0 Beğen
Kaydet

Alternatif müzik sahnemizin aykırı isimlerinden biri: Nejat Dimili

İlk albümü ‘Ambivalans’ ise adının vadettiği gibi zıt duyguları bir arada yaşatan bir albüm. Albümün hikâyesini Dimili’den dinledik.

Bursa’da büyümüşsün. Müzikle nasıl tanıştın?
Sanırım beş-altı yaşlarındaydım. Küçük bir org vardı evde, onunla kendi kendime televizyonda, radyoda duyduğum müzikleri çalmaya başladım. Sonrasında çocuk korolarında şarkılar söyledim. Dokuz-on yaşlarına geldiğimde müzisyen olan dayımın hediye ettiği gitarla başladı serüven. Ailem her zaman sanatla ilgiliydi. O konuda şanslı biriyim. Evde hep güzel müzikler çalardı.

İstanbul’a taşınmanla başlayan bir konservatuvar ve klasik müzik eğitimin var. Klasik müzik yazdığın şarkıları etkiledi mi?
Konservatuvar hayatım İstanbul’da geçti. Klasik müzik ile Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi’nde tanıştım. Klasik müzik tüm hayatımı etkileyen bir anlayış oldu. Bu nedenle tabii ki kendi müziğimi de etkiledi. Profesyonel anlamda keman eğitimi aldığım akademik hayatım, senfoni orkestralarıyla provalar, yurt içi ve yurt dışında yoğun konser programları, turneler derken her şeyi bir kenara bırakıp, geçmiş hayatıma “Bana kattığı tüm güzellikler için teşekkürler,” diyerek kendi müziğime doğru yola çıktım. Klasik müzik ile olan ilişkim, kendi müziğimin temellerinde varlığını sürdürecek.

Konservatuardan taşıp kendi şarkılarını yazmaya başlaman nasıl oldu? Müziğinin akustik ve elektronik dengesi nasıl oluştu?
Kendime ait bir şeyler yaratacağımı biliyordum ama acele etmek ya da geç kalmak istemiyordum. Kendimi bekledim. Yıllar sonra da açtığımda dinleyebileceğim şeyler olmalıydı yapacaklarım. Bunun dışında bir denge varsa eğer, bunu beynim ve kalbim sağlıyor sanırım. Kalbimden geçenler beynimde deformasyona uğruyor, beynimde dolaşanlar kalbime süzüldüğünde romantikleşiyor. Bazense tam tersi.

Ambivalans’ın atmosferini oluştururken aklında nasıl mihenk taşları vardı?
Dört-beş yıldır kendi şarkılarımı yapıyorum. Bu külliyat da o zamanlardan itibaren oluşumunu sürdürdü. ‘Ambivalans’ birbirinden farklı zamanlarda ortaya çıkmış ama genetik açıdan birbirine zincirleme olarak bağlı şarkılardan ibaret. Kendimi zoraki bir atmosfere yönlendirmedim. Şarkılar ne söylüyorsa atmosfer de o oldu. Biraz karanlık, biraz bulanık...

Türkçe sözlü şarkılarda bir eğilim var: Kendini ciddiye almadığından başka hiçbir şeyi de ciddiye alamayan bir eğilim. Senin şarkı sözlerin mutsuzluğu doğrudan anlatmaktan korkmuyor, gözünü budaktan sakınmıyor. Söz yazma sürecin nasıldı? “Şimdi içimden bu geldi,” deyip yazıp çizenlerden değilim. Ayrıntılar önemli benim için. Hatta bazen konunun kendisinden daha önemli. Aylar sürebilir tek bir kelimenin yerini bulması. Bazense yarım saatte koca bir şarkı biter gözümün önünde. Kısacası bu konuda bir rutinim yok. Şarkılarım biraz mutsuz. Bilinçli bir mutsuzluk değil bu. Ki maalesef bu daha gerçek kılıyor belki de her şeyi.

Konserler nasıl gidiyor? İstanbul müzik sahnesi tenhalaştı sanki son dönemde. Evet, bir tenhalık söz konusu. Ama bunu geçici olarak görmek istiyorum. Alternatif akım, artık dinleyicisiyle ve müzisyeniyle eskisinden daha güçlü. Bunun dışında, albümün hazırlanış süresince mola verdiğimiz konserlere sonbaharda yeniden başlayacağız. ‘Ambivalans’ı sahnede dinleyicilerimle buluşturmak için sabırsızlanıyorum.

İstanbul’da alternatif bir müzisyen olarak hayatta kalmaya çalışmak nasıl bir his? Sen geldiğinden beri şehir nasıl dönüştü?
Çok kolay olduğunu söyleyemem. Ama üstesinden gelebildiğini gördüğünde, yaptığın işe olan inancın artıyor. Bu da seni mutlu etmeye yetiyor sanırım. Dönüşen, şehirden çok insanlar bence. Ve bu yüzden şehre her seferinde başka bakıyoruz. Bazen seviyoruz, bazen nefret ediyoruz. Yaşadığım yerle çok duygusal bağ kuran biri değilim ya da en azından kurmamaya çalışıyorum. Buna rağmen Kadıköy’ün yeri bende biraz daha ayrı. Bu şehirde kendimi bildim bileli burada yaşıyorum ve bundan mutluyum.

‘Ambivalans’ piyasada.

Yorumlar

0 comments