Amparo
Amparo

41. İSTANBUL FİLM fESTİVALİ

8 NİSAN’DA BAŞLAYAN 41. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'NDEN FARKLI ZEVKLERE HİTAP EDEN 10 FİLM

Yazan:
Caner Yoğurtçular
Reklâm

8 NİSAN’DA BAŞLAYAN 41. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ'NDEN FARKLI ZEVKLERE HİTAP EDEN 10 FİLM

  • Film

Yönetmen Jessica Beshir kurmacayla belgeselin harmanlandığı filmiyle, çocukken terk ettiği memleketine davet ediyor bizi. Etiyopya’nın Harar şehrindeyiz. Etrafı duvarlarla sarılı, halkın sırtlan sürülerinin yanı başında huzurla yaşadığı, masallara konu olmayı hak eden güzellikte bir şehir aslında burası. Ancak Beshir’in kamerası bu güzellikleri değil, ülkenin gidişatında önemli bir rolü olan gat bitkisinin etkilediği hayatları anlatıyor. Çiğneyince bir çeşit uyuşturucu etkisi veren, hem imalatı hem de bağımlılığıyla artık Etiyopya’daki yaşamın büyük bir parçası olan bitki bu topraklarda ortaya çıkmış. Beshir, memleketine her dönüşünde gat bitkisinin giderek yaygınlaştığını fark etmiş ve bu filmi çekmeye karar vermiş. Zaman zaman yavaşlayan siyah-beyaz görüntülerle, puslu bir rüya dünyası bekliyor bizi.

  • Film

Bugüne kadar görüntü yönetmenliği yapan Martika Ramirez Escobar, yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk filminde memleketi Filipinler’in sinemasına duyduğu sevgiyi beyaz perdeye aktarıyor. Filmin adında da yer alan kahramanımız Leonor, zamanında aksiyon filmlerinin aranan yönetmeni olan, bugün ise geçim sıkıntısı çeken tonton bir teyze. Bir kazanın ardından bilincini yitiren Leonor, Filipinler’in abartılı aksiyon filmlerinin dünyasında buluyor kendini. Yeşilçam Sineması’na ilgi duyanların empati kurabileceği türden bir sinema sevgisiyle çekilmiş bir ‘film içinde film’ izliyoruz.

 

Reklâm
  • Film

Berlin Film Festivali’nde boy gösteren filmlerin İstanbul Film Festivali’ne de uğraması âdettendir. İlk filmi ‘Estiu 1993 /
‘93 Yazı’yla 2017’de iki festivale de konuk alan Carla Simón, Altın Ayı ödüllü yeni filmiyle yine Katalonya topraklarına davet ediyor bizi. Filmle aynı adı taşıyan köyde, yerli ve çoğu amatör oyuncularla çalışmış Simón. Hikayenin odağında şeftali toplayarak geçimini sağlayan bir aile ve hem yaşadıkları hem çalıştıkları toprakları kaybetme riski karşısındaki tepkileri yer alıyor. Simón’un ilk eseri gibi buram buram yaz kokan bu film, dramatik öyküsüne rağmen içinizi açacak.

  • Film

‘Beau Travail’ ve ‘Trouble Every Day / Her Gün Başka Bir Bela’ gibi yapımlara imza atan Fransız yönetmen Claire Denis’yi en son ‘High Life’ adlı bilim kurgu eseriyle beyaz perdede izlemiştik. Denis, dört senenin ardından romantik bir dramla karşımızda. Yönetmen, daha önce de birlikte çalıştığı yazar Christine Angot’un bir kitabını sinemaya uyarlamış. Juliette Binoche, filmde eşiyle mutlu bir ilişkisi varken geçmişten gelen eski sevgilisiyle karşılaşınca kendini
bir aşk üçgeninin ortasında bulan bir kadını canlandırıyor. Denis, bu filmle Berlinale’de En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanmıştı.

Reklâm
  • Film

Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu ikilisinin hem senaristliği hem de yönetmenliği üstlendiği üçüncü filmleri. Yaklaşık 160 dakikalık süresine uygun bir biçimde, uzatmalı ve inişli çıkışlı bir ilişkiyi anlatıyor ‘Birlikte Öleceğiz’. Kahramanlarımız Mazhar (Özgür Emre Yıldırım) ve Ece (Su Kutlu), basit bir tabirle ‘sorunlu’ diye özetleyebileceğimiz bir ilişki içindeler. Sevgililerin hem beraber hem de ayrıyken acı çektiği türden bir ilişki bu. İlişkinin büyük bir parçası olan İstanbul da, tıpkı kahramanlarımız gibi hem acı hem mutluluk veren bir karakter olarak resmedilmiş. Karakterlerin dertleri aracılığıyla, bu topraklardan kimi insanların empati kurabileceği pek çok meseleye de değinen çağdaş bir aşk öyküsü. Film, hem Ulusal Yarışma’da hem de Uluslararası Yarışma’da Altın Lale’ye aday oldu.

  • Film

İlginç bir açılış filmi var karşımızda: Almanya’da yaşayan Türkiye asıllı bir oyuncunun başrolde olduğu, ciddi ve gerçek bir meseleyi ele almasına rağmen ‘Bitirim İkili’ filmlerini andıran komik bir yoldaşlığa odaklanan bir serüven. Komedyen Meltem Kaptan’ın canlandırdığı Rabiye Kurnaz,
11 Eylül saldırılarının ardından haksız yere tutuklanan oğlunu kurtarmak istiyor. Ancak bürokrasi Rabiye’nin Guantanamo’daki oğluna ulaşmasını zorlaştırmak için adeta elinden geleni ardına koymuyor. Neyse ki Alexander Scheer’in canlandırdığı bir avukat yardım eli uzatıyor ve ikili yer yer komikleşen bir adalet yolculuğuna çıkıyor. Kültür çatışmalarından beslenen bir komediye sırtını dayayan film, Meltem Kaptan’a Berlinale’de En İyi Başrol Performans ödülünü kazandırmıştı.

Reklâm
  • Film

İstanbul Film Festivali’ni yalnızca yeni yapımları takip etmek için değerlendirmemek gerek. Festival, her sene yerli bir filmi restore ederek sinema arşivimizi zenginleştiriyor. Bu senenin talihlisi, Zeki Müren ve Cahide Sonku’lu ‘Beklenen Şarkı’. Filmin hem yapımcısı hem yönetmenlerinden biri hem de başrol oyuncusu olan Cahide Sonku, oyunculuk deneyimi olmayan Zeki Müren’i filmdeki partneri olarak seçmiş. Genç Zeki Müren’in ilk konserini verdiği ve şöhret basamaklarını tırmanmaya başladığı bir dönemde vizyona giren 1953 yapımı bu film, aynı adı taşıyan Zeki Müren şarkısı ve Müren ile Sonku’nun piyano başındaki sahnesiyle akıllara kazınmıştı. 

  • Film

Eylül ayında başlayacak olan İstanbul Bienali, film gösterimlerinin ilk ayağıyla şimdiden karşımızda. ‘Tatlı, Olgun Meyvelerle Kaplı Ulu Bir Ağaç Olmak Yerine’ başlıklı bienal kapsamında gösterilecek filmlerin bu ön seçkisinde, 2021’de Cannes Film Festivali’nde En İyi Belgesel Ödülü’nü alan ‘A Night of Knowing Nothing’ öne çıkıyor. Hindistan üniversitelerinde okuyan gençlerle ilgili
yarı kurmaca yarı belgesel bir film izliyoruz. Kurmaca olan kısım, anlatıcının seslendirdiği aşk öyküsü. Biri alt, biri üst kasttan iki
gencin ilişkisini anlatıcının okuduğu aşk mektuplarından öğreniyoruz. Bu sırada üniversiteli gençlerin ön planda olduğu, amatör film tadında, hayat dolu görüntüler dönüyor beyaz perdede. Ticarileşen üniversitelerin amacını sorgulayan, sembolik bir başkaldırı aslında ‘A Night of Knowing Nothing’.

Reklâm
  • Film

90’ların sonunda, Kolombiya’nın Medellín şehrindeyiz. Geçinebilmek için geç saatlere kadar çalışan Amparo adlı bir kadın, eve döndüğünde 18 yaşındaki oğlunun kimliksiz dolaştığı için yakalanıp askere alındığını öğreniyor ve oğlunu geri alabilmek için yollara düşüyor. Kolombiya tarihinin çalkantılı bir döneminde geçen öykü, ülke içindeki çatışmalara arka planda yer verirken Amparo karakterine ve onun sorunlu ilişkilerine odaklanıyor. İlk filmine imza atan Simón Mesa Soto, ana karakterinin peşini bırakmayan kamerasıyla çaresizliği çarpıcı bir şekilde yansıtıyor. Yer yer bunaltacak ama yönetmenin bundan sonraki eserlerini dört gözle beklemenizi sağlayacak bir film. 

  • Film

Natalya Merkulova ve Aleksey Chupov ikilisinin yazıp yönettiği filmin adı sizi yanıltmasın: Kahramanımız Yüzbaşı Volkonogov şimdilik kaçmış olabilir, ancak kovalamaca devam ediyor. Volkonogov, 1930’ların Sovyetler Birliği’nde, vatana ihanetle suçlanan bir asker. Yakalanacağını ve öldürüleceğini anlayınca, ilahi bir mesajın önerisiyle ruhunu kurtarmaya karar veriyor ve gulaglardaki mahkumların bir listesini çalarak kaçıyor. Amacı, mahkumların ailelerine ulaşmak ve en az bir kişinin onu affetmesini sağlamak. Yönetmenler, bir dönem filmi yerine, bir bilim kurgu eseri havasını tercih etmiş; bu da beyaz perdede izlediğimiz distopyaların gerçek dünyadan o kadar da uzak olmadığını bize hatırlatıyor. 

Tavsiye edilen
    İlginizi çekebilecek diğer içerikler
      Reklâm