Alfonso Cuarón Roma

10 dalda Oscar’a aday olan Roma filminin perde arkası

1/2
Roma
2/2
Carlos Somonte
Advertising

Aile bağları

Alfonso Cuarón, çoğu yönetmene nasip olmayacak bir başarıya imza attı ve ailesinden ilham ilan ‘Roma’yla tüm dünyanın ilgisini çeken ama aynı zamanda hayli bireysel olan bir hikaye anlattı. Yönetmenle, 10 dalda Oscar’a aday olan filmin perde arkasını konuştuk.

“Aile söz konusu olunca derinlere inmekten korkuyoruz.

 Alfonso Cuarón’un etkileyici CV'sinde ona En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandıran ‘Gravity / Yerçekimi’nin yanı sıra en iyi Harry Potter filmi (‘The Prisoner of Azkaban / Azkaban Tutsağı’), klasikleşen bir distopya eseri (‘Children of Men / Son Umut’) ve bir yol hikayesi anlatan bağımsız cevher (‘Y Tu Mamá También / Ananı da!’) de yer alıyor. Yani Cuarón, kendi geçmişine dönüp bakma hakkını çoktan elde etti. Meksikalı yönetmen, usta işi otobiyografik filmi ‘Roma’ ile işte bunu yapıyor ve 1970’lere dönerek çocukluğunun Meksiko’sunda geçen bir hikaye anlatıyor. Sinemada hiç duygulanmayanların bile gönül tellerini titreten film, Cuarón’u büyüten kadına bir saygı duruşu niteliğinde.

 Roma’ çocukluğunuzdan ilham almasına rağmen neden 10 yaşındaki Alfonso hakkında değil?

Kendi gözümden çocukluğumu incelemek ilgimi hiç çekmiyordu. Daha çok dünyada en çok sevdiğim insanlardan biriyle aramdaki ilişki ve birbirinden tamamen farklı iki evrenden gelmemizle yüzleşmeye çalışıyordum. Her şeyi şekillendirmeye başlayan bu oldu. Annemle babamın boşanmasını içeren bir dönemdi ve bir şekilde bunu ele almak istedim.

 Gerçek hayattaki Cleo olan Libo, ona “Senin hakkında bir film yapıyorum,” dediğinizde nasıl tepki verdi?

Bu fikre çok açıktı. Süreç boyunca hafızamın derinliklerine daldım ve ardından onunla günlük alışkanlıkları hakkında çok detaylı ve uzun konuşmalar yaptım. Portakal suyu hazırlama şekli, bizi nasıl uyandırdığı, önce kimi kaldırdığı ve neden onu kaldırdığı gibi. Aileden uzak olduğu zamanlar, tatil günleri hakkında ona sorular sormaya başladığımda benim için gerçek bir sürpriz ortaya çıktı ve bambaşka bir evrenin kapıları açıldı. Sanırım aile söz konusu olunca derinlere inmekten korkuyoruz. Anneleriniz ve babalarınızla seks hayatları hakkında veya büyürken korktukları şeyler hakkında konuşmazsınız. Bu nedenle bu bir ayrıcalıktı.

 Evinizi ve mahallenizi, vaktiyle oldukları şekillerde beyaz perdeye yansıtmak için çok çaba harcamışsınız; hatta aile üyelerinize benzeyen oyuncular bile bulmuşsunuz.

“Evimizin gerçek mobilyalarını bulmam lazım,” diyerek başladım ve ülkenin dört bir yanında, kimde neyin olduğunun izini sürmeme yardım ettiler. Bana çok yardımcı oldular, destek verdiler ve mekanları ziyaret ettiklerinde neredeyse gözyaşlarına boğuldular. Kardeşlerim hemen odalarına koşarak çekmecelerine göz attılar, çünkü çekmeceleri filmde açmayacak olsak da içlerindeki eşyaları yerlerine koymuştuk.

 Filmin tamamlanmış halini görünce nasıl tepki verdiler?

Herkes için çok duygusal bir olaydı. Libo durmadan ağlıyordu. Ama onu etkileyen kendi karakteri değil, çocuklardı.

 Y Tu Mamá También’den sonra bir film için ilk defa Meksiko’ya dönmek nasıl bir deneyimdi?

Çok yoğun bir deneyimdi çünkü kentsel açıdan kontrolden çıkmış bir yer. Mesela senaryoda çok belirli bir yeri betimliyordum, ama o köşeye gittiğimde artık orayı tanıyamıyordum. Pek çok açıdan geçmişe dönmekle yüzleşmemi sağladı. Çünkü geçmişi yalnızca günümüzün bakış açısından ziyaret edebilirsiniz, bu nedenle şu an ve geçmişte kim olduğunuz arasında bir zıtlık ortaya çıkar.

 Roma’yı alışılmadık bir yolla çekmişsiniz. Çok ayrıntılı bir senaryo yazmanıza rağmen bunu oyuncular veya ekiple paylaşmamışsınız. Neden?

Ekibin ön yargılı olmasını istemiyordum. Filmi değişmez bir kronolojik sıra ile çektiğimiz için oyuncular durumlarını gün gün öğrendiler. Ayrıca yalnızca birkaç oyuncuya diyalog sahnelerini veriyordum, ama bunu ayrı ayrı yaptım. Diğerlerine ise sahnenin ne hakkında olduğu veya duygusal yönü, o an nasıl hissettikleri hakkında ipuçları verdim. Ardından oyuncuların hareketlerini yönlendirdiğim aşamada herkese çelişkili bilgiler veriyordum, böylece hayatın rastlantısallığını ve kaosunu yarattım.

 Yakın arkadaşınız Guillermo del Toro, New York Film Festivali’nde ‘Roma’yı sunarken hayatta en çok sevdiği beş filmden biri olduğunu söylemişti…

Bir diğeri ise ‘Y Tu Mamá También’… Şaka yapıyorum. İlk kez izledikten birkaç gün sonra bana bunu söylemişti. Başta arkadaşım olduğu için söylediğini düşündüm, ama sanırım gerçekti. Sonunda bana sarıldı ve “Benim evimi anlatmışsın, aynı arabadan bende de vardı, avlu ve çatı da aynıydı,” dedi. Ortak bir deneyim söz konusu. Kesinlikle gururum okşandı.

 Konu Guillermo del Toro’dan açılmışken, ‘Harry Potter and the Prisoner of Azkaban’ı yönetmeyi kabul etmezseniz aptallık yapacağınızı da o söylemişti…

Farklı nedenlerden dolayı aptallık yaptığımı pek çok kez söyledi, nedenlerden biri de buydu.

 Film size teklif edilmeden önce Harry Potter kitaplarını duymadığınız doğru mu?

Hayır, kitapları duymuştum ama hiç ilgimi çekmiyorlardı. ‘Y Tu Mamá También’den sonraydı, ‘The Children of Men’i okumayı bitirmiştim ve yakın gelecekte nelerin olacağını doğru tahmin eden insanlar hakkında okuma yapıyordum. Aklım oradaydı. “İlgimi çekmiyor,” dedim. Bu yüzden aptallık yaptığımı söyledi ve haklıydı.

 Teşekkür etmek için ona bir hediye aldınız mı?

Şimdi bunu söylediğin için kendimi yine aptal gibi hissediyorum.

Roma, Netflix’te yayında.

 

Advertising