Teknolojik kabus: ‘Upgrade’

‘Saw / Testere’ ve ‘Insidious / Ruhlar Bölgesi’nin yaratıcılarından Leigh Whannell, yeni bir seriye dönüşme potansiyeline sahip ‘Upgrade’ ile karşımızda.

Upgrade
Nick Dent |
Advertising

Leigh Whannell’a çocukken onu en çok etkileyen filmi sorduğunuzda kendinden emin bir şekilde cevap veriyor: “Jaws”. Ünlü korku serileri ‘Saw / Testere’ ve ‘Insidious / Ruhlar Bölgesi’nin yaratıcılarından biri olan 41 yaşındaki yönetmen, “Beni o kadar korkuttu ki banyo yapamıyordum,” diyor. “Beş yaşındaki beynim banyo ve okyanus arasındaki farkı anlayamıyordu. Ama belli ki bu, korkunç hikayelere duyduğum sevginin ilk göstergelerinden biriymiş.”

Whannell’in hem yazdığı hem de yönettiği ikinci filmi ‘Upgrade’, Amerikalı ve Avustralyalılardan oluşan bir kadroyla, Melbourne’da çekildi. Bilim kurgu ve gerilim karışımı bu filmde Logan Marshall-Green başrolde. Kötürüm bir araba tamircisi olan karakteri, omurgasına yerleştirilen STEM adlı bir bilgisayar çipi sayesinde vücudunun kontrolünü geri kazanıyor ve bedeni adeta bir silaha dönüşüyor. Klişelerden uzak duran senaryosuyla sinemada izlenmesi gereken bir film olan ‘Upgrade’, Avustralyalı sinemacının gişede başarı garantili film kariyerinde yeni bir halka.

 

Harika bir film yaptığınız için tebrikler. Umarım devamı çekilir.

Teşekkürler. Gerisi seyirciye kalmış. Devam filmleri tam bir lüks, ama bu lüksümün olmasını isterim.

 

Senaryo nelerden ilham alıyor?

Uzuvları felç olan birinin, bir bilgisayar çipi sayesinde tekrar yürümesi fikri aklıma geldi ve bilgisayar tarafından kukla gibi yönetildiği görüntüsü aklımdan çıkmadı. Ray Kurzweil gibi fütüristlerin, teknoloji ve insanların aynı bedende birleşmesi temalı kitaplarını okumaya başladım. Kurzweil, buna ‘tekillik’ diyor. Bu konunun filmlerde işlendiğini daha önce görmemiştim. Ama yakın zamanda karşımıza çıkacak bir mesele gibi.

 

Senaryo yapay zeka konusunda endişeli olduğunuzu gösteriyor.

Sorun aslında yapay zekayla pek ilgili değil. İnsanlar ve kendimizi teknolojinin kollarına bırakmamız beni endişelendiriyor. Bugün bile cebimizdeki küçük cihazlara tamamen bağımlı olduğumuzu düşünüyorum. Teknolojiden korkmuyorum. Senaryo yazarlığı yapıyorum ve dizüstü bilgisayarımı her yere götürüyorum. Sosyal medyanın bize kazandırdığı iyi şeyler de var, ama bu yolun bizi nereye götüreceğini de merak ediyorum.

 

Aksiyon sahnelerinin nasıl çekildiği insanların çok ilgisini çekti. Kamera Logan’a bağlı ve yaptığı hareketlerin, kontrolünde olmadığını gösteren baş döndürücü bir his seyirciye aktarılıyor.

Görüntü yönetmenimiz Stefan Duscio, çektiği bir müzik videosunda sanatçıya iPhone bağlamış ve kamerayı da iPhone’a kilitlemişti. Sanatçı nereye giderse, kamera da oraya gidiyordu. Videoyu gördüğüm anda film için doğru yöntemin bu olduğunu anladım. Yapbozun son parçası gibiydi.

 

12 yıldır Los Angeles’ta yaşıyorsunuz. Melbourne’da çekim yapmak nasıldı?

Pek çok açıdan eve dönmek gibiydi. Melbourne’da büyüdüm. Ayrıca Avustralyalıların farklı bir tarzı var. Burnu havada değiller, hevesliler. Klişe ‘her şey yolunda gidecek’ tavrı gerçekten de Avustralyalılarda var ve bir film üzerinde çalışırken bu tavra çok ihtiyaç duyuluyor. Elimde olsa her filmi Avustralya’da çekerim… Avustralyalı set ekibinin hep yapmadıkları şeyler yapmalarını izlemek de çok ilginçti. Örneğin Avustralyalı bir plastik makyaj sanatçısı, ‘Scanners’daki gibi patlayan bir kafayı ne kadar sıklıkla yapabilir ki? Şekerciye giren çocuklar gibilerdi.

 

Oyuncu kadrosunu oluşturmak zor muydu?

Başta, filmin daha büyük bir bütçesi olacağını düşündüğümüzde Christian Bale ve Jake Gyllenhaal gibi daha büyük isimlerden bahsediyorduk. Sorun şu ki, herkes Christian Bale ile çalışmak istiyor. Masasının üzerinde bir senaryo yığını duruyor olmalı. Bir noktadan sonra sadece en iyi oyuncuları hedeflemeye karar verdik. Bu karar bizi çok rahatlattı çünkü çok sevdiğim bağımsız bir gerilim filmi olan ‘The Invitation’da oynayan Logan Marshall-Green’i hatırladım.

 

‘Saw’ ve ‘Insidious’ defterleri kapandı mı?

‘Saw’ için cevap evet. Kesinlikle. Kariyerime ilk ‘Saw’ filmi ile başladım. James Wan’in ve benim önümüzü açtı, bu yüzden filme büyük bir sevgi duyuyorum. Devam filmleri ise yaratıcılıktan çok ticaret ve gişe başarısının hükmündeydi. Bu yüzden o dünyaya döneceğimi sanmıyorum. ‘Insidious’ gerçekten çok eğlenceliydi. Geri dönmek isteyeceğim bir şey olabilir. Jason Blum ile çalışmayı seviyorum. Blumhouse’ta yaptıkları işin, Hollywood’da eşi benzeri yok.

 

Mesela Oscar kazanmak gibi…

İnanabiliyor musunuz? 3 milyon dolarlık bir korku filminin [‘Get Out / Kapan’], En İyi Film adayı olması görülmemiş bir şey. Ama Jason bunu gerçekleştirdi. Filmlerini inkar edilemeyecek bir güce dönüştürdü. Bugünlerde insanların ilgisi için rekabet eden pek çok şey var ve Jason, bir toplulukla beraber izlemek isteyebileceğiniz filmler yapan nadir kişilerden biri.

‘Upgrade’ vizyonda.

Advertising