Algiers: Üçüncü Dünya’nın başkenti

Rock denilen şey kaçınılmaz bir şekilde aşırılık, şovenizm ve erkek egemenliği ile bağlantılı

Algiers
1/2
Algiers
2/2
Mehmet Ak |
Advertising

Atlanta ile ilgili son yıllarda radarımıza giren iki şey var. İlki Donald Glover’ın şehirle aynı adı taşıyan harika dizisi, ikincisi ise yayınladıkları iki albümle ağzımızı açık bırakan post-punk dörtlüsü Algiers. Grup ikinci albümünde Bloc Party’den oyuncu transfer etti, prodüktör olarak Portishead’den Adrian Utrey’i masa başına oturttu ve harika bir işe imza attı. İstanbul konserleri öncesinde grubun basçısı Ryan Mahan ile müzikten siyasete uzun bir söyleşi gerçekleştirdik.

 Time Out’ta ilk albümünüzden  bahsederken “Ana akım rock, Rage Against the Machine’den bu yana böylesine bir çıkış yapmadı,” demiştik. ‘The Underside of Power’ bu anlamda çıtayı biraz daha yükseltiyor. Daha yüksek tempolu, daha öfkeli bir ruha sahip. Tabiri caizse daha aklı başında bir punk albümü. İki albüm arasında nasıl bir dönüşüm yaşadınız?

İltifat için teşekkürler. Şarkılarımız tüm müzikal formları şekillendiren toplumsal dinamiklerle ve tarihle iç içe aslında. Sonuç olarak sanatımızı tamamıyla belirlemese de içinde yaşadığımız çöküş halindeki dünya kaçınılmaz bir şekilde müziğimizi etkiliyor. İki albüm arasında geçen zaman bir anlamda Amerikan emperyal projesinin kalbindeki nefret ve şiddetin bir özeti gibiydi. İkinci albümde kulağınıza çalınan bu sürecin bir yansıması olabilir. Ya da belki de tüm bunlarla bir ilgisi yoktur, sadece içimizden geleni yapıyoruzdur.

Öte yandan ana akım rock’a ait olduğumuzu pek kabul etmiyoruz. Rock denilen şey kaçınılmaz bir şekilde aşırılık, şovenizm ve erkek egemenliği ile bağlantılı. Tüm bu konular şarkılarımızda mücadele ettiğimiz şeyler. Evet, geleneksel anlamda gitar temelli bir müzik yapıyoruz ama bir türe hapsolmaya da razı değiliz.

 Blogunuzda aktivistlerden hip-hopçulara, müzisyenlerden yazarlara size ilham veren isimlerin geniş bir listesi var. Her anlamda sanatınızı ve mücadelenizi evrensel bir ölçüde gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Aynı şekilde müziğiniz de bu çeşitliliği ve zenginliği yansıtıyor: Gospel, elektronik, post punk... Müzikal zevkleriniz nasıl şekillendi?

‘Blood’a çektiğimiz video senin güzelce tanımladığın bir spektrumu özetliyor aslında. Ama en önemli ilham kaynağımız zamanının baskın kalıplarına ve otoritesine kafa tutan müzik türleri. Grubun adı bile bu evrenselliği işaret ediyor aslında. Elaine Mokhtefi’nin dediği gibi Cezayir (Algiers) geçtiğimiz yüzyılda Üçüncü Dünya’nın başkentiydi. Bununla ciddi bir gönül bağımız var.

 Bloc Party’nin eski davulcusu Matt Tong artık sizinle. Kendisi çok farklı, şahsına münhasır bir davulcu. Varlığı müziğinizi nasıl etkiledi?

Matt inanılmaz özgün bir müzisyen, usta bir terzi gibi çalışıyor. Nerede çalıp nerede susacağını o kadar iyi biliyor ki. Beraber çalmak isteyeceğim tek davulcuydu. Üçüncü albümümüzde etkisi çok daha fazla hissedilecek, zira şarkıların yazım süreçlerine de dahil oldu.  

 İroni ve sarkazm tüm sanat formlarını işgal ediyor uzun süredir, samimiyetle bir şeyler söylemek oldukça güç. Müziğinizin alaycı bir yanı var ama bunun ötesine geçip her şeyin acımasız bir eleştirisini yapmaya göz kırpıyor. İroni çağında eleştirinin yeri nedir sence?

Geç kapitalist dijital kültürün bir yansıması olan gösteri mekanizması gerçeğe dair tüm kavramları bir tür tuzağa düşürüyor. Bu bağlamda, içtenlik ve anlam bulma çabası bir tür aptallık gibi görünebilir. Ama Marx’ın işaret ettiği gibi politika, imkansızı mümkün hale getirmekle ilgilidir her zaman.

Kendi adıma doğru kullanıldığında ironinin bir silaha dönüşebileceğini düşünüyorum. Belli toplumlar için ironi huzursuzluklarını dışa vurmanın tek yolu olabilir. Öte yandan baskın Avrupa ve Amerika sanatında ironi bir tür nihilizm olarak ortaya çıkıyor. Fakat bir üçüncü yol daha var: İroninin bir tuzak olarak kullanılması. Bush dönemine kadar ironi Amerikalıların ‘açık bir şekilde politik’ olabilmelerinin tek yoluydu. Ana akım siyaset eleştirel bir kaynak sunmuyordu insanlara. Amerikalıların büyük bir kısmı mizahı üzerlerindeki baskıdan kurtulmanın bir aracı olarak gördüler. Genellikle TV özelinde, ‘Saturday Night Live’ ya da ‘The Daily Show’ gibi programları düşünerek söylüyorum bunları. Bir taraftan kahkahanın katartik bir yanı var ama öte yandan bizi harekete geçmekten de alıkoyuyor. Sonuç olarak tamamıyla alaycı ve tamamıyla iyimser olduğumuzu söyleyebilirim.

 Hatırladığım kadarıyla, Tarık Ali bir sanat eserinin politik bağlamı olsa da tek başına belli bir ideoloji için yaratılamayacağını, yalnıza bir propaganda aracı olmaması gerektiğini söylüyordu. Siyasi yönüyle öne çıkan bir grup olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şansa bak, çok kısa zaman önce Tarık Ali’nin ‘Street Fighting Years’ kitabını okudum. Ayrıca kendisiyle birkaç kez konuşma şansım da oldu. Çok sevdiğim biri. İddiasına hem katılıyorum hem de itirazlarım var. Politika organizasyon ve eylem gerektirir. Sanat tek başına bunu asla sağlayamaz. Fakat sanat belli tartışma kanalları açabilecek, geleceğe fikir tohumları ekebilecek bir söylem biçimi aynı zamanda. Politikayla bir arada yürüyüp ona bir momentum kazandırabilir. Amerika’daki siyah hareketlerini düşün. İşçi şarkıları, gospeller, hepsi hareketle omuz omuza yürüyordu.

 “Rock öldü” lafı neredeyse 40 yıldır dillendiriliyor ama gerçeğe şimdiki kadar yaklaştığı hiç olmamıştı. 21. yüzyılın ilk yılları için rock’ın etkisi nedir sizce? Nostaljik bir güzellik mi yoksa hâlâ tehditkar mı?

Rock öldü. Çok yaşa rock. Dikkatli bakarsanız yeraltı kaynıyor aslında. Kadınlar, LGBTQ, siyah müzisyenler, punk’çılar, death metal, rap...

 

Türkiye’deki müzik sahnesine aşina mısınız?

Ersen ve Selda gibi eski saykedelik kayıtları seviyoruz. Yenilerden She Past Away’e bayıldık.

 

Son zamanlarda neler dinliyorsunuz? Yeni keşifleriniz neler?

Bu hafta en çok Neubauten, Grauzone, DAF, Bambara, Hiro Kone, Marie Davidson, Krimewatch, Daughters, Still House Plants ve Wetware dinledik.

 Yakın geleceğe dair bir umudunuz var mı?

Trump devrilsin, Putin devrilsin, May devrilsin. Liste böyle gidiyor işte.

7 Şubat, Babylon, 20.30, 40-60 TL, ön grup: Jakuzi, babylon.com.tr

 

Advertising