1/2
2/2

‘Küçük Kadınlar’ın büyük yıldızı

‘Little Women / Küçük Kadınlar’ ile Oscar adayı olan Saoirse Ronan, klasik romanın çığır açan yeni uyarlamasını anlattı.

Isabelle Aron
Advertising

Greta Gerwig’in klasik Louisa May Alcott romanı ‘Küçük Kadınlar’ın beyaz perde uyarlaması üzerinde çalıştığını duyduğunda, Saoirse Ronan hemen bir rol talep etmiş. Üstelik herhangi bir rolü değil, inatçı ana karakter Jo March rolüne göz dikmiş. “‘Lady Bird / Uğur Böceği’nin basın turundaydık,” diye anlatıyor Ronan. “Omzuna dokunup, ‘‘Little Women / Küçük Kadınlar’ üzerinde çalıştığını biliyorum. Jo, ben olmalıyım. Biraz düşün, ama doğru karar bu,” demiş ve sonunda rolü almış.

25 yaşındaki İrlandalı oyuncu, rolünü sonuna kadar hak ediyor. İlk Oscar adaylığını daha 13 yaşındayken ‘Atonement / Kefaret’teki (2007) rolüyle kazandı Ronan. 2018’de, Gerwig ile ilk iş birliği olan gençlik filmi ‘Lady Bird’de ikinci adaylığını elde etti. Aradaki yıllarda ise ‘Brooklyn’de rol aldı (ve yine Oscar adayı oldu), ‘The Grand Budapest Hotel / Büyük Budapeşte Oteli’nde (2014) oynadı ve ‘Mary Queen of Scots / İskoçya Kraliçesi Mary’de (2018) Kraliçe Mary’yi canlandırdı. ‘Little Women’ın da bir klasik olması bekleniyor; yürek ısıtan, gerçekten iyi bir film var karşımızda. Kadrosu da inanılmaz: Timothée Chalamet, Emma Watson, Florence Pugh ve Hollywood’un baş tacı Meryl Streep… Film vizyona girmeden önce Ronan, daha önce beyaz perdeye altı kez aktarılan bu sevilen romana, nasıl yeniden can verdiklerini anlattı.

Jo’yu canlandırmanız sizin için neden bu kadar önemliydi?

Jo ile büyüdüm, sembolik bir karakter. Hayran kaldığım biriyle çalışarak Jo’yu canlandırma fikri beni heyecanlandırdı. Birlikte neler yapabileceğimizi görmek istedim. 

1994 tarihli film uyarlamasıyla mı büyüdünüz?

Evet, kitabı ilk kez 10’lu yaşlarımın başında okudum. ‘Küçük Kadınlar’ ile ilk tanışmam ise 90’lardaki film vesilesiyle oldu. Hayran kalmıştım. 

Öykünün herkes tarafından biliniyor olması, üzerinde bir baskı oluşturdu mu?

Garip bir biçimde hissetmedim. Filmin kendine özgü bir havası vardı. Aslında tüm ‘Küçük Kadınlar’ filmleri öyle. Her biri kendi nesilleri için yapılmış ve Louisa’dan, dönemin seyircilerine birer hediye gibiler. Bunun özel bir yönü olduğunu düşünüyorum. Her 30 ya da 40 yılda bir ‘Küçük Kadınlar’ın beyaz perdeye uyarlanması, önemli bir değişimin altını çizen bir gelenek gibi. 

Favori karakteriniz hep Jo mu oldu?

Büyük olasılıkla 90’lardaki filmi çok izlediğim ve Kirsten Dunst’a bayıldığım için küçükken Amy’yi çok seviyordum. Ama artık en çok Jo ile bağ kuruyorum. Gelecek beş yıl içinde Meg’i tercih edebileceğimi görüyorum. ‘Küçük Kadınlar’ın özel yönü de bu, dilediğiniz anda öyküye dönüp kendinizi bulabilirsiniz. 

1994 tarihli uyarlamada Jo’yu Winona Ryder canlandırıyordu. Onunla fikir alışverişi yaptınız mı?

Winona ile iki kez aynı karakteri canlandırdık. İkimiz de ‘The Crucible / Cadı Kazanı’nda Abigail rolünü üstlenmiştik. Onunla tanışmamdan sonraki iki-üç yılda, iki kez aynı karakteri oynamış olmamızı komik buluyorum. 

Kardeşlerin her yaşını sizin canlandırmanızı çok sevdim. Çocuk gibi davranmak eğlenceli miydi?

Birbirimize karşı zaten öyleyiz. Şapşallık yapıyoruz, birbirimize vuruyoruz, yüzümüzü gözümüzü tuhaf şekillere sokuyoruz ve birbirimizi sinirlendiriyoruz. Hatta bir noktada Greta “Aksiyon” diye bağırdıktan sonra Amerikan aksanıyla rol yapıyorduk. 

WhatsApp’ta ‘Little Women’ grubunuz var mıydı?

Erkeklerin de olduğu bir tane, yalnızca kardeşlerin olduğu bir tane ve Laura [Dern, March kardeşlerin annesi] ile bir grubumuz daha var. Yani üç grubumuz vardı, birbirimize saçma sapan fotoğraflar gönderiyorduk. 

Setteki en unutulmaz Meryl Streep anısı neydi?

Orada olmadığım için yıkıldığım bir an var. Meryl, Wendy’s’den yemek yemiş! Yani bir fast food zincirinden... Florence ve Timothée oradaymış, hava soğukmuş. Meryl “Ben acıktım, başka acıkan var mı?” demiş. 10 dakika sonra asistanlardan biri koşup gelmiş ve hepsine patates kızartması ile burger getirmiş. 

Streep ile önemli bir sahneniz var. Nasıl bir deneyimdi?

Birlikte oynadığımız sahne boyunca kucağında küçük bir fino vardı ve adı Michael’dı. Arada bir Meryl’in “Michael! Michael! Hanimiş Michael?” dediğini duyuyordum. Köpeğe çok bağlanmıştı, bunu asla unutamam. 

Onunla çalışmak göz korkutucu bir şey miydi?

İnanılmaz saygıdeğer bir efsane olduğunun farkındaymış gibi davranmıyor. Ama onunla aynı düzeyde olmayan başka oyuncularda bunu görüyorsunuz. Ancak iş tamamlandıktan sonra Meryl Streep ile bir sahnede rol aldığımdan dolayı şaşkına döndüm. 

‘Lady Bird’ oyuncularından Timothée Chalamet ile bu film için yeniden buluşmanız eğlenceli miydi?

Evet, beyaz perdedeki ilişkimiz, gerçek hayattakine çok benziyor. Benim ona çok vurduğum, onun da buna izin verdiği bir kardeş ilişkimiz var. Çok güzel ve benim için çok eğlenceli.

Karakteriniz tüm saçını kestiğinde taktığınız peruğu sormazsam olmaz. Florence Pugh’un peruğa ‘Pam’ adını verdiğini duydum…

Doğru. Saçım öyleyken dönüştüğüm kadın Pam’di. Avustralyalı ve her şey hakkında bir görüşü var. TripAdvisor’a girip, bir pansiyonla ilgili kötü bir yorum yazdığını gözlerimin önüne getirebiliyorum. Pam böyle biri işte. 

Time Out’a verdiğiniz son röportajda, bir yıldız karşısında kalakaldığınız en büyük anın Kathy Burke ile tanışmanız olduğunu söylemiştiniz. Yakın zamanda benzer bir durum yaşadınız mı?

Annemle birlikte bir partide Stevie Nicks ile tanıştık. Kathy Burke olayından önce böyle bir şey başıma hiç gelmemişti. Ne diyeceğimi bilmiyordum! Orada olmasını beklemiyordum. Stevie’de ise hazırlık yapacak zamanım vardı. Çok tatlıydı, ‘Rumours’ albümü ve sevdiğim şarkılar hakkında sorular sordum. İnanılmaz biriydi. Ama yine de hiçbir şey beni Kathy Burke kadar çok sarsmadı… Neden bilmiyorum!

‘Little Women / Küçük Kadınlar’, 14 Şubat’ta vizyonda.

 

Tavsiye edilen

    İlginizi çekebilecek diğer içerikler

      Advertising