Roosevelt Röportajı

Salon İKSV’nin sezon açılışını yapan Alman synth-pop prodüktörü Roosevelt’e bağlandık.

ROOSEVELT RÖPORTAJI
ROOSEVELT RÖPORTAJI
Time Out editors |
Advertising

Daha önce İstanbul’a gelmiş miydin?

Hayır, bu ilk olacak. Çok heyecanlıyız, çünkü normalde bir Avrupa turnesinde uğrayacağınız noktalardan biri değil İstanbul.

İlk single’ın ‘Sea’ Hot Chip’ten Joe Goddard’ın plak şirketi Greco-Roman etiketiyle yayınlanmıştı. Goddard ile nasıl tanıştınız ve aranızda nasıl bir müzikal bağ oluştu?

Greco-Roman, birkaç kişi tarafından idare ediliyor; Joe da onlardan biri. 2011 yılında ‘Sea’ parçasını Vimeo’ya yüklediğimde, Greco-Roman’dan bir yetkili benimle iletişime geçti. Parçayı nasıl bulduklarını bilmiyorum ama beni keşfetmiş olmaları, yeni yetenekleri ne kadar özenle araştırdıklarının bir kanıtı. Müzikal anlamda, bana çok büyük bir özgürlük tanıyorlar. Plak şirketinde çok farklı türlerden müzikler var, ben de tek bir türe bağla kalmak konusunda üzerimde baskı hissetmiyorum. Yapacağım her işte arkamda olacaklarına eminim. Joe ile genelde Londra’daki stüdyosunda takılıyoruz. Onun synthesizer’dan elde ettiğimiz acayip sesleri kendi hard disk’imde topluyorum.

Geçen yıl yayınlanan ‘Roosevelt’ adlı ilk albümünde 80’lerin etkisi ağırlıklı olarak hissediliyor. Bu dönemi neden seviyorsun?

Bir 80’ler albümü olarak tanımlanması komik oldu, çünkü albümde pek çok farklı dönemden etkiler var. Davullarda 70’ler, gitarlarda ise 90’ların etkileri hakim. Önemli olan albümün tek bir döneme odaklanan, bir geri dönüş albümü olarak algılanmamasıydı. 80’ler cover’ları çalıyormuş gibi tınlayan yeteri kadar grup var piyasada zaten. Geçmişin belli sound’larından fazlasıyla etkilensem de amacım çağdaş bir müzik yapmak. 

Müzik hayatına garage gruplarında çalarak başlamışsın. Bu türü hâlâ dinliyor musun?

Yaşım daha küçükken çaldığım gruplar daha gitar ağırlıklı müzikler yapıyordu. Şimdi de rock müzik dinliyorum hâlâ. The War on Drugs’ın yeni albümünü çok sevdiğim örneğin. Genelde elektronik müzik yapıyor olarak görülsem de aslında müziğim rock’a daha yakın. Stüdyodayken etrafımda elektronik müzik aletlerinden ziyade gitarlar ve keyboard’lar oluyor. Canlı performanslarımda da öyle…

Bugüne dek pek çok isme remiks yaptın. Son dönemde yayınlanan şarkılardan birini remiksleyecek olsan hangisini tercih ederdin?

Genelde remikslediğim parçanın vokallerine odaklanırım. Vokal aranjmanı ve şarkının yapısı iyiyse, parçayı remikslemek isterim. Normalde dinlemediğim sanatçıları remikslemeyi de seviyorum, böylece normalde hiç tarzım olmayan bir parçaya kendi yorumumu katabiliyorum ve ortaya orijinal parçaya hiç benzemeyen bir iş çıkıyor. Son dönemden Frank Ocean’ın parçalarından birini remikslemek isterdim mesela.

Köln’de yaşayan bir müzisyen olarak Köln ve Berlin’in elektronik müzik sahneleri arasındaki farktan bahsedebilir misin?

Açıkçası son iki yıldır geceleri pek dışarı çıkmıyorum, o nedenle bu soruyu cevaplayacak en doğru kişi olmayabilirim. Ama Köln’ün sevdiğim özelliklerinden biri, burada farklı türlerde müzik icra eden insanlara yakın olabilmeniz. Bu durum, şehri çok daha üretken kılıyor. Müzisyen olmak için Berlin’e, müzik yapmak için ise Köln’e gidilir derler. Doğru bir deyiş…

Advertising