İstanbul'da bu hafta yapılacak ne var?

İstanbul'da bu haftanın en iyi konserleri, etkinlikleri, filmleri, sergileri ve daha fazlası

Reklâm

Dünyanın en hareketli şehirlerinden birinde yaşamanın ayrıcalıklarından istifade etmek için, bu hafta için seçtiğimiz etkinliklere bir göz atın. Can sıkıntısına son! 

  • Etkinlikler
  • Tepebaşı
Sergi, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet'in sıra dışı simalarından Arif Hikmet Koyunoğlu’nu, 1900’lerden başlayarak özellikle 1920’li–1930’lu yıllarda çektiği fotoğraflar eşliğinde anlatıyor. Mimarın kişisel ve mesleki yaşamından kesitler aktaran fotoğraflar, Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ndeki öğrencilik yıllarından Erzurum’daki askerlik dönemine, aile hayatı ve Yeraltı Fotoğrafhanesi’ndeki işlerinden Ankara, İstanbul, Bursa, Nevşehir, Kırşehir gibi kentlerin manzaraları, mimarileri ve insanlarına uzanan bir çeşitlilik barındırıyor. Sergi 19 Haziran-17 Mayıs tarihlerinde İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde.
  • Sanat
‘Yan Yana’, sanat dünyamızın iki önemli çiftini bir araya getiriyor: Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu. Müzenin iki katına yayılan sergide, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerin yanı sıra Eyüboğlu Ailesi, İmren Erşen ve özel koleksiyonlardan seçilmiş resimler, mektuplar, şiirler, karikatürler ve belgeler yer alıyor. Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde hazırlanan Üren sergisi, çiftin birlikte ama bir o kadar da bağımsız üretimlerini görünür kılarken; Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde kurgulanan Eyüboğlu sergisi, yarım asrı aşan üretim süreçlerini ve Anadolu’dan beslenen sanat miraslarını izleyiciyle buluşturuyor. ‘Yan Yana’, yalnızca sanatçıların ortak yaşamını değil, farklı sanat anlayışlarının kesiştiği çok sesli bir tarih anlatısını da ortaya koyuyor. Sergi 20 Eylül-10 Temmuz tarihlerinde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde.
Reklâm
  • Sanat
  • Haliç
Güncel seramik üretiminin öne çıkan örneklerini bir araya getiren ‘Toprak Uykuda Değil’ sergisi, seramiği uluslararası sanat ve tasarım dünyasında yeniden yükselen bir ifade alanı olarak ele alıyor. Geleneksel yapısını koruyan ama aynı zamanda deneysel süreçlere, yeni yüzeylere ve özgün formlara açık bir malzeme olan seramiğin bugün ulaştığı çeşitlilik, serginin temel odağını oluşturuyor. ‘Toprak Uykuda Değil’, sanatçıların malzeme ile kurdukları kişisel araştırmaları görünür kılan, yenilikçi ve dinamik bir seçki sunuyor. Sergide yer alan işler organik formlardan soyut heykellere, yüzey odaklı çalışmalardan deneysel üretimlere uzanan geniş bir yelpaze oluşturuyor. Farklı kuşaklardan sanatçıların bir araya gelişi, seramiğin günümüzdeki çok yönlü ve enerjik karakterini öne çıkarıyor. Seçkide Abrahamm Creative Studio, Ayşe Kurt, Ayşegül Düşek ve Cansu Sönmez’in de aralarında bulunduğu 33 sanatçının eserleri yer alıyor. Sergi 5 Aralık-30 Ocak tarihlerinde Tersane İstanbul’da.
  • Sanat
Sanatorium, Fransa’da çağdaş sanat alanında akademisyen olarak çalışmalarını sürdüren Ludovic Bernhardt’ın kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Görsel sanat ve şiirsel yazın kesişiminde çalışan Bernhardt için bu serginin kavramsal temeli 1580 tarihli bir gravür olmuş. Sergi, haritacılık ve şematik kesinliklerin ortadan kalktığı bir çağda, dünya hakkındaki temsillerimizi sorguluyor. Geleneksel bir sergi yerine Bernhardt akış halinde bir yazma işini, görsel sanat ve şiirsel yazın arasında çağdaş yaşamlarımızı şekillendiren deliliği ifade eden bir melezleşme sürecini ortaya koyuyor. Sergi 26 Aralık-7 Şubat tarihlerinde Sanatorium’da.
Reklâm
  • Sanat
  • Beyoğlu
‘Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var’ başlıklı grup sergisi, fotoğrafın olanaklarını ve sınırlarını merkeze alarak mecranın çeşitlenen ifade biçimlerine odaklanıyor. Arter’in birinci kattaki galerisinde yer alan sergi, müdahalenin ve kavramsallığın ön plana çıktığı fotoğraf temelli sanatsal üretimlerden oluşan kapsamlı bir eser seçkisini izleyiciyle buluşturuyor. Fotoğrafın ânı dondurma ve yakalama işlevleriyle tanımlandığı yerleşik kabulleri sorgulayan ‘Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var’, zamanı doğrusal bir akış veya nesnel bir işaretleme biçiminden ziyade hızlanan, yavaşlayan, parçalanan ve üst üste binen katmanlı bir yapı olarak ele alıyor. Küratörlüğünü Oğuz Karakütük’ün üstlendiği sergide Arda Asena, Ruth van Beek, Szilvia Bolla, Rachelle Bussières, Antony Cairns, Orhan Cem Çetin, Görkem Ergün, Alina Frieske, Cemil Batur Gökçeer, Ege Kanar, İbrahim Karakütük, Şahin Kaygun, Lebohang Kganye, Dionne Lee, Alix Marie, Rehan Miskci, Taiyo Onorato & Nico Krebs, Ayako Sakuragi, Dafna Talmor ve Rodrigo Valenzuela’nın işleri yer alıyor. Sergi 11 Eylül-8 Mart tarihlerinde Arter’de.
  • Sanat
Galata Rum Okulu, yeni yılda mimariye ilgi duyanların kaçırmaması gereken bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide Türkiye’de çağdaş sanatın örgütlenmesi, kurumsallaşması, müze ve mimarlık üzerine kapsamlı çalışmalar yapmış, sanat kuramcısı, yazar ve küratör Ali Artun ve çağdaş Türk sanatında özgün disiplinler arası çalışmaları, heykel ve kavramsal eserleriyle tanınan Ahmet Yiğider bir araya geliyor. Mimarlığın akılcılığın ötesindeki diline işaret eden bir alana vurgu yapan ‘Töz’, mimarlıkla ilgilenenler tarafından mutlaka görülmeli. Sergi 17 Ocak-8 Şubat tarihlerinde Galata Rum Okulu’nda.
Reklâm
  • Sanat
Sanatçı Tansu Kırcı’nın ilk kişisel sergisi mekan, bellek ve kimlik arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Mekan algısı ve taşa bakışı, çocuk yaşta tanık olduğu 17 Ağustos 1999 depremi tarafından belirleyici biçimde şekillenen sanatçının eserlerinde merdiven, kapı ve koridor gibi geçiş formları, bireyin kendini tanıma sürecinin ve varoluşun sürekli dönüşen doğasının metaforları olarak beliriyor. Kırcı, taşı yalnızca biçim verilen bir malzeme değil, coğrafyanın kolektif belleğini taşıyan bir tanık olarak ele alıyor. Taşın damarları, kırıkları ve direnç noktaları, eserin oluşum sürecine yön veriyor. Bu karşılaşma, insan iradesiyle doğanın sınırları, bugünün deneyimiyle tarihsel süreklilik arasında kurulan bir diyaloğa dönüşüyor. Sanatçının üretiminde, yaşadığı coğrafyanın kadim uygarlıklarından miras kalan kültürel birikimle bugünün kimliksizleşen kent yapısı arasındaki gerilim görünür hale geliyor. Haliç Sanat 1’de görebileceğiniz sergi sizi şu soru üzerine düşünmeye davet ediyor: “Bir toplum, unuttuğu taşların ağırlığını ne kadar taşıyabilir?” Sergi 13 Kasım-15 Şubat tarihlerinde Haliç Sanat 1’de.
  • Etkinlikler
  • Sarıyer
Sadberk Hanım Müzesi, H. Oğuz Aydemir’in özenle biriktirdiği ve 2018’de müzeye bağışladığı hatıra mendilleri koleksiyonunu ziyaretçileriyle buluşturuyor. Müze Direktörü Hülya Bilgi’nin koordinasyonunda ve Dr. Ozan Torun’un küratörlüğünde hazırlanan sergi, 82 mendilden oluşan bir seçkiyle ziyaretçileri 19. yüzyılın ortasından 20. yüzyılın ortasına uzanan bir yolculuğa davet ediyor. Hatıra mendilleri, Kırım Savaşı’ndan İkinci Dünya Savaşı’na uzanan dönemin önemli olaylarını, bu olayların geçtiği mekanları ve tanıklarını konu ediyor. Sanayileşme, ulus-devletler, savaşlar, hükümdarların tahta çıkışları, büyük hanedanların çöküşleri gibi tarihsel olayların tanığı olan, hatta bu olayların propaganda faaliyetlerinde de kullanılan bu mendiller, adeta yaşayan özgün birer belge gibi ziyaretçilere sunuluyor. Tematik bir kurguya sahip olan sergi, aynı zamanda yakın tarihin siyasi, iktisadi ve toplumsal kırılmalarını kronolojik bir akışla takip etme imkanı da veriyor. Sergi 9 Ekim-30 Haziran tarihlerinde Sadberk Hanım Müzesi’nde.
Reklâm
  • Sanat
  • Şişli
Ara Güler Müzesi, Robert Capa Contemporary Photography Center iş birliğiyle, 20. yüzyılın en önemli foto muhabirlerinden Robert Capa’nın Türkiye’de bugüne dek gerçekleştirilen en kapsamlı sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Başlığını Capa’nın yalın ve gerçekliğe dayalı fotoğraf felsefesini yansıtan sözünden alan ‘Gerçek En İyi Fotoğraftır’, sanatçının 1932’deki ilk profesyonel işinden 1954’teki son karelerine uzanan geniş bir seçki sunuyor. 1913’te Budapeşte’de doğan ve kariyerinde İspanya İç Savaşı’ndan II. Dünya Savaşı’na, Hindiçin Savaşı’ndan modern tarihin birçok önemli çatışmasına tanıklık eden Capa, yalnızca savaşların dehşetini değil, insanların yaşadıkları insani deneyimleri de fotoğraflarına yansıttı. “Eğer fotoğraflarınız yeterince iyi değilse, yeteri kadar yaklaşmamışsınız demektir,” sözüyle tanınan Capa, cesaretiyle hafızalara kazındı. Henri Cartier-Bresson, George Rodger ve David “Chim” Seymour ile Magnum Photos’un kurucularından olan Capa, fotoğrafçının tanık ve hikaye anlatıcısı kimliğini tanımlayan öncülerden biri oldu. Onun kareleri yalnızca tarihsel belgeler değil; empati, adalet ve fotoğrafın dönüştürücü gücüne olan inancın da bir yansıması olarak görülebilir. Sergi, Capa’nın 1946’da Türkiye’ye yaptığı ziyarette çektiği 37 adet gümüş jelatin baskıyı içeren özel bir bölümü de kapsıyor. İstanbul’un günlük yaşamından Ankara’nın modern mimarisine, kırsal manzaralardan portrelere uzanan bu kareler, sanatçının Türkiye’ye bakışını ortaya koyuyor. ‘Gerçek En...
  • Sanat
  • İstiklal Caddesi
‘90’lardan Beri Halı’dayız’, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Resim Bölümü’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Halı Atölyesi’nin sanat eğitimine odaklanıyor. Atölyenin kuruluşundan bu yana titizlikle inşa edilen fiziksel ve kavramsal bağların izini süren sergi, yolu bu mekandan geçmiş sanatçıların ortak üretimleri, kişisel işleri, arşiv malzemeleri ve tanıklıklarından derlenen bir kolaj sunuyor. Halı Atölyesi, halı dokuma eğitimini güncel sanatla ilişkilendiren, beraber öğrenmeye dayalı pedagojik yaklaşımı ve herkesin katılımına açık programlarıyla gerek kurum içinde gerekse kurum dışında benzersiz bir konum edindi. Akademiye içkin cinsiyetçi hiyerarşileri ve kemikleşmiş bürokrasiyi ilke ve uygulamalarıyla alaşağı eden; öğrenciyi, sanatçıyı, misafiri, kültür emekçisini aynı masa etrafında buluşturabilen ve en önemlisi, “sokağı dışlamayan” müstesna bir model yarattı. 1992’de Halı Atölyesi’ne asistan olarak atanan görsel sanatçı ve akademisyen Gülçin Aksoy (1965-2024) ile ona eşlik eden bir grup öğrenci ve yol arkadaşının önayak olduğu dinamizm, 1990’lar sonundan itibaren atölyeyi dönüştürdü. Açığa çıkan sinerji, Aksoy’un hem fiziken hem de fikren açık tuttuğu atölye kapısından taşıp önce okulun koridorlarına, sonra da İstanbul’un güncel sanat ortamına yayıldı. Atölyenin üretim modeli, 2000’li yıllarda İstanbul’daki bağımsız sanat inisiyatifleri, feminist çevreler ve disiplinlerarası kolektiflerle kurduğu ilişkiler sayesinde çoğaldı, çeşitlendi ve genişledi....
Tavsiye edilen
    Son haberler
      Reklâm