0 Beğen
Kaydet

Doğu-Batı Saati

Bozuk paranın iki yüzü gibi, Doğu’nun eski saatini ve Batı’dan alınan yeni saati tek vücutta birleştiren bu parça, Orhan Pamuk’un sık işlediği Doğu-Batı ayrımını en iyi temsil eden obje olmaya adaydır.

Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi’nin 74 numaralı vitrininde, havada asılı duran köstekli bir cep saati var. Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ romanında ‘Doğu-Batı saati’ olarak bahsettiği bu nesne, müzeye gelen ziyaretçilerin yarattığı titreşimler yüzünden bazen hafifçe hareket eder. Kimine göre saati sarkaç gibi sallandıran şey, müze kapalıyken içeride gezindiği iddia edilen hayaletlerdir, kimine göre de saatin kendi iradesi. 

Müzenin içindeki irili ufaklı yüzlerce objenin arasında, her şeyin gizli merkezi belki de bu esrarengiz saatin ta kendisidir. Bu cep saati ilk bakışta eskicilerde gördüğümüz herhangi bir cep saatine benzese de, arkasında duran küçük aynadaki yansıma onun başka bir yüzünü ifşa eder. Üzerinde Arap harfleri bulunan bu yüz, Güneş’e göre ayarlanan alaturka saati gösterir. Bize tanıdık olan Romen rakamlı diğer yüzünde ise, Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki Batılılaşma hamlesiyle beraber kullanılmaya başlayan alafranga saat bulunur. Antikacılar arasında ‘alaturka-alafranga saat’ olarak da bilinen nadir obje, bu geçiş dönemine aittir.

Bozuk paranın iki yüzü gibi, Doğu’nun eski saatini ve Batı’dan alınan yeni saati tek vücutta birleştiren bu parça, Orhan Pamuk’un sık işlediği Doğu-Batı ayrımını en iyi temsil eden obje olmaya adaydır. Pamuk’un yeni romanı ‘Kırmızı Saçlı Kadın’da da yer verdiği bu ilişki, Batı’da Aydınlanma Çağı’yla beraber kökleşmiş bireycilik ve özgürlük değerleri ile Doğu’daki ataerkil ve otoriter yapılar arasındaki çatışma olarak karşımıza çıkıyor. Ana karakter Cem’in ‘Batılı’ ve modern bir entelektüel olan biyolojik babası, oğlunu ihmal eden bir eczacı. Onun yokluğunda Cem’in manevi babası olarak benimsediği kişi ise, yanında çıraklık yaptığı buyurgan ve ‘Doğulu’ bir kuyu ustası. Kitapta bahsi geçmese de alaturka-alafranga saat, bu iki baba ve temsil ettikleri Doğu-Batı değerleri hakkında iyi bir gösterge olabilir: Eczacı babanın mesaisi alafranga saat dilimlerine dayalıyken, kuyu ustası adeta alaturka saatin hareketine ayak uydurarak Güneş’in doğuşunda çalışmaya başlar ve günbatımında paydos eder...

Bu saati arayan meraklılar araştırmalarına müzenin bulunduğu Çukurcuma’daki antikacı dükkânlarından başlayabilirler. Ama söylemedi demeyin, tek bulduğunuz şey bu tür cep saatlerinin ne kadar zor bulunduğuyla ilgili heves kırıcı bir demeç olabilir. Tavsiyemiz, Orhan Pamuk’un ‘Şeylerin Masumiyeti’ adlı müze kataloğunda da anlattığı gibi, Tarık Bey’in müzedeki saati satın aldığı Bedesten’e bakmanızdır.

Cameo

Yazarların, yönetmenlerin kendi eserlerinde şöyle bir görünüp kaybolmalarına cameo deniyor. Alfred Hitchcock gibi, yönettikleri filmlerinde cameo yapan yönetmenler bunu genellikle seyircinin eğlencesi ve biraz da kendi keyifleri için yaparlar. Hatta bazen bir türlü vazgeçemedikleri bu huyları istemeden keyiflerini bile kaçırabilir. Hitchcock, François Truffaut ile yaptığı meşhur söyleşisinde, her filminde cameo yaparak seyircisini buna alıştırdığı ve gereksiz yere dikkat dağıttığı için dertlendirdiğini açıklar. Tam da bu yüzden alışkanlığını azaltmaya ya da en azından filmin başlarında yapıp bitirmeye özen gösterdiğini söyler. Orhan Pamuk da kendi kitaplarında sıklıkla cameo yapan bir yazar. Ama kimliği belirsiz yoldan geçenler rolündeki Hitchock’un aksine, Orhan Pamuk kitaplarında da yazar Orhan Pamuk olarak belirir. Kendisi de 22 yaşına kadar ressam olmayı hayal eden Pamuk, bu yönüyle film direktörlerinden ziyade, kalabalık resimlerinin içine çaktırmadan kendi otoportlerini ekleyen İtalyan Rönesans ressamları gibidir.

Pamuk’un ilk romanlarından ‘Sessiz Ev’de, Orhan adlı genç bir yazarın kısaca bahsi geçer. ‘Kara Kitap’ta kimliği belirsiz, uzun boylu ve gözlüklü bir yazar, Orhan Pamuk’un ‘Beyaz Kale’sini hatırlatan bir romanının yazılış hikayesini anlatır. ‘Benim Adım Kırmızı’da Orhan isimli bir gencin büyüyünce okuduğumuz kitabı yazdığını öğreniriz. ‘Kar’ ve ‘Masumiyet Müzesi’nde ise Orhan karakteri evrimini tamamlar ve meşhur yazar Orhan Pamuk olarak karşımıza çıkar. Artık sadece romanda bahsedilen ya da onu yazıya döken kişi değil, aynı zamanda hikayeyi de etkileyen bir karakter haline gelmiştir. Dolayısıyla Pamuk, Borges ve Auster gibi postmodern yazarlarda sık rastlanan cameo, oyun ve eğlenceden öte, gerçek ve kurmacanın sınırlarını alt üst eden edebi bir tavırdır. ‘Kırmızı Saçlı Kadın’da biz herhangi bir Orhan Pamuk’a rastlamadık, ama gözden kaçırmış da olabiliriz. Söylentiye göre gerçek Orhan Pamuk Cihangir’de bir yerlerde ‘Veba Geceleri’ adlı yeni romanını yazıyormuş.

Yorumlar