0 Beğen
Kaydet

'Girls' dizisi İstanbul'da geçseydi...

Uyarlamalara olan tüm hıncımızla, böyle bir şeyin hiç olmamasını diliyor ama Hannah, Jessa, Marnie ve Shoshanna İstanbul’da yaşasaydı nerelere takılırdı, neler yapardı diye fantezilere dalmadan edemiyoruz.

Nerede yaşarlardı?

Biliyorsunuz, ‘Girls’de Hannah ve Marnie ebediyen hip olmayı sürdürecek Brooklyn’de yaşıyor. Bizim buralarda ise Cihangir’de veya Moda’da yaşamak yakışırdı onlara. Ama Hannah’nın yazar olma hayallerini kurduğunu, Marnie’nin ise sanat galerisi asistanlığından müzisyenliğe geçiş yaptığını düşünürsek bahsi geçen semtlerin cep yakan kiralarını karşılamaları pek de mümkün olmaz, Beşiktaş’ta öğrenci evinden bozma bir daireye çıkmaları gerekebilirdi. Ama iyi haberlerimiz de var. Marnie ile Hannah’nın gücünün yetmediği o dairelerden birini üniversiteden yeni mezun olan Shoshanna kolayca kiralayabilir diye düşünüyoruz. Zira NYU’da okumanın pek ucuz olmadığı (burada Sabancı’da veya Koç’ta burssuz okumak gibi düşünün) malum. Özgür ruhlu Jessa ise herhalde Tarlabaşı veya Feriköy’den yana kullanırdı tercihini. Evine ne sıklıkla giderdi, orası meçhul tabii.

 

Nerede çalışırlardı?

Hannah için en uygun iş kesinlikle Time Out’a yazmak olurdu! Kendisine seve seve İstanbul’da yaşamanın maddi zorlukları üzerine hayıflanacağı, Türk erkekleri hakkındaki fikirlerini ve yatak hikâyelerini hiç sözünü sakınmadan paylaşacağı bir köşe ayarlayabilsek ne iyi olurdu... Marnie sanat dünyasındaki işini bırakmak zorunda kalmayabilirdi, aksine şimdiye çoktan bir galeride tam zamanlı bir iş edinmiş olurdu. Ama sanat ortamlarının yapmacık ve özenti yönleri İstanbul’da da bırakmazdı peşini. Müzik kariyerine başladığında ise pazar günleri çalmaları için en uygun yer Mama Shelter’ın brunch’ları olurdu. Hayatın gerçekleriyle yüzleşemeyen Shoshanna’yı ise yüksek lisans için Boğaziçi Üniversitesi’ne başvurmak paklardı. Sevgili Jessa ise (evet, hastasıyız) kendi gibi bohem eşi dostuyla buluşmak için vapura atlayıp Kadıköy’e gitmekten başka bir mesai yapmazdı büyük ihtimalle. Belki arada Galata’da bir butikte tezgâhtar olarak işe başlar ama sıkıntıdan patlardı. Macera olsun diye mağazadan tasarımcı ürünleri çaldığı fark edildiğinde ise işinden olduğuyla kalırdı.

 

Nerede eğlenirlerdi?

İstiklal’in arka sokaklarındaki hiçbirimizin yüz vermediği barlarda takılmazlardı tabii ki. Hafta içlerinde Beşiktaş’ta Joker No: 19’da ve Karaköy’de Unter’de yemek yer, bir şeyler içer ve günün dedikodusunu yaparlardı. Ayda bir kere modern meyhanelerden birinde (mesela Safi veya Peymane) kız kıza bir rakı sofrası kurarlardı. Ertesi gün nasıl olsa işe gitmeyecek olan Jessa ise kızlardan ayrıldıktan sonra Peyote’ye gider, mekânı kapatana kadar içerdi. Hafta sonlarında ise yine Karaköy ve Cihangir hattında takılırlardı. Sabaha karşı Mini Müzikhol ve Kiki’ye geçmeden önce Karaköy’ün bilumum mekânlarını bir şeyler içip geceye ısınmak adına tavaf ederlerdi. Reina ve Sortie gibi kokoş mekânlara gitmektense türkü barlarda sabahlamayı bile tercih edeceklerini söylememize ise herhalde gerek yok. Ama arada bir Nişantaşı havası solumaya, en azından Kozmonot’taki, Union 22’deki çocukları kesmeye hayır diyeceklerini hiç sanmıyoruz. Uzun bir gecenin sonunda ıslak hamburgere hayır diyebileceklerini de... Hannah herhalde bir taneyle yetinmezdi bile.

 

Peki ya aşk hayatı?

Marnie sanat galerisindeki tam zamanlı işi nedeniyle müzik kariyerine ancak geceleri devam edebildiğinden, Asmalımescit ve Taksim barlarında cover çalan özenti müzisyenlerden birinin tuzağına düşebilirdi. Şansı yaver giderse şehrin bağımsız müzisyenlerinden biriyle takılmaya başlar ve sonunda birlikte Salon İKSV’de, Babylon’da hayranı oldukları isimlerden önce çalma şansı elde ederlerdi. Türkiye’de doğru düzgün online dating hizmeti olmadığı için Hannah’nın işi biraz zor olurdu. Aynı binada oturduğu ısrarcı teyzenin, oğluyla buluşma teklifine mecburen “Evet.” demek zorunda kalırdı. Ama sadece bir kereliğine. Bu o kadar korkunç bir deneyim olurdu ki, dizinin kalan bölümleri boyunca komşularıyla karşılaşmamak için canını dişine takardı. Shoshanna ise iyi eğitimli ama içten içe maço bir adamla çıkar, bu ilişkiyi tüm naifliğiyle ‘casual’ olarak tanımlardı. Adamın hayatlarının geri kalanını birlikte nasıl geçireceklerini planladığından tabii ki bihaber olurdu. En renkli aşk hayatı ise kuşkusuz Jessa’nın olurdu. Balat’ın arka sokaklarına da, Etiler’in lüks restoranlarına da yolu düşerdi.

 

Nerede takılırlardı?

Shoshanna cumartesi sabahları Maçka Parkı’nda veya Bebek Sahili’nde koşu grubuyla buluşur, eve döndüğünde ise Juice LA meyve sularını içerek sağlıklı yaşamın dibine vururdu. Jessa ve Hannah, akşamdan kalma halleriyle uyanır uyanmaz Yemeksepeti’ne saldırır; kaşarlı dürüm döner sipariş eder, sodalı ayranlarını da kafaya dikerlerdi. Marnie ise utanç içinde önceki gece karıştırdığı haltları düşünüp kendine kızardı… Öğleden sonraları ise evde oturur, Facebook ve Instagram’da vakit öldürürlerdi. Belki Kronotrop, Brew Lab ve benzeri, baristalara “Her zamankinden.” demelerinin yeterli olduğu mahalle kahvecilerine bir akşamüstü kahvesine giderlerdi. “Bu sefer verimli bir pazar olsun.” diyerek, evden çıkmayı başarabildikleri pazar günlerinde ise beş saatlik bir kahvaltı yaptıklarıyla ve sonra müdavimi oldukları bara kapağı attıklarıyla kalır, galeri gezme planlarını başka bir güne ertelerlerdi. Yazın ise Burgazada’ya gider, Kalpazankaya’da zamanın nasıl geçtiğini unutur ve son vapura asla yetişemezlerdi. 

Yorumlar

0 comments