Dünyanın en hareketli şehirlerinden birinde yaşamanın ayrıcalıklarından istifade etmek için, bugün için seçtiğimiz etkinliklere bir göz atın. Can sıkıntısına son!
Reklâm
Ferda Art Platform ve Futy Art Gallery, grup sergisi ‘The Path’i sanatseverlerle buluşturuyor. ‘The Path’ izleyiciyi yön, güzergah ve mekan kavramları üzerine düşünmeye davet eden bir sergi. Kürasyonunu Ferda Art Platform’un üstlendiği, ev sahipliğini Futy Art Gallery’nin yaptığı sergi, belirlenmiş rotaların ve alışıldık sanat izleme pratiklerinin ötesinde şekillenen üretimleri bir araya getiriyor. Seçkide sanatçılar Albina Onay, Burcu Gökçek, Doğu Özgün, Esra Karaduman, Gizem Çeşmeci, Seydi Murat Koç ve Sinan Orakçı yer alıyor. ‘The Path’, yalnızca eserlerin kavramsal çerçevesinde değil, serginin fiziksel konumlanışında da “yol” fikrini merkezine alıyor. Sergi mekanının alışıldık sanat güzergahlarının dışında, farklı bir bölgede konumlanması, izleyicinin sergiye ulaşma sürecini de deneyimin bir parçası haline getiriyor. Böylece yol, yalnızca metaforik bir kavram değil; bedensel olarak kat edilen, yön değiştirilen ve bilinçli olarak seçilen bir hareket alanına dönüşüyor.
Sergi 4 Mart-30 Mart tarihlerinde Futy Art Gallery’de.
Vehbi Koç Vakfı’nın 50. yılı programları kapsamında, bir araştırma projesi ve sergisi olarak, hayata geçmesi arzu edilen Ankara Şehir Müzesi’nin Yeni Şehir bölümünü kurma hedefiyle hazırlanan ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’, ilk kez 2019 yılında Ankara’da ziyarete açıldı. Yeni Ankara’nın kuruluş öyküsünü ortaya koyan sergi, şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbullularla buluşuyor. ‘Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933’ sergisi, Cumhuriyet’in ilanından yalnızca 16 gün önce başkent olan Ankara’nın, yaşadığı nüfus artışına rağmen ilk on yılda başarılı bir planlamayla geçirdiği dönüşümü ele alıyor. Sergi, Ankara’nın merkezinde modernleşme politikalarıyla şekillenen Yenişehir’in kuruluşunu, döneme ait yaklaşık 350 özgün fotoğraf, yeni üretilen görseller, konut tiplerinin maketler ve film kayıtları üzerinden aktarıyor. Aynı zamanda sergide Mustafa Necati, Halide Edip Adıvar, Arif Hikmet Koyunoğlu, Carl Christoph Lörcher, Erzurumlu Nafiz Kotan, Grace Ellison gibi isimlerin bulunduğu 40’a yakın siyasetçi, yazar ve entelektüel, mimar, plancı ve müteahhidin, başkentin ilk on yılındaki barınma deneyimleri ve yazıları bir araya geliyor. Serginin film odasında ise dönemi belgeleyen ‘Türkiye’nin Kalbi Ankara’ filmi 1920’ler ve 1930’ların Ankara’sını yansıtıyor.
Sergi 12 Eylül-22 Mart tarihlerinde Müze Gazhane’de.
Reklâm
Offgrid Art Project, Defne Camcıoğlu’nun sanat pratiğinin erken dönemlerinde başlayan ve zaman içinde farklı biçimlere evrilen Mısır Şapkalı Karınca projesini merkeze alan yeni sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, sanatçının üretimindeki süreklilik ve dönüşüm ilişkilerini görünür kılan kapsamlı bir seçki sunuyor. ‘Gölgedeki Masallar’, Defne Camcıoğlu’nun içsel referansları ile dış dünyadan türeyen imgeler arasında kurduğu üretim sürecini; renk, desen ve malzeme üzerinden yapılandırılmış bütünlüklü bir deneyim olarak izleyiciye sunuyor. Sergide yer alan iğne işleri, kişisel hafıza ile gündelik nesnelerden türeyen imgeleri bir araya getirerek bireysel ve kolektif referansların kesiştiği bir alan oluşturuyor.
Sergi 6 Şubat-20 Mart tarihlerinde Offgrid Art Project’te.
Sanatorium, Mehmet Dere’nin ‘21:21’ başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının 21 sayısının farklı kültürel, mitolojik ve ezoterik bağlamlarından yola çıkarak ürettiği yeni yapıtlarını bir araya getiren sergi, oyun formları aracılığıyla güncel sosyoekonomik meselelere eleştirel bir bakış sunuyor. Dere için 21, kişisel deneyim, tarihsel anlatım ve toplumsal gerçekliğin kesiştiği bir eşik. Sanatçının pratiği, gündelik hayatın sıradan imgeleri ile güncel politik ve ekonomik yapılar arasındaki gerilimli ilişkilere odaklanıyor. Oyun ve sayı gibi gündelik yaşam içinde sıkça tezahür eden pratikler, değer, iktidar ve eşitsizlik üreten sistemleri görünür kılan eleştirel araçlara dönüşüyor. Dere’nin çalışmaları, izleyiciyi eşiklerde ve kırılma noktalarında dolaşmaya davet eden açık uçlu bir düşünme alanı kuruyor.
Sergi 18 Şubat-28 Mart tarihlerinde Sanatorium’da.
Reklâm
Ayşe Pirinççioğlu’nun sakin, durağan insanlarıyla tanışmaya hazır mısınız? Pirinççioğlu ilk sergisinde yer alan çalışmaları hakkında, “Kafamdaki insanlar aslında hep oradaydılar, pandemi kapanmalarında belirgin bir şekilde ortaya çıktılar. O dönemde kalabalıktan uzaklaşmış olmak doğrusu beni ilginç bir şekilde mesut etmişti. Her gün fark etmeden bizi fazlasıyla yoran şehrin, dünyanın, hayatın kalabalığından uzak olmak, benim için tam bir arınma oldu. İşte sessiz, konuşmayan, durağan insanları çizmeye o zaman başladım.” diyor. “Bunch of People” yani “bir grup insan” fikri o zaman ortaya çıkmış. Ayşe Pirinççioğlu resimlerindeki soyut insanları ve durumları şöyle tarif ediyor: “Benim insanlarım çeşit çeşit… Bu hayali insanlar sanki bana poz veriyorlar. Her ne kadar çoğunun suratı olmasa bile giysilerindeki bir desen ya da çizgilerindeki bir renk onlarla ilgili birçok ipucu taşıyor. Çoğu neşeli, umutlu, renkli karakterler. Genelde soyut çalışıyorum, ama günün sonunda çalışmalarım figüratif. Neden figüratif çalışmak beni bu kadar mutlu ediyor diye araştırınca kendimi çocukluğuma dönmüş olarak buluyorum. Çocukken resim dersinde de hep insan çizerdim; balon uçuran çocuklar, nehirde çamaşır yıkayan kadınlar, dans edenler… Resimlerimde hep insanlar vardı. Güncel insanlarım artık daha durağan, daha sakin, ama en az çocukluğumdakiler kadar renkli!” Resimle ilgilenmenin yanı sıra moda tasarımcılığı da yapan Pirinççioğlu’nun ressam olan annesinden ilhamla başlayan sanat yolculuğunu siz...
Annette Louise Solakoğlu, Elena Tash, Işık Güner ve Yunus Karma’nın üretimlerini bir araya getiren ‘Rooted: The Garden Within’, doğayı yalnızca dışsal bir tema olarak değil; insanın iç dünyasında köklenen, psikolojik ve duygusal bir alan olarak ele alıyor. Sergi, doğayı zihinsel ve bedensel hafızanın bir parçası, içsel hallerimizin yansıması ve kişisel tarihimizin taşıyıcısı olarak yeniden konumlandırıyor. Şule Gazioğlu küratörlüğünde, Ece Balcıoğlu danışmanlığında kurgulanan sergi, galeri mekanını zamansız ve nostaljik bir bahçeye dönüştürüyor. Fotoğraf, botanik resim, heykel ve tekstil disiplinlerini bir araya getiren seçki; doğayı çevresel bir gerçekliğin ötesinde, insanın iç dünyasını şekillendiren kurucu ve dönüştürücü bir güç olarak ele alıyor.
Sergi 26 Şubat-19 Mart tarihlerinde Şule Gazioğlu Gallery’de.
Reklâm
‘Yan Yana’, sanat dünyamızın iki önemli çiftini bir araya getiriyor: Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu. Müzenin iki katına yayılan sergide, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndaki eserlerin yanı sıra Eyüboğlu Ailesi, İmren Erşen ve özel koleksiyonlardan seçilmiş resimler, mektuplar, şiirler, karikatürler ve belgeler yer alıyor. Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde hazırlanan Üren sergisi, çiftin birlikte ama bir o kadar da bağımsız üretimlerini görünür kılarken; Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde kurgulanan Eyüboğlu sergisi, yarım asrı aşan üretim süreçlerini ve Anadolu’dan beslenen sanat miraslarını izleyiciyle buluşturuyor. ‘Yan Yana’, yalnızca sanatçıların ortak yaşamını değil, farklı sanat anlayışlarının kesiştiği çok sesli bir tarih anlatısını da ortaya koyuyor.
Sergi 20 Eylül-10 Temmuz tarihlerinde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde.
Işık ve karanlık arasındaki kadim ilişkiyi merkeze alan ‘Toz, Yıldızları Gölgede Bıraktığında’ sergisi, Müze Gazhane’de sanatseverlerle buluşuyor. Küratörlüğünü Uras Kızıl’ın üstlendiği sergi Gizem Akkoyunoğlu, Ozan Atalan, Alpin Arda Bağcık, Kıymet Daştan, Benal Dikmen, Sinem Dişli, Başak Kaptan, Ali Miharbi, Kaan Kemal Öner, Ekin Saçlıoğlu ve Damla Sari’nin yapıtlarını bir araya getiriyor. 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’un aydınlatma ihtiyacını karşılamak için kullanılan bir mekanın tarihsel belleğine dolaylı biçimde yaklaşan sergi, karanlığı yalnızca ışığın yokluğu olarak değil; düşünmenin, tahayyül etmenin ve farklı duyumsama hâllerinin mümkün olduğu bir alan olarak ele alıyor.
Sergi 25 Aralık-22 Mart tarihlerinde Müze Gazhane’de.
Reklâm
Ara Güler Müzesi, Robert Capa Contemporary Photography Center iş birliğiyle, 20. yüzyılın en önemli foto muhabirlerinden Robert Capa’nın Türkiye’de bugüne dek gerçekleştirilen en kapsamlı sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Başlığını Capa’nın yalın ve gerçekliğe dayalı fotoğraf felsefesini yansıtan sözünden alan ‘Gerçek En İyi Fotoğraftır’, sanatçının 1932’deki ilk profesyonel işinden 1954’teki son karelerine uzanan geniş bir seçki sunuyor. 1913’te Budapeşte’de doğan ve kariyerinde İspanya İç Savaşı’ndan II. Dünya Savaşı’na, Hindiçin Savaşı’ndan modern tarihin birçok önemli çatışmasına tanıklık eden Capa, yalnızca savaşların dehşetini değil, insanların yaşadıkları insani deneyimleri de fotoğraflarına yansıttı. “Eğer fotoğraflarınız yeterince iyi değilse, yeteri kadar yaklaşmamışsınız demektir,” sözüyle tanınan Capa, cesaretiyle hafızalara kazındı. Henri Cartier-Bresson, George Rodger ve David “Chim” Seymour ile Magnum Photos’un kurucularından olan Capa, fotoğrafçının tanık ve hikaye anlatıcısı kimliğini tanımlayan öncülerden biri oldu. Onun kareleri yalnızca tarihsel belgeler değil; empati, adalet ve fotoğrafın dönüştürücü gücüne olan inancın da bir yansıması olarak görülebilir. Sergi, Capa’nın 1946’da Türkiye’ye yaptığı ziyarette çektiği 37 adet gümüş jelatin baskıyı içeren özel bir bölümü de kapsıyor. İstanbul’un günlük yaşamından Ankara’nın modern mimarisine, kırsal manzaralardan portrelere uzanan bu kareler, sanatçının Türkiye’ye bakışını ortaya koyuyor. ‘Gerçek En...
Ahmet Çerkez’in solo sergisi ‘Dönüşümün Metaforları’, doğanın düzenini ve bu düzenin sürekliliğini mümkün kılan kırılmaları merkeze alıyor. Sanatçı, doğayı sabit bir sistem olarak değil; doğum, yıkım ve yeniden kuruluşu aynı anda içinde barındıran dinamik bir yapı olarak ele alıyor. Bilimin sunduğu açıklama biçimlerini doğrudan temsil etmek yerine, bu disiplinlerin doğayı okuma çabasına görsel karşılıklar üretiyor. Yüzeyde biriken katmanlar, tekrar eden akışlar ve ölçülü müdahaleler; düzenin sürekliliğinin çoğu zaman kesintilerle kurulduğunu görünür kılıyor. Bu resimler, kesin sonuçlar sunmak yerine, ölçmenin her zaman eksik, düzenin ise gördüğümüzden daha kompleks olduğunu hatırlatan bir alan açıyor.
Sergi 5 Mart-4 Nisan tarihlerinde Galeri Bosfor’da.
Discover Time Out original video
Reklâm



















