, özellikle İstanbul dev bir şantiyeye dönüşmüş durumda. Her yerde yıkım ve inşaat çıkıyor karşımıza; yollar, sokaklar, semtler toz, toprak içinde ve aynı riskler, aynı değişken, belirsiz süreç her yerde. Kimsenin geleceğinden, bıraktığı yeri yarın yerinde bulacağından emin olamadığı yıkıcı, yıpratıcı, garip bir süreç bu.

Balat hiç bilmeyen birine dışarıdan ziyaret edilesi, yaşanası bir semt olarak görnüyor. İşin iç yüzü nasıl?
Tabii ki öyle, hatta fazlası... Fener-Balat’ta her arayan farklı bir şey bulabilir, öylesine zengin bir tarih, öylesine renkli hayatlar ve öylesine dinamik bir süreç var ki, anlatmak için tek bir başlık, tek bir çerçeve asla yetmez. Ne tek başına tarih ne sosyo-ekonomik durum, ne kültürel ve sosyolojik özellikler, çok daha ötesi, çok daha derin, çok daha gizemli. Bu bölgeyi ne yazmakla, ne gezmekle, ne yaşamakla bitirmeniz, tüketmeniz mümkün değil; öylesi çoğalan, öylesi üretken, öylesi doğurgan bir yer Fener-Balat.

Balat’ı güzelleştirmek ve korumak adına neler yapıyorsunuz?
Fener-Balat Kültür Miraslarını Koruma Derneği olarak öncelikle bölgeyi gelecekte de yıkım tehdidi yaratacak projelere karşı korumak için buradayız. Her an tetikte, her an bir dayanışma ve mücadele ağı örmek ve güçlü bir direniş oluşturmak üzere beklemedeyiz. Bunun yanı sıra bölgedeki yenilenme, yeni mekânların açılması, yeni yatırımların yapılması ve her şeye karşın tarihi, mimari dokunun, mahalle kültürünün korunmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bölgeye gelen yatırımlar bizi rahatsız etmiyor aksine burayı yaşanan, tercih edilen bir yer haline getiriyor. Bölgeye yıkım olmadan ne kadar çok yeni insan, yatırımcı gelirse, yeni mekânlar, iş yerleri açılırsa, buradaki hayat ne kadar dinamik, kendine yeterli hale gelirse, yıkma niyeti, rant hevesi gerçekleşmeyecek, o yıkım ve bölge halkını yerinden etme projeleri hiçbir zaman hayata geçirilemeyecek. 

Advertising