‘Crown’ın setinden bildiriyoruz

Dördüncü sezonu kısa bir süre önce yayına giren Netflix dizisinde bu kez Thatcher dönemine ışınlanıyoruz.

Yazan:
Dan Jolin
Reklâm

Tarihi anlar göz önüne alındığında, İngiliz siyasetindeki en önemli olaylardan biri 4 Mayıs 1979’da gerçekleşti. Birleşik Krallık’ın ilk kadın başbakanı olan Margaret Thatcher, Downing Sokağı’na akın eden heyecanlı muhabirlere ilk demecini bu tarihte vermişti. Sert bir öğretmeni hatırlatan ses tonuyla Thatcher, “İngiliz toplumunun bana duyduğu güveni sarsmamak için durmaksızın çalışacağım,” demiş ve Assisili Françesko’dan bir alıntı yapmıştı. “Nerede uyuşmazlık varsa, oraya uyum getiririz.”  

‘The Crown’ın dördüncü sezonunda, Kraliçe Elizabeth’in (Olivia Colman) başbakanları kabul ettiği salona adım atan yeni isim Gillian Anderson oldu. Anderson gerçek hayatta dizinin yaratıcısı Peter Morgan ile birlikte. “Bir gün ‘Sence Margaret Thatcher’ı oynayabilir misin?’ diye sordu,” diyor Anderson. “Neden sorduğunu hemen anladım. Thatcher ile, burada paylaşamayacağım bazı ortak noktalarımız var. Ama onu canlandırabileceğimi düşünmeseydim, Peter’a ‘Bu ne cüret!’ diye cevap verirdim.”

2020’nin başlarında, henüz karantina başlamamışken, bir zamanlar ‘Big Brother’ programına ev sahipliği yapmış olan Elstree Stüdyoları’ndayız. Stüdyo şimdi, başbakanın mavi tuğlalı evinin gerçekçi bir yorumunu, daha doğrusu evin ilk katını barındırıyor. Üstte ve arkada ise devasa bir yeşil ekran bulunuyor. Bu kısımlara VFX aracılığıyla binanın geri kalanı eklenecek. Diğer tarafta ise Buckingham Sarayı var. Sanki ikisi kasti olarak karşılıklı yerleştirilmiş. Dizinin dördüncü sezonunda Margaret Thatcher ve Kraliçe Elizabeth arasındaki gergin ilişkinin ele alındığını düşünürsek, dekorların konumu gayet uygun. Thatcher’ın zorlayıcı tarzı ve politikaları nedeniyle başbakan olduğu 11 yıl boyunca ülkeye ahenkten ziyade anlaşmazlık hakimdi.

“Çok fazla ortak noktaları varmış gibi görünen ama birbirlerine pek benzemeyen iki kadın onlar,” diyor dizinin baş yapımcısı ve yönetmeni Benjamin Caron. “Başta izleyicilerin, birbirlerine benzediklerini ve anlaşacaklarını düşünmelerini istedim. Ama olaylar geliştikçe, hiç geçinemiyorlar.” Caron, Kraliçe Elizabeth’in başbakanlarla yaptığı toplantıların hiçbirinin kayıt altına alınmadığını belirtiyor. Dolayısıyla dizideki bu sahneleri tarih dersi gibi görmemek gerek. Ancak ‘The Crown’da söz konusu dönemlerin gerçekçi bir şekilde canlandırılmasına önem veriliyor. Dördüncü sezonun odağında ise 80’li yıllar var. Hem Elstree’deki setlerde hem de çoğu Londra’nın çeşitli yerlerindeki çekim noktalarında buna özen gösterilmiş.

Saray hariç, başkentin büyük bir kısmında çekim yapmak serbest. Caron, The Mall’u [Londra’da bir cadde] kapatabildiklerine hâlâ inanamıyor. “Lady Diana Spencer’ı canlandıran Emma Corrin, bir takside giderken başını camdan çıkarıyor. Gerçek Buckingham Sarayı ise arkasında… Bunu görmek garip bir histi.”

Elstree’de, Kraliçe Elizabeth’in odaları ve bakanlar kurulunun toplantı salonu gibi, bize tuhaf biçimde tanıdık gelen yerleri geziyoruz. Kraliçenin yatağı çok küçük, bakanlar kurulunun toplantı salonunda ise birçok önemli kararın alındığı uzun masa dikkat çekiyor.

Anderson için başta her şey oldukça zormuş. “Peruk provası için ilk kez buraya geldiğimde, bakanlar kurulunun toplantı salonundan ve Thatcher’ın masasının olduğu büyük odadan geçtim,” diyor. “Aniden üstlendiğim sorumluluğun ağırlığını hissettim.” Sonra başbakanın yakın çevresiyle toplantılar yaptığı odaya götürülmüş. “Büyük bir dikkat, çaba, özen, sevgi ve ayrıntıyla oluşturulmuştu,” diyor Anderson. İlginç bir şekilde korkusu burada geçmiş. Bu evcil sayılabilecek ortamda neredeyse Thatcher’ın insani yönüyle bağ kurmuş. “Sete gitmenin rahatlatıcı bir yönü vardı. Her şeyin yolunda gideceğini hissettim.” ‘The Crown’ın sırrı da bu. Dizi önemli, tarihsel olayları ele alsa da, aynı zamanda oldukça kişisel hikayeler anlatıyor.

‘The Crown’ın dördüncü sezonu Netflix’te yayında.

Tavsiye edilen
    İlginizi çekebilecek diğer içerikler
      Reklâm