0 Beğen
Kaydet

Gaye Su Akyol'la yeni albümü 'Hologram İmparatorluğu' üzerine

İkinci albümü ‘Hologram İmparatorluğu’ henüz raflara düşmüş, önümüzdeki günler yeni konserlere gebeyken Gaye Su Akyol’la iki lafın belini kırdık.

‘Develerle Yaşıyorum’ yayınlandığında bağrı yanık melodileriyle alaturka sevenlerin, gerçeküstü mizahıyla da yeniliğe aç kitlenin baş tacı oluvermişti Gaye Su Akyol. Sanki insanlar ne zamandır meyhane masalarına yeni bir meze arıyormuş gibi iştahla sarılmıştı bu yeni sese. Geçen iki yılda Akyol boş durmayıp yeni şarkılarla ve çok daha zengin bir sound’la çıktı karşımıza. ‘Hologram İmparatorluğu’nun rock ‘n’ roll’u da arabeski de kıvamında, aklı yıldızlı semalarda dolaşsa da ayakları yere basıyor. Kâh nağmeli bir türküye dönüşüyor şarkılar, kâh yerinde duramayan bir surf parçasına... Lafı uzatmadan Akyol’a kulak veriyoruz.

‘Develerle Yaşıyorum’dan bu albüme bir devamlılık var diyebilir miyiz?
Bundan 12 sene önce Mai isimli bir grubum vardı, daha sonra Toz ve Toz ve ardından Seni Görmem İmkansız geldi. Aslına bakarsan şu an ortaya çıkan, o müziklerin gelişmiş, dönüşmüş ve olgunlaşmış hali. Yine bu coğrafyada üretilmiş zengin müzikal formlardan ilham alan, fakat rock ‘n’ roll’un alt türleriyle de etkileşimde olan zamansız ve evrensel bir müzik arayışı…

Peki, farklılıklar neler?
‘Develerle Yaşıyorum’ ile ‘Hologram İmparatorluğu’ arasında hem teknik, hem estetik pek çok bağ var, aynı galaksiden yakın akraba gibiler. Ama ‘Hologram İmparatorluğu’nda bu sefer yeni deneyler ve seslerle karşılaşıyorsunuz. Sözel olarak da sınırları biraz daha genişletmek istedim, dünyanın ahvaliyle ilgili daha çok ifade var.

 

“Baskı ve krizle birlikte sanatsal üretim de artıyor ve çeşitleniyor.”

 

Albüm sonrasındaki konser planları neler? İstanbul dışında nerelerde çalmak istiyorsun?
19 Kasım’da Babylon’da lansman konserimiz var. ‘Hologram İmparatorluğu’ şarkılarını ilk kez çalacağız. Aralık’ta Bubituzak’la birlikte Salon İKSV’deyiz. 2017’de yurt dışı turnesi olacak ve Türkiye çapında da özel bir konser serisi planlanıyor. Konser vermeyi seviyoruz. Şartlar izin verirse, Anadolu’nun her yerinde çalmak isteriz. Yurt dışı için de gönül istiyor ki Glastonbury, Coachella gibi büyük festivallerde, Jools Holland gibi ekol olmuş programlarda çalalım.

10 yıldan fazla zamandır müzik dünyasının içindesin. Başladığından bugüne neler değişti?
Çok şey. İnternetle birlikte kayıt teknolojileri de değişti, insanlar kendi ev stüdyolarında müzik üretebilir oldular. Basılı müziğin ve dolayısıyla dağıtımın rağbet görmemesiyle birlikte büyük plak şirketlerinin müzisyene blöf yapabilecek geçerli sebepleri kalmadı. Müzisyenler daha özgür, kendi sosyal medyaları ve paylaşım güçleri var. İşin bir başka fiziksel boyutu, CD’nin an be an ölümüne şahit olmamız. Bir yandan son birkaç senede bitpazarına nur yağdı, albümlere bir sanat eseri gibi yaklaşan insanlar plaktan müzik dinleme zevkini hatırladı ya da tanıdı, böylece plak formatı tekrar hayatımıza döndü. Geçtiğimiz süreçler pek parlak sayılmaz. Ama Sanayi Devrimi sonrası tarihe baktığımızda, bütün sanat akımlarının büyük krizlerden, savaşlardan sonra ortaya çıktığını görüyoruz. Baskı ve krizle birlikte sanatsal üretim de artıyor ve çeşitleniyor. Çünkü insanlar isyan etmek, üzerlerindeki baskıyı yırtıp atmak istiyorlar. 60’larda ve 70’lerde çok yaratıcı bir Anadolu Pop ekolü vardı, ne yazık ki bu sesler darbelerle birlikte susturuldu.

Yorumlar

0 comments