Gülen adam

Son günlerin tartışmasız en çok konuşulan filmi ‘Joker’in yıldızı Joaquin Phoenix, karaktere nasıl yaklaştığını anlatıyor. Olivier Joyard

Alara Altay |
Advertising
1/3
2/3
Niko Tavernise
3/3

2019’un son çeyreğinin en çok beklenen filmi ‘Joker’, başarısız komedyen Arthur Fleck’in hepimizin tanıdığı (ve korktuğu) Gotham psikopatına dönüşümünü mercek altına alıyor. ‘Joker’in yıldızı Joaquin Phoenix, şimdiden Oscar’a göz kırpan gergin ve ürkütücü performansıyla filmin ruhunu oluşturuyor. Phoenix’in kötü bir röportaj şöhreti var, bizim buluşmamıza dair de pek umut vermeyen bir biçimde “Genellikle röportajların sonunu getirmeye çalışırım,” diyor zaten. Ancak karşımdaki kişi gayet rahat ve Joker’e dönüşümünü anlatmaya istekli.

 

Joker gibi bir karakteri oynamak için onu sevmek gerekir mi?

Açıkçası zor bir sınavdı. Senaryoyu okurken bazen onu anladım, bazen ise ondan tiksindim. Acınası ve mızmız biriydi. Onda travma sonrası stres bozukluğu izleri gördüm. Filmin başında ona çocuklar saldırdığında bir heykel gibi kalıyor ve tepki veremiyor. Çocukken istismar edilen birinden bahsediyoruz. Bunu yaşayan biriyle empati kurmamak zor. Böyle bir şey beyninizi, düşünme biçiminizi değiştirir. Benim de karaktere bakışımı değiştirdi.

 

Role nasıl hazırlandınız? Ruh sağlığı sorunlarını araştırdınız mı?

Biraz video izledim ve iki kitap okudum. Hangileri olduğunu söylemem, çünkü suçlulara hak ettiklerinden daha fazla ilgi gösterilmesini istemiyorum. Özetle siyasi suikastçılar ve toplu katliam yapanların benzer kişilikleri var. Görünüşe göre 1963’ten önce iki kategori tanımlanmış: Politik olarak aşırı uçta mantıklı kişiler ve deliler. Sonraları medya çok daha geniş bir yelpazenin yolunu açmış. İlgi ve kötü şöhret isteyen insanlar bir anda ortaya çıkmış. Bu bana film bağlamında çok ilginç geldi. Bir yanda dünyadan kaybolmak isteyen, gergin ve içe dönük Arthur var. Diğer yanda ise dönüştüğü, görülmek ve tapılmak isteyen narsist Joker.

 

Joker olmak için verdiğiniz kilolar çok konuşuldu. Röportajlarda konusunun açılması sinirinizi bozuyor mu?

Umurumda bile olmaz. Bir oyuncu için kilo vermek yalnızca görünüş ve performans meselesi değildir. Öyle olsaydı fazla önemi olmazdı. Kilo vermek nasıl hissettiğinizi değiştirir. Aç hissediyordum. Joker’in kişiliği için çok önemli olan o ilgi eksikliğini yaratıyordu.

 

Karakteriniz yalnız biri. Yalnız vakit geçirmek hakkında ne hissediyorsunuz?

En sevdiğim şey bu. Ve bu onun yaşamı. Bu nedenle onun hakkında ne düşüneceğinizi bilmek zor. Metroda geçen anahtar sahne güzel bir örnek. Üç sarhoş adamın rahatsız ettiği kadını gördüğünde, yalnızca müdahale etmemekle kalmıyor, sanki kadınlarla nasıl konuşacağını bilmiyormuş gibi adamların davranışlarını sabırla inceliyor. Normal olduğunu düşünüyor. Bunun üzücü bir yönü var. Aklı beş karış havada olan bir adam, zihni herkesinki kadar gelişmemiş ve dünyada sürekli olarak yeni şeylerle karşılaşması gereken bir çocuk gibi. Ama aynı zamanda ona “Dangalak, niye içgüdülerin araya girmeni söylemiyor?” diye bağırmak istiyorsunuz. Ardından kontrol edilemez biçimde gülmeye başlıyor. Başını belaya sokan şey de bu oluyor, adamlar ona saldırıyor ve kendini savunuyor. Nedenini anlayabiliyoruz. Ama bir saniye sonra avcıya dönüşüyor. İki dakika içinde karakter bizi farklı yönlere götürüyor. Sevdiğim şey de buydu.

 

Gürleyen, rahatsız eden gülüşü film boyunca varlığını hissettiriyor.

Arthur’un kişiliğinin saklamak istediği ve Joker olduğunda ortaya çıkan bir bölümünü simgeliyor olabilir. Senaryoda gülüşü, travma kaynaklı gibiydi. Joker’in annesini oynayan Frances Conroy ile çalışmaya başladığımda, [Conroy’un] davranışlarındaki bir şey bana onun çocuğu olmanın nasıl bir şey olduğunu düşündürttü. Arthur’u okulda uygunsuz bir biçimde gülerken hayal ettim. Müdürün önünde onun adına özür dileyen annesinin Arthur’un bir çeşit hastalığı olduğunu uydurabileceğini hayal ettim. Bir sabah [yönetmen] Todd Phillips ile birlikte, Joker’in annesiyle konuştuğu bir sahneye biraz diyalog ekledik: “Bana hep hasta olduğumdan dolayı çok güldüğümü söyledin, ama bu doğru değil, ben böyleyim.” Gülüşü, Arthur ve dünya arasında bir ayrım yaratıyor; Joker’e can veren nefret, öfke ve acı buradan geliyor. İçimizdeki bir parçanın, dünyayı anlamamızı engelleyecek biçimde davranması fikrini çok ilginç buldum.

 

‘Raging Bull / Kızgın Boğa’, ‘Taxi Driver / Taksi Şoförü’ ve en çok da ‘The King of Comedy / Kahkahalar Kralı’ gibi Martin Scorsese filmlerinin etkisini ‘Joker’de kesinlikle görebiliyoruz. Hatta Robert De Niro da filmde bir televizyon sunucusunu oynuyor…

Eski büyük eserler bize açıkça esin vermiş olsa da, başka filmlerin adını geçirmeyi sevmiyorum. Ne olursa olsun, bunu önceden konuşmamıştık. ‘Joker’in 70’ler sinemasıyla ortak yönü, karmaşık bir ana karakteri, tam olarak ne hissedeceğimizi söylemeyen bir sinematografik formla anlatması. İyiler de kötüler de her zaman basitleştirilerek anlatılıyorlar. Bunun, gerçek hayatta olanları yansıttığını düşünmüyorum. Yalnızca eğlenmeye tamamen karşı değilim, ama 20 dakika sonra alacağımın hepsini almışım gibi hissediyorum ve durmak istiyorum. Belirsizliği tercih ediyorum. ‘Joker’in seyircileri düşündürmesini istiyorum.

 

Bunun gibi kişisel bir filmin, büyük bir stüdyo tarafından yapılabilmesi beni şaşırttı.

Evet, onlar için çok cesur bir hareketti. ‘Joker’i gişe rekorları kıran bir film olarak hiç düşünmedim ve diğer filmlerime yaklaştığım gibi yaklaştım. Bugüne kadar kariyerimde şanslıydım, zengin ve tatmin edici oldu. Ellerinin altındaki araçlarla mümkün olanın en fazlasını yapmak, yönetmenlere düşüyor.

 

Yönetmen ister Paul Thomas Anderson, ister James Gray veya Jacques Audiard olsun, hep Joker gibi karakterlere yöneliyorsunuz.

Söyleyecek şeyleri olan sinemacılar olduğu sürece, söyleyeceklerini söyleyecekler. Zorluklar bazen özgürleştirici olabiliyor. Todd Phillips’in ‘Joker’i gerekli gördüğü şartlarda yapmak için yeşil ışık alması kolay olmadı. Ama bu mücadele eserini besledi. Filmde bunu görebiliyorsunuz. Bunun gibi durumlarda eserine daha fazla bağlanıyor ve gerçekten ne istediğinizden emin oluyorsunuz. İşlerin çok kolay olmasını isteyeceğimi sanmıyorum.

 

Advertising