Dünyanın en hareketli şehirlerinden birinde yaşamanın ayrıcalıklarından istifade etmek için, bu hafta için seçtiğimiz etkinliklere bir göz atın. Can sıkıntısına son!
Reklâm
İstanbul’un çeperinde, Uskumruköy’ün ormanla çevrili atmosferinde konumlanan Hara, 1 Mart-26 Temmuz tarihleri arasında sınırları zorlayan bir sergiye ev sahipliği yapıyor. ‘Canavarların Vaatleri’, küratör Ezgi Hamzaçebi imzasıyla, “canavar” olarak görülen insan ve insan-olmayan bedenlerin, hallerin ve varoluş biçimlerinin temsillerini mercek altına alıyor.
Sergi, farklı disiplinlerden on sanatçıyı bir araya getiriyor: Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Serkan Aka, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer ve Zeynep Kılınç. Heykelden yerleştirmeye, fotoğraftan videoya uzanan ve çoğu bu sergi için üretilmiş işler; bedenleri ve kimlikleri sabit kategorilere hapsetmek yerine, eşikte ve askıda kalma halleriyle ele alıyor.
Sınırların bulanıklaştığı bir alan
İnsan ile insan-olmayan, canlı ile cansız, doğal ile yapay, işlevsel ile atık, görünür ile bastırılmış olan arasındaki sınırlar bu sergide sürekli yer değiştiriyor. Parçalanmış bedenler, hayaletimsi bitkiler, canavarlaşmış imgeler, işlevsizleştirilmiş formlar ve ritüel kalıntıları; varlıkların “vücuda gelme” süreçlerine dikkat çekerken, izleyiciyi tanımlama arzusunun ötesine geçmeye davet ediyor. Burada kusur, mutasyon, hibritlik ve karanlık birer sapma değil; potansiyelin, direncin ve başka türlü var olma ihtimallerinin izleri. Canavar figürü tehditkar bir öteki olarak değil, sınıflandırmaya direnen ve henüz tam olarak tanımlanamayan gelecekleri sezdiren bir eşik figürü olarak karşımıza...
Kurulduğu günden bu yana sanat öğrencileri, genç sanatçılar, koleksiyonerler ve sanatseverler arasında sürdürülebilir bir bağ kurmayı hedefleyen Bazaart, 15 yıllık yolculuğunda çağdaş sanatın yeni seslerine alan açan bir platform haline geldi. “Her Eve Bir Sanat” mottosuyla hayata geçirilen proje, bu yıl da genç yeteneklerin profesyonel sanat dünyasına adım atmalarına destek oluyor. 1000’i aşkın genç sanatçının başvuru yaptığı Bazaart 2026’da seçici kurul tarafından belirlenen resim, heykel, fotoğraf, seramik, cam, baskı, video art ve yerleştirme işleri sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Yeniköy Rotary Kulübü’nün düzenlediği etkinlik, son dönemde sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmaya başlayan 2PLAN Terminal’de. Genç yetenekler keşfetmek isteyenlere duyurulur.
Etkinlik 3-12 Mart tarihlerinde 2PLAN Terminal’de.
Reklâm
Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı programları kapsamında, bir araştırma projesi ve sergisi olarak, hayata geçmesi arzu edilen Ankara Şehir Müzesi’nin Yeni Şehir bölümünü kurma hedefiyle hazırlanan ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’, ilk kez 2019 yılında Ankara’da ziyarete açıldı. Yeni Ankara’nın kuruluş öyküsünü ortaya koyan sergi, şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbullularla buluşuyor. ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’ sergisi, Cumhuriyet’in ilanından yalnızca 16 gün önce başkent olan Ankara’nın, yaşadığı nüfus artışına rağmen ilk on yılda başarılı bir planlamayla geçirdiği dönüşümü ele alıyor. Sergi, Ankara’nın merkezinde modernleşme politikalarıyla şekillenen Yenişehir’in kuruluşunu, döneme ait yaklaşık 350 özgün fotoğraf, yeni üretilen görseller, konut tiplerinin maketler ve film kayıtları üzerinden aktarıyor. Aynı zamanda sergide Mustafa Necati, Halide Edip Adıvar, Arif Hikmet Koyunoğlu, Carl Christoph Lörcher, Erzurumlu Nafiz Kotan, Grace Ellison gibi isimlerin bulunduğu 40’a yakın siyasetçi, yazar ve entelektüel, mimar, plancı ve müteahhidin, başkentin ilk on yılındaki barınma deneyimleri ve yazıları bir araya geliyor. Serginin film odasında ise dönemi belgeleyen ‘Türkiye’nin Kalbi Ankara’ filmi 1920’ler ve 1930’ların Ankara’sını yansıtıyor.
Sergi 12 Eylül-22 Mart tarihlerinde Müze Gazhane’de.
‘Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var’ başlıklı grup sergisi, fotoğrafın olanaklarını ve sınırlarını merkeze alarak mecranın çeşitlenen ifade biçimlerine odaklanıyor. Arter’in birinci kattaki galerisinde yer alan sergi, müdahalenin ve kavramsallığın ön plana çıktığı fotoğraf temelli sanatsal üretimlerden oluşan kapsamlı bir eser seçkisini izleyiciyle buluşturuyor. Fotoğrafın ânı dondurma ve yakalama işlevleriyle tanımlandığı yerleşik kabulleri sorgulayan ‘Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var’, zamanı doğrusal bir akış veya nesnel bir işaretleme biçiminden ziyade hızlanan, yavaşlayan, parçalanan ve üst üste binen katmanlı bir yapı olarak ele alıyor. Küratörlüğünü Oğuz Karakütük’ün üstlendiği sergide Arda Asena, Ruth van Beek, Szilvia Bolla, Rachelle Bussières, Antony Cairns, Orhan Cem Çetin, Görkem Ergün, Alina Frieske, Cemil Batur Gökçeer, Ege Kanar, İbrahim Karakütük, Şahin Kaygun, Lebohang Kganye, Dionne Lee, Alix Marie, Rehan Miskci, Taiyo Onorato & Nico Krebs, Ayako Sakuragi, Dafna Talmor ve Rodrigo Valenzuela’nın işleri yer alıyor.
Sergi 11 Eylül-8 Mart tarihlerinde Arter’de.
Reklâm
‘Yan Yana’, sanat dünyamızın iki önemli çiftini bir araya getiriyor: Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu. Müzenin iki katına yayılan sergide, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerin yanı sıra Eyüboğlu Ailesi, İmren Erşen ve özel koleksiyonlardan seçilmiş resimler, mektuplar, şiirler, karikatürler ve belgeler yer alıyor. Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde hazırlanan Üren sergisi, çiftin birlikte ama bir o kadar da bağımsız üretimlerini görünür kılarken; Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde kurgulanan Eyüboğlu sergisi, yarım asrı aşan üretim süreçlerini ve Anadolu’dan beslenen sanat miraslarını izleyiciyle buluşturuyor. ‘Yan Yana’, yalnızca sanatçıların ortak yaşamını değil, farklı sanat anlayışlarının kesiştiği çok sesli bir tarih anlatısını da ortaya koyuyor.
Sergi 20 Eylül-10 Temmuz tarihlerinde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde.
OG Gallery, sanatçı Zeynep Solakoğlu’nun galeriyle ilk kişisel sergisi olan ‘Late Bloomer’ı izleyiciyle buluşturuyor. Doğada “geç kalmak” diye bir kavram yoktur; yalnızca kendi ritmi, döngüsü ve kurallarıyla işleyen zaman vardır. Modern dünyanın “late blooming” olarak adlandırdığı anlatı ise insanın bu doğal ritimden kopuşuyla şekillenir; zamanı evrelere ayıran, karşılaştırmalar üzerinden ilerleyen ve rekabet ile mükafat etrafında kurulan düzen arzusunu gözler önüne serer. ‘Late Bloomer’, bu mantığa karşı durarak her varlığın, her dönüşümün ve her hikâyenin kendi zamanında açıldığını hatırlatan bir masal sunuyor.Sergi 5 Şubat-14 Mart tarihlerinde OG Gallery’de.
Reklâm
Alternatif müziğin karanlık ve duygusal tonlarıyla öne çıkan isimlerinden A.A. Williams, Blind sahnesinde dinleyiciyle buluşuyor. Post-rock, alternatif ve klasik müzik etkilerini karanlık bir sound’la harmanlayan müzisyen, kendi adını taşıyan ilk EP’sinin ardından prestijli Roadburn Festivali’nde sahne alarak canlı performans kariyerine güçlü bir başlangıç yapmıştı. Cult of Luna, Explosions In The Sky, Russian Circles, Sleep Token ve The Sisters of Mercy gibi önemli gruplarla turnelere çıkan sanatçının 2022’de yayımlanan ‘As The Moon Rests’ albümü, eleştirmenlerden de aldığı olumlu yorumlar almıştı.
Annette Louise Solakoğlu, Elena Tash, Işık Güner ve Yunus Karma’nın üretimlerini bir araya getiren ‘Rooted: The Garden Within’, doğayı yalnızca dışsal bir tema olarak değil; insanın iç dünyasında köklenen, psikolojik ve duygusal bir alan olarak ele alıyor. Sergi, doğayı zihinsel ve bedensel hafızanın bir parçası, içsel hallerimizin yansıması ve kişisel tarihimizin taşıyıcısı olarak yeniden konumlandırıyor. Şule Gazioğlu küratörlüğünde, Ece Balcıoğlu danışmanlığında kurgulanan sergi, galeri mekanını zamansız ve nostaljik bir bahçeye dönüştürüyor. Fotoğraf, botanik resim, heykel ve tekstil disiplinlerini bir araya getiren seçki; doğayı çevresel bir gerçekliğin ötesinde, insanın iç dünyasını şekillendiren kurucu ve dönüştürücü bir güç olarak ele alıyor.
Sergi 26 Şubat-19 Mart tarihlerinde Şule Gazioğlu Gallery’de.
Reklâm
Ara Güler Müzesi, Robert Capa Contemporary Photography Center iş birliğiyle, 20. yüzyılın en önemli foto muhabirlerinden Robert Capa’nın Türkiye’de bugüne dek gerçekleştirilen en kapsamlı sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Başlığını Capa’nın yalın ve gerçekliğe dayalı fotoğraf felsefesini yansıtan sözünden alan ‘Gerçek En İyi Fotoğraftır’, sanatçının 1932’deki ilk profesyonel işinden 1954’teki son karelerine uzanan geniş bir seçki sunuyor. 1913’te Budapeşte’de doğan ve kariyerinde İspanya İç Savaşı’ndan II. Dünya Savaşı’na, Hindiçin Savaşı’ndan modern tarihin birçok önemli çatışmasına tanıklık eden Capa, yalnızca savaşların dehşetini değil, insanların yaşadıkları insani deneyimleri de fotoğraflarına yansıttı. “Eğer fotoğraflarınız yeterince iyi değilse, yeteri kadar yaklaşmamışsınız demektir,” sözüyle tanınan Capa, cesaretiyle hafızalara kazındı. Henri Cartier-Bresson, George Rodger ve David “Chim” Seymour ile Magnum Photos’un kurucularından olan Capa, fotoğrafçının tanık ve hikaye anlatıcısı kimliğini tanımlayan öncülerden biri oldu. Onun kareleri yalnızca tarihsel belgeler değil; empati, adalet ve fotoğrafın dönüştürücü gücüne olan inancın da bir yansıması olarak görülebilir. Sergi, Capa’nın 1946’da Türkiye’ye yaptığı ziyarette çektiği 37 adet gümüş jelatin baskıyı içeren özel bir bölümü de kapsıyor. İstanbul’un günlük yaşamından Ankara’nın modern mimarisine, kırsal manzaralardan portrelere uzanan bu kareler, sanatçının Türkiye’ye bakışını ortaya koyuyor. ‘Gerçek En...
Ayşe Pirinççioğlu’nun sakin, durağan insanlarıyla tanışmaya hazır mısınız? Pirinççioğlu ilk sergisinde yer alan çalışmaları hakkında, “Kafamdaki insanlar aslında hep oradaydılar, pandemi kapanmalarında belirgin bir şekilde ortaya çıktılar. O dönemde kalabalıktan uzaklaşmış olmak doğrusu beni ilginç bir şekilde mesut etmişti. Her gün fark etmeden bizi fazlasıyla yoran şehrin, dünyanın, hayatın kalabalığından uzak olmak, benim için tam bir arınma oldu. İşte sessiz, konuşmayan, durağan insanları çizmeye o zaman başladım.” diyor. “Bunch of People” yani “bir grup insan” fikri o zaman ortaya çıkmış. Ayşe Pirinççioğlu resimlerindeki soyut insanları ve durumları şöyle tarif ediyor: “Benim insanlarım çeşit çeşit… Bu hayali insanlar sanki bana poz veriyorlar. Her ne kadar çoğunun suratı olmasa bile giysilerindeki bir desen ya da çizgilerindeki bir renk onlarla ilgili birçok ipucu taşıyor. Çoğu neşeli, umutlu, renkli karakterler. Genelde soyut çalışıyorum, ama günün sonunda çalışmalarım figüratif. Neden figüratif çalışmak beni bu kadar mutlu ediyor diye araştırınca kendimi çocukluğuma dönmüş olarak buluyorum. Çocukken resim dersinde de hep insan çizerdim; balon uçuran çocuklar, nehirde çamaşır yıkayan kadınlar, dans edenler… Resimlerimde hep insanlar vardı. Güncel insanlarım artık daha durağan, daha sakin, ama en az çocukluğumdakiler kadar renkli!” Resimle ilgilenmenin yanı sıra moda tasarımcılığı da yapan Pirinççioğlu’nun ressam olan annesinden ilhamla başlayan sanat yolculuğunu siz...
Discover Time Out original video
Reklâm



















