0 Beğen
Kaydet

İstanbul'un terk edilmiş binaları

Binalar da doğar, yaşar ve ölür. Mühim olan onları hayata döndürmek ya da ölenle ölmeyip yerlerini doldurabilmek. İstanbul bu konuda başarılı mı acaba?

Tarlabaşı

Tarlabaşı, şehrin neredeyse tam merkezinde yer almasına rağmen uzun yıllar bakımsız kalmış veya doğrudan terk edilmiş evlerin yoğunlukta olduğu bir Beyoğlu semti. Söz konusu kâgir binalar çoğunlukla 19. yüzyılın sonunda, 20. yüzyılın başında yapılmış - ve semt kötü ününü daha o zamanlar Kalyoncukulluk çevresinde açılan meyhaneler ve onların sahne olduğu yasa dışı olaylarla edinmeye başlamış. 1900’lü yılların başından itibaren çoğunlukla Rum, Yahudi ve Ermeni azınlıkların yaşadığı Tarlabaşı, Varlık Vergisi’yle başlayıp 6-7 Eylül olayları ile biten utanç yılları sonucunda gayrimüslim nüfusunu kaybetti ve Türkiye’nin doğusundan gelen göç dalgalarına kollarını açtı. Bugün ise malumunuz olduğu üzere, bu binaların azımsanamayacak bir bölümü (özellikle Tarlabaşı Caddesi üzerindekiler) kentsel dönüşüm projesi adına tek tek tarih oluyor. Değişim geçiren diğer Beyoğlu semtlerine göre son derece yapay olan ve semtteki yoksul insanların zorla buharlaştırılmasına dayanan yeni Tarlabaşı projesi bizlere ne sunacak göreceğiz, ancak Tarlabaşı’nın terk edilmiş binaları, en azından bir süre daha bu hikâyeyi anlatmaya devam edecek. Şimdilik, üzerinde Beyoğlu Belediyesi amblemi ve ‘satış ofisimize bekliyoruz’ yazısı bulunan paravanların arkasında terk edilmiş binaların tek tek yıkılmasını izliyoruz.

 

Hasanpaşa Gazhanesi

Kurulduğu 1892’den 1993 yılına kadar Anadolu yakasının gaz ihtiyacını karşılayan, doğalgaza geçilmesi ile işlevini kaybeden Hasanpaşa Gazhanesi, endüstriyel silueti ile İstanbul’un en etkileyici terk edilmiş binalarından biri. İETT’ye tahsis edilen ve zaman içinde çöp toplama merkezi, garaj ve kömürlük gibi amaçlar için kullanılan (yani kullanılmayan) yapının canlandırılması birkaç kez gündeme geldi, ancak hiçbiri elle tutulur bir projeye dönüşmedi. Çevre sakinlerinin düşlediği gibi bir yeşil alan/kültür merkezi olarak şehre kazandırıldığı takdirde, Hasanpaşa Gazhanesi’nin İstanbul’un en nevi şahsına münhasır yapılarından biri olması işten bile değil.

 

Serkildoryan / Cercle d’Orient

İstiklal Caddesi üzerindeki muhteşem Serkildoryan veya Fransızca asıl adı ile Cercle d’Orient (Doğu Çemberi), 1882 yılında tamamlanmış veya Osmanlı’nın Beyoğlu sosyetesine bir kulüp olarak hizmet etmiş bir bina. Bankerlerin, borsacıların, paşaların, elçilerin üyesi olduğu bu ‘Büyük Kulüp’e ev sahipliği yapan Serkildoryan, sinemalar, pastaneler, lokallere sahip olan, aynı zamanda siyasi ve ekonomik toplantıların yapıldığı bir eğlence ve yaşam merkeziydi. Beyoğlu sosyetesi için önemini kademeli bir şekilde kaybetse de Büyük Kulüp 1970’lere kadar Serkildoryan’da kaldı, sonrasında da Emek Sineması, İnci Pastanesi, Rüya Sineması gibi (bazılarının yitişini karşı çıkmadan izlesek de) İstanbul kültüründe önemli olan işletmelere ev sahipliği yaptı. Bugün sadece alt katları kullanılan, kir ve pas içinde kalmış olsa da kafasını kaldırıp bakan herkesi etkilemeye devam eden Serkildoryan’ın, kendisi apayrı bir tartışma konusu olan Demirören AVM’nin (ki umarız kendisi de bir gün terk edilmiş binalar listesine girer) izinden bir alışveriş merkezi olacağı söylentileri dolaşıyor. Alışveriş merkezi olduktan sonra “Eski izbe halini daha mı iyiydi?” diyecek yetkililere çok basit bir önerimiz var: Temizleyin, kullanılsın.

 

İtalya Konsolosluğu Yazlığı & Rus Elçiliği Yalısı

Yeşilçam efsanesi ünlü Tarabya Oteli’nin yanıbaşındaki çok katlı bir ahşap köşk olan İtalyan Konsolosluğu Yazlığı, yabancı konsoloslukların Tarabya ve Büyükdere’deki yazlık sefaret teamülüne uygun olarak, Boğaz'ın en güzel yerlerinden birine inşa edilmiş. Kapısından çatısına ince nakışlı bol işli bu şık ahşap bina, 1908 yılında İstanbul’a bol bol eser bırakmış ünlü mimarRaimondo d’Aronco tarafından yapılmış, sonra da Boğaz’daki diğer yazlık sefaretler gibi terk edilmiş. Bugün köşkün çevresindeki iskele her ne kadar restorasyon için kurulmuş olsa da sanki daha çok eskimiş binaya destek oluşturmak için yerleştirilmiş gibi.19. yüzyıl konsoloslarının bir başka Boğaziçi şımarıklığı ise Büyükdere’dekiRus Elçiliği Yalısı. 1840 yılında bugünkü Piyasa Caddesi’nin göbeğine kurulan yalı, ‘Kurnaz Paşa’ olarak tanınan, İstanbul Boğazı’nı Rus egemenliğinde görmek isteyen Rus generali Nikolay Ignatyev için yapılmış, sonradan da Rus Konsolosluğu’na nasip olmuş (muradına eremeyen Kurnaz Paşa’nın hayaleti bugün hâlâ bu binada dolaşıyormuş, mış, müş). Tarabya-Büyükdere arasında terk edilmiş haldeki birçok binaya inat taze bir restorasyon çalışmasına giren Rus Elçiliği Yalısı, Ruslar’ın şehir efsanesine dönüşmüş Boğaz sevdaları için yazılmış bir aşk mektubu. Ucu yanmış olanından.

 

Tat Towers

Yapımına 24 yıl önce başlanan, Zincirlikuyu’dan geçe geçe kanıksadığımız, hep oradaymışçasına alıştığımız Tat Towers, bittiğinden beri akıbeti belirsiz bir şekilde öylece bekliyor. 20 yıl süren uzun inşaat yüzünden tamamlandığında bile eskimiş olan binalar bugün kiralanmaya ve kullanılmaya elverişli değil. Kuleleri yaptıran iş adamı Salih Tatlıcı’nın vefatı da inşaatın ve devir işlerinin aksamasına yol açmıştı (Tatlıcı’nın vefatının ardından medyada bir falcının kendisine ‘kulelerin tamamlanırken hayatını kaybedeceğini’ söylediği haberi dolaşmıştı). Sekizgen şeklindeki ikiz kuleler en son geçtiğimiz yıl Kuveytli şirketlere kiralanmak istenmiş, ancak mimari gerekçelerle bundan vazgeçilmişti. Tat Towers bugün hâlâ Zincirlikuyu’nun göbeğinde bomboş duruyor.

 

Büyükada Yetimhanesi

 

Büyükada’nın sembollerinden biri olan bu dev ahşap yapı aslında 1898’de otel olarak inşa edilmiş. Ancak gerekli izinler alınamadığı için uzun bir süre bomboş kalmış -ta ki zengin bir Rum vatandaşı olaya el koyup binayı yetim Rum çocukları için bir okula dönüştürene kadar. 1902’den 1960’lara kadar yetimhane olarak hizmet eden yapı neredeyse 50 yıldır boş. Bakımsızlıktan çürümeye başlayan ve zemininde de yapısal sorunlar baş gösteren ihtişamlı binanın restore edilmesi henüz gündemde değil. 

Yorumlar

0 comments