Çok yaşa Babylon!

20 yılı deviren Babylon’u, Pozitif Genel Müdürü Ayşegül Turfan Mumcuoğlu’ndan dinledik.

Alara Altay |
Advertising
1/3
2/3
3/3

Babylon, İstanbul’un kültür sanat hayatının tuhaf bir geçiş döneminde kurulup, hem bir talebe yanıt verdi hem de kendi arzını yarattı. Bu macera nasıl başladı?

Pozitif 30 senelik bir marka. 1989’da Ahmet Uluğ, Mehmet Uluğ ve Cem Yegül tarafından kuruldu. İlk önce caz ve avangart caz konserleri yaparak başlamıştık. Ardından tekil konserler, festivallere dönüştü. Daha sonra festivaller için özel projeler yapmaya başladık. Müzisyenler hep konserden sonra gidip çalacakları bir mekanın ihtiyacı içindeydi. Hani şimdilerde herkes “Bir kafem olsa keşke,” der ya, biz de dünyamız müzikle dolu olduğu için bir kulüp isterdik. Pozitif’le biraz para kazandıktan sonra yeni bir ofise geçmek istedik. Asmalımescit’teki bu marangozhaneyi aldık. Alır almaz da orada bir ofis yapmaktan vazgeçip kulüp açmaya karar verdik.

 

Başlangıçta nasıl bir mekan hayal edilmişti? Zaman içinde neler değişti?

İstanbul’da dünyanın müziğine kendi evimizde ev sahipliği yapmak amacıyla çıktık bu yola. Eski bir marangozhaneyi canlı müzik evine dönüştürdük. Türkiye’nin çok hızlı değişen siyasi ve ekonomik gündemine ayak uydurmak her zaman çok kolay olmasa da 20 senedir yoldayız ve devam ediyoruz.

 

Sizin Babylon ile ilişkiniz nasıl başladı? Burada olmak size neler kazandırdı?

Babylon oldukça uzun ve macera dolu bir hikaye. Biz de yola çıkarken belki de bu mekanın İstanbul’un kültür sanat hayatında yeni bir nesil yaratacağından bihaberdik. Ben de en başından beri bu maceranın içinde olmaktan çok mutluyum. Özellikle Türkiye’de bu mesleğe yıllarını vermiş bir sürü çılgın gibi, Pozitif olarak yaptığımız her iş, çıktığımız her yolculuk ayrı bir maceraysa Babylon belki de tüm bu maceraları taçlandıran bir aşkın ve sevginin ürünü. Tüm zorluklara rağmen istikrarını kaybetmeden yola devam eden yaşayan bir mekan. Öncelikle üç müzik tutkununun, daha sonra ekibe katılan hepimizin ilk ve en büyük aşkı desek abartı olmaz. Yeni bir nesil yaratacağını bilmiyorduk, bir de bizden sonra gelen birçok mekan için de bir örnek teşkil edip gerçek alamda ilham kaynağı oldu.

 

Babylon için Asmalımescit’in nasıl bir yeri vardı? Bomonti’de neler değişti?

Babylon Asmalımescit’te açıldığı zaman orası oldukça içine dönük, mahalle sakinlerinin dışında dışardan çok az ziyaretçinin rağbet ettiği bir mahalleydi. Babylon’un açılışı ve İstanbullu kültür sanat severlerin farklı müziklere duyduğu açlık ve merak da ortaya çıkınca Asmalımescit hem kültür sanatın, hem de yeme-içme ve eğlence hayatının İstanbul'da kalbinin attığı birkaç ana arterden biri haline geldi. O taraflara yemeğe gelenler mutlaka Babylon’a kafayı uzatıp o akşamın programına bir bakardı, o anlamda bir ‘walk-in’ müşterisi de oluştu. Babylon’un Bomonti’ye taşındığı 2015 sonbaharında zaten Beyoğlu ve civarı son birkaç sene içinde yaşanan siyasi olaylardan dolayı insanların daha az güvende hissettiği bir lokasyon haline gelmeye başlamıştı. Dolayısıyla bomontiada gibi üç tarafı kapalı bir yarımadada olmak bu anlamda rahatlatıcı oldu. Bomontiada Babylon’un içi daha farklı tasarlandı, eski ve otantik haline sadık kalarak çok sağlam bir ses sisteminin öne çıktığı gerçek anlamda bir canlı müzik mekanı oldu. 16 yıl sonra yepyeni bir yere taşınmak bizim için de çok kolay değildi.

 

İstanbul’un geçtiğimiz 20 yılını kültür sanat, özellikle de müzik açısından dönemlere ayırmak mümkün mü? 

90’ların ikinci yarısından itibaren Taksim’in rock barlardan biraz farklı yerlere evrildiğini ve daha nitelikli bir mekan ve kulüp kültürünün başladığını söyleyebiliriz. 2000-2010 arası Babylon’un da hegemonyasının en güçlü olduğu dönemdi ve tüm dünyadaki gibi bir indie rock esintisi vardı. Şu an her yer tamamen elektronik müzik ve trap gibi hip-hop türevlerine teslim. Farklılaşmalar var gibi görünse de, dinleyiciden de çok büyük bir talep gelmediğinden maalesef aslında bir tektipleşme var. Bilet kesebilen sanatçı ve etkinlikleri ezberden sayabiliriz hepimiz. Meseleyi biraz daha detaylandırmak istersek bundan 20 sene önce aslında biz müzikseverler her şeye açtık, takip edip okuduğumuz herkesi canlı seyretmek veya deneyimlemek istiyorduk. İstanbul Müzik Festivali’nin sunduğu Lou Reed, Patti Smith, Bob Dylan, Joan Baez, Miles Davis gibi dev isimler ve 90’ların başında hayatımıza giren stadyum konserleri hariç. Babylon ufak da olsa, konser izlemenin sinemaya gitmek gibi erişilebilir bir şey olduğunu, eğer istersek bunu da alışkanlık haline getirebileceğimiz gerçeğini gösterdi. Büyük markalar da bu sayede müziği yurt dışındaki gibi sahiplenmeye başlayınca H2000, Rock’n Coke gibi konaklamalı veya çadırlı büyük açık hava festivalleri girdi hayatımıza.

Bu sayede birçok vizyon sahibi yeni organizatör ve yeni etkinliklerimiz oldu. Tabii eğlence ve kültür sanat hayatının şeklini büyük ölçüde etkileyen siyasi ve ekonomik gündemle büyük işler yavaş yavaş daha seyrek yapılmaya başlandı. Son birkaç senedir en büyük ilgi elektronik müziğe oldu diyebiliriz. Caz ve klasik müziğe olan ilgi çok değişmiyor, onların kemik bir takipçisi var ancak yeni nesillerin ilgisi rock ve türevlerinden kayarak mekan ve etkinlik ayırt etmeksizin elektronik ve dans müziğine kaydı. Bununla birlikte tabii rap, trap ve hip-hop kültürü de dünyanın her yerinde olduğu gibi pastanın bir büyük dilimini oluşturuyor.

 

Unutamadığınız konserler hangileri?

İçki ruhsatsız açtığımız için vişne suyu eşliğinde, art arda üç gün dinlediğimiz John Lurie & The Lounge Lizards herkesin gönlünde taht kurdu. Bir hayal gerçek oldu. 2002’de Downbeat dergisi Babylon’u dünyadaki en önemli 100 caz kulübünden biri olarak gösterdi. Karda kışta tıklım tıklım dolan Gotan Project konserleri, 2003’te patlayan  bombaların ardından inadına gelen ve Aralık ayazında Asmalımescit’te çıplak ayak dolaşan Michael Franti, 2007’de Patti Smith ile başlattığımız ‘Efsaneler Babylon’da’ serisi… One Love’ın başlamasının en önemli sebeplerinden Manu Chao’nun Babylon’da sahne alması. John Scott, Butch Morris, Doublemoon macerasıyla bünyemize kazandırdığımız ve gerçek anlamda müzikal iş birliklerine ev sahipliği yapan Brooklyn Funk Essentials, Laço Tayfa, İlhan Erşahin, Craig Harris, Ceza, Mercan Dede gibi müzikal iş birlikleri. Pozitif’in 1989’daki ilk konseri olan Sun Ra Arkestra’nın Asmalımescit’teki son konseri de olması…

 

Babylon çok geniş bir müzikal yelpazeye sahip. Mekanın müzikal vizyonunu özetleyen temel ilkeler neler?

Babylon’un varoluş sebebi dünya müziklerini kendi evimize davet etme hayali. Üç asıl kurucudan gelen bir vizyon var, bu kişisel tarz ve beğenilerin ötesinde bir müzikalite. Direksiyonda kimin olduğuna, maddi durumlara ve birçok farklı parametreye göre program, tarzlar ve sanatçılar değişiyor, ama Babylon günümüzde anlamını koruyan, evrensel sanatçı ve akımları zamansız ustalıkla harmanlamaya çalışıyor. Ama Babylon denince akla cazın yaşayan ve Babylon’a da çıkabilecek tüm örneklerinin, siyahi müziğin birçok örneğinin, Babylon ile özdeşleştirdiğimiz spesifik birkaç sound’un geldiği kesin. Örneğin Nouvelle Vague, Gotan Project, Türkiye’deki zengin coğrafyanın Kazım Koyuncu, Aynur Doğan gibi örnekleri… Ama zamanın ruhuna ayak uydurmak, yeni neslin alışkanlıklarına da ayak uydurmak şart.

 

Kendi kültürünü yaratan bir mekanın olmazsa olmazları neler? Kişisel çabaları bir kenara koyarsak yüksek standartlar yakalamak için nelere ihtiyacımız var?

En önemlisi vizyon sahibi bir yönetim gerekiyor. Popüler olanı, kısa vadeyi düşünmektense, kendi kulvarını açabilmeye, kendi beğenilerini kitleye sevdirmeye yönelmek gerekiyor. Günümüzde bunu yapabilmek hayli zorlaştı, çok fazla arz, yetersiz talep, Instagram vb. destekli popülerliğe hiç olmadığı kadar büyük bir sempati var. Bu ortamda belirli bir vizyon sahibi olmazsanız, akıntıya kapılıp gidersiniz. Tabii zamanın ruhunu her daim yakalayabilmek, rekabete ayak uydurabilmek ama özüne sadık kalmak gerek. Bazen birkaç ilke imza atmak ve ilklerin peşinde koşmaya devam etmek… Veya bir isme çok inanmak ve bu ismi ilk kez Babylon’da çıkartıp kariyerini büyütmek gibi.

 

İstanbul’un eğlence hayatı ve müzik sahnesi için öngörüleriniz neler?

Ekonomik durumlar maalesef hâlâ yıpratıcı. İstanbul ve ülke dinamikleri çok hızlı değişiyor, dolayısıyla her zaman öngörülerimiz tutmayabiliyor. Karamsar bir tablo çizmek istemem ama çoğu zaman popülerliğin daha da egemen olacağı bir sahne var gibi. Çünkü müziği çok hızlı tüketen bir nesil var. Öte yandan iyimser tarafımız ağır basıyor çünkü çok meraklı ve ilginç deneyimlere açık da bir nesil de var hâlâ. Türler arasındaki çizgiler silindikçe ortaya acayip derecede yaratıcı işler çıkmaya başladı. Bundan birkaç sene önce niş diye tabir edeceğimiz çok farklı kültürlerin müzikleri artık kitlelere ulaşabiliyor internet, sosyal medya ve dijital platformlar sayesinde. İstanbul ve Türk halkı olarak işimizin her zaman daha zor olduğu kesin. En ufak bir sıkıntılı durumda ya müzisyenler iptal ediyor ya da üstü çizilen ilk harcama kültür sanat oluyor. Ancak bir taraftan da insanlar bıkkın ve müzik yoluyla eğlenmek istiyor. Bizim de bunun nabzını tutmaya devam etmemiz gerekiyor.

babylon.com.tr

You may also like

    Advertising