Doğanın sesi ilham oldu

Oceanvs Orientalis yedi yıl uzun süren turnenin sonunda İstanbul’a döndü. Elektronik müzikteki ‘estetik anlayışını’ sorgulayan Şafak Özkütle, Oceanvs Orientalis projesini ve ay sonunda yayınlanacak yeni albümü ‘El Nihilo’yu anlattı. Eda Solmaz

1/2
2/2
Advertising

Uzun bir turnedeydiniz. Şu an hangi şehirdesiniz?

Yaklaşık altı yedi senelik bir yurt dışı macerasının ardından, hem özlediğimden hem de bu zaman diliminde biriktirdiklerimi kendi topraklarımda paylaşabilmek adına bir ay kadar önce Türkiye’ye dönüş yaptım. Yani şu an İstanbul’dayım.

Müzikal kariyerinizde geldiğiniz noktada kırılma anınız neydi?

Sanırım geldiğim nokta bir kırılmadan ziyade bir evrilme süreciydi. 2000’li yıllardaki punk dönemim, erken gençlik yıllarından beri hayat görüşümü zenginleştiren önemli bir süreç. Çok uzun yıllar sadece iyi bir dinleyici olarak kalmakla yetindim, sanırım bu acelecilikten uzak tavır sonunda bir yığın ilham ve fikirle üretime geçmemi sağladı.

Türkiye’deki elektronik müziğin gelişimi çok iyi müzisyenlerin dışında çok kötü DJ’leri de doğurdu. Uzaktan burayı gözlemlerken siz neler görüyorsunuz?

Sadece Türkiye değil, tüm dünyada bu böyle. Ayrıca sadece müzikal üretim için değil sanatın ve yaratımın her alanında araçlar üretim sürecini kolaylaştırdıkça yüzeysel veya samimiyetsiz işler görmek kaçınılmaz oluyor. Ve maalesef ülkemizde de durum farklı değil.

Yurt dışında başarılı olunca mı burada daha çok tanındınız? Sanatsal üretim konusunda yurt dışı başarısına göre kıyas yapan bir kitleden söz edilebilir mi?

Maalesef biraz o şekilde oldu. Tabii ki işlerimi destekleyen birçok arkadaşım oldu fakat olayın kariyer bazında bir başarı haline gelmesi ya da ülkede daha büyük kitlelerin işlerimi ciddiye almasında yurt dışı turlarının rolü büyük oldu. Bazen neyi sevip sevmeyeceğimiz konusundaki inisiyatifimizi bile ‘yabancıların’ fikirleri etkiliyor. Bu, kolektif özgüvensizliğimizin bir sonucu olabilir.

Yeni albümünüz ‘El Nihilo’da nasıl bir müzikal dil kullandınız? Vokallerle desteklenmiş parçalar da dinleyecek miyiz?

Yeni albüm daha önce yaptığım işlere fikir olarak yakın olsa da teknik ve yöntem açısından çok daha farklı. Belki de ilk defa önce hikayeyi yazıp sonra müziğini yapmaya çalıştım. Elimden geldiğince her şeyi kaydettim. Alışık olduğumuz ‘4/4 Oceanvs’ beat’lerinden ziyade daha aksak, daha renkli, daha kompleks ritimler ve sesler kullanmaya çalıştım. Albüm bildiğimiz evrenin doğuşundan günümüze kadarki 13 milyar yıllık gelişimi 10 şarkıda anlatıyor. Dolayısıyla insan vokallerinden çok doğanın sesi var içerisinde. Bazen soğuyan lav kayalarının, bazen ilk mikroorganizmaların, bazen de uzaktan gelen Sümerli tapınak inşaatçılarının sesi var. Dans ettirme kaygısı olmayan, daha çok hikaye anlatan bir albüm oldu.

Bir parçanın tam manasıyla bittiğini nasıl anlarsınız? Mesela yayınlamadan önce parçayı özel olarak dinlettiğiniz birileri var mı?

Başkalarının fikirlerini elimden geldiğince almamaya çalışıyorum; işin yüzde 95’inin bittiğine kanaat getirmeden önce... İnsanın aklında hep bir ideal ses oluyor, kafandaki fikri anlatan bir standart. O noktaya ulaştığında ya da elinden geldiğince yaklaştığında şarkı da bitmiş oluyor. Ne anlatmak istediğini bildiğinde bunun muhasebesini yapmak da pek zor olmuyor. Tabii ki bazen hiç bitmeyebiliyor. O zaman daha çok teknik değil, fikirler tükenmiş oluyor. 

Yakında İstanbul’da çalacaksınız hatta Mart ayında Sónar İstanbul’da da sahne alacaksınız. Sizce İstanbul’da nasıl bir dinleyici kitlesi var?

Genel olarak Türkiye’de zor bir dinleyici var. Çok açık ve destekleyici olduğumuzu düşünmüyorum. Bu anlamda, daha çok hata arayan, ellerini kavuşturup “Eğlendir beni hadi” diyen tipte bir dinleyici... Herkes için konuşmuyorum tabii ki. Ama benim deneyimlediğim sahne bu yönde, bu biraz da bir partiyi gerçek bir parti yapan şeyin sanatçı kadar seyircide de bittiğinin farkında olmamamızdan kaynaklı. Hazırı seviyoruz, evde de dans pistinde de... Ve sürprizlerden çok klasiklerden hoşlanıyoruz. Fakat belki ben de bir dinleyici olarak böyleyimdir, o yüzden bu sözler benim için de geçerli olabilir bir İstanbullu olarak. 

DJ’lik çok bireysel bir müzik de ortaya çıkartmanızı sağlıyor. Bu bireysellik size ne katıyor?

Bence, DJ’likten çok prodüktörlük böyle bir bireysellik ve özgürlük sağlıyor. Sınırı, kuralı olmayan kocaman bir opsiyonlar denizi... Bu bağımsızlık beni çokça heyecanlandırıyor. 

Parçalarınızın başarılı olmasını, insanları dans ettirmesini sağlayan nedir?

Klasik ile yeni arasında bir denge tutturmaya çalışması olabilir.

Hayalinizdeki sahnede çalmayı başardınız mı?

Henüz değil.

En unutulmaz ve en kötü performans anınız hangisiydi?

Sanırım en unutulmaz olan performanslarımdan biri birkaç sene önce Burning Man’de Mayan Warrior sahnesinin ilk setini çaldığım gündü. Araç hareket ettiğinde, festivalin ilk performansını dinlemeye hazır yüzlerce kişilik bir bisikletli ordusu tarafından set başlayana kadar 15 dakika takip edilmek, set başladığında ise birkaç bin kişinin hevesli gözlerle seni dinlemesi tadından yenmez bir duyguydu. Bunun dışında birçok kötü performansım oldu; yanlış zaman, yanlış kitle. En kötüsü de bunu başından biliyor olup hâlâ iki saatlik seti sonuna kadar çalmak zorunda olmak galiba.

16, 18 Ocak, Klein, saat ve ücret bilgisi için bkz. facebook.com/istanbulklein

 

 

 

Advertising