0 Beğen
Kaydet

İnci Eviner ile retrospektif sergisi 'İçinde Kim Var' üzerine

İnci Eviner, kadın kimliğini bir ‘sorun’ olarak içselleştiren topluma savaş açan bir sanatçı. Eviner ile İstanbul Modern'deki ‘İçinde Kim Var?’ adlı retrospektif sergisini konuştuk.

İncİ Eviner’in ‘İçinde Kim Var?’ adlı retrospektif sergisinde 80’li yıllardan bugüne uzanan, neredeyse 40 yıllık bir dökümantasyon ile karşı karşıyayız. Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde düzenlenen sergide izleyiciyi sadece desen, kolaj gibi görsel işler değil aynı zamanda işitsel bir serüven de bekliyor. Eviner’in işlerini zamanın akışına ters düşen bir düzenle görme şansı bulurken videolardan gelen sesler, desenler için de bir fon müziğine dönüşüyor. Sanatçının ‘şairlerden değil, bıçak yaralarından topladığı sözler’ kulaklarınızdan eksik olmuyor.

İstanbul Modern 2006 yılında ‘Gökkuşağında İki Kuşak’ sergisi ile Fahrelnissa Zeid’in yapıtlarını bir araya getirmiş ve ilk kez bir kadın sanatçının retrospektifini gerçekleştirmişti. Tam 10 yıl sonra siz de aynı yerde 40 yıllık sanat birikiminizi sergiliyorsunuz. Kadın kimliği ve sorununa odaklanan bir sanatçı olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ülkemizde kadın sorununun ne kadar ciddi olduğu düşünüldüğünde elbette yapıtlarımla bu eleştirel bakış açısını desteklediğim söylenebilir. Öte yandan bu sergide sanatsal kalitenin pek çok düzlemde izleyici ile nasıl paylaşıldığını gördüm. Aslında estetiğin imkânları içinde farklı bir eleştiri kapasitesi yakaladığımı düşünüyorum. Dolayısıyla kadın sorununu bir mesaj olarak sunmak yerine serginin genel olarak tüm insani ve varoluş boyutlarıyla izleyiciyi içine çeken, farklı bir estetik deneyim yaşattığını düşünüyorum.

Retrospektif serginiz kronolojik bir sıraya sahip olmadan yerleştirilen yapıtlardan oluşuyor. Serginin senaryosunu yazarken nasıl bir yol çizdiniz?
Retrospektifi, bir sanatçının geriye dönük olarak işlerini yeniden değerlendirme olanağı gibi düşünürsek, ben bu olanağı bir çeşit sahneleme olarak ele aldım. Böylece kronolojik düzenin sıkıcı tekdüzeliğinden uzak, çok daha dinamik ve farklı algılama biçimlerine açık bir sergileme tasarımı yaptım. Yeniden sergilemeyi, yeniden anlamlandırma olarak düşünmek bana heyecan verdi. Böylece ben de kendi sanat pratiğim ve geçmişimle yüzleşmeyi, günümüz gerçekliğiyle birlikte yaşama imkânı buldum.

Kariyerinizin başında ürettiğiniz eserleri son dönem işlerinizle karşılaştırdığınızda nasıl bir öz eleştiride bulundunuz?
Bütün yapıtları dosyalardan ve depolardan gün yüzüne çıkardığımda daha önce bu kadar açık bir şekilde fark etmediğim bir şeyle karşılaştım. O da şu; gerçekten kendine özgü bir ikonografinin varlığı… Pek çok imgenin farklı yıllarda küçük değişikliklerle tekrar ettiğini, birbirini besleyen, çoğaltan bir çalışma biçiminin nasıl birbirinin içinden çıktığını gördüm. Sergiye hazırlanırken bir sanatçının yapıtlarını çok daha iyi koşullarda saklaması ve düzenli arşiv çalışması yapmasının gerekliliği ortaya çıktı.

"İzleyiciyi savunmasız bırakmak istedim."

‘İçinde Kim Var?’ın nasıl bir hikâyesi var? Bu sorunun muhatabı kim?
Bu aslında kimlik sorununa yöneltilmiş bir soru. İnsani kapasitenin tüm boyutlarına seslenmeyi yani duygusal, zihinsel, görsel ve duysal olarak izleyicinin içinde olup biteni açığa çıkarmayı amaçlıyor. İzleyiciyi savunmasız bırakmak ve kişisel olanla toplumsal olanın, politik olanla öznel olanın bir olduğu bir deneyim yaşatmak istedim.

Zaman-mekân sınırlamasına takılıp kalmayan eserler üretiyorsunuz. Mesela 2002 yılında ürettiğiniz ‘Patlamaya Hazır Yürek’ bugün bile izleyicide tanıdık bir his uyandırmayı başarıyor. Geleceği öngörerek üretimde bulunduğunuzu söyleyebilir miyiz? Bu gibi üretimler yıllar sonra karşınıza çıktığında nasıl hissediyorsunuz?
Pek çok sanatçı gibi benim de önsezilerim kuvvetli. ‘Patlamaya Hazır Yürek’in hâlâ güncel olması hele ‘Parlamento’nun yaşadığımız göçmen sorunu ve kimlik politikalarıyla ilişkisinin bu kadar canlı kalması, belki de bu yapıtların taşıdığı evrensel insani gerçeklik olabilir. Bu aslında bir yandan son derece rahatsız edici. Hiçbir şey değişmiyor mu gerçekten?

Özellikle videolarınızda kadın figürlerine eşlik eden hayvanlar ön planda. Fare, tavşan, köpek gibi sembollerin kadınlarla nasıl bir bağı var?
Kadın bedeni daima siyasetin konusu olmuş. İçinde bilinmeyenleri barındıran, ne yapacağı belli olmayan bu tehlikeli yaratığın tarih boyunca kontrol edilmesi ve yönetilmesi gerekmiş. Kadını sembol ve imgelere indirgemek bu kontrolü kolaylaştıran bir tavır. İşte tüm bu kalıplarla ancak yeni bir anlamlandırma yoluyla mücadele edilebileceğini düşündüm ve kendi sanat pratiğimi temsil edilen kadın ile edilemeyen kadın arasındaki gerilimde buldum. Bu bilinmeyenleri, belki de doğaya ve yabanıl olana bağlamaya ve derinlerden, hayvanlar âleminden gelerek kadına bir özgürlük alanı açmaya çalıştım. Mağdurun diliyle konuşmak yerine meydan okuyan, kendi gücünün farkında olan kadın, benim için doğanın tüm güçlerini arkasına alan kadındır.

 

Yorumlar

0 comments