Bir yalnızlık güzellemesi

Geçen sezon Broadway’de sahnelenen ‘Burn This’ şimdi ‘Yak Bunu’ adıyla Toy İstanbul’da izleyici karşısında. Oyuna dair merak ettiklerimizi yönetmen Sami Berat Marçalı’ya ve oyuncuları Hakan Kurtaş ve Büşra Develi’ye sorduk. Hande Sönmez

Alara Altay |
Advertising

ABD’li yazar Lanford Wilson’ın 1987 yılında kaleme aldığı ‘Burn This’, ‘Yak Bunu’ adıyla Toy İstanbul’da sahnelenmeye başladı. Ortak bir kaybın ardından hayatları değişen dört karakteri odağına alan oyun geçen sezon Broadway’de, başrol oyuncusunun Adam Driver olmasının da etkisiyle büyük ilgi görmüştü. Broadway versiyonundan farklı olarak sadece erkek oyuncuya değil, Anna karakterine de önemli ölçüde odaklanan ‘Yak Bunu’nun detaylarını oyunu hem çeviren hem de yöneten Sami Berat Marçalı’dan ve Pale rolündeki Hakan Kurtaş ile Anna’yı canlandıran Büşra Develi anlattı.

 

‘Burn This’ 1987 yılında kaleme alınmış bir metin. Geçen sezon Broadway’in de gözde oyunlarından biriydi. Sizin ilginizi de Broadway’de sahnelenişiyle mi çekti?

Sami Berat Marçalı Aslında metni bana altı sene önce Defne Halman getirmişti. O zaman başka oyunlar öncelikliydi, okumamıştım; sonra tekrar Hakan (Kurtaş) getirdi. ‘İstila’ ekibiyle tekrar oyun yapmayı çok istiyorduk ve üç erkek bir kadınlı bir oyun arıyorduk. Hakan okuyunca çok heyecanlandı, ben çok yükselmedim. Ama Hakan’ın ısrarı devam etti. Tekrar okudum ve baktım ki oyun bir şekilde benimle geziyor. “Neden geziyor?” diye kendime sorduğumda oyunu yapmaya karar verdim. New York’a gittiğimde de oyun tekrar karşıma çıktı ve hatta Hakan’la komik bir mesajlaşmamız oldu, “Ben gönderdiğimde okuma, Adam Driver oynayınca izlemeye git bakalım,” diye. Sonrasında “‘İstila’ ekibiyle değil ama başka bir ekiple bu oyunu yaparız,” dedim ve süreç başladı. ‘İstila’ ekibiyle başka bir oyunumuz olacak.

 

Yine 1987 yılında kaleme alınmış bir oyun olmasından hareketle ‘Yak Bunu’nun 2019’da Türkiye’deki seyirciyi nasıl yakalayacağını düşünüyorsunuz?

Sami New York her anlamda bizim 30 yıl önümüzden gidiyor. O yüzden de oyun bugünün Türkiye’sinde geçiyormuş gibi hissediyorum. Hatta oyunun New York- New Jersey atıflarını ben İstanbul- İzmit’e benzetiyorum. Homofobinin yayılması sonra daha kabul edilmesi gibi noktalar, bana burada geçiyor hissiyatını veriyor.

Hakan Kurtaş Hikayede bir şeylerin zıddıyla anlatılması çok hoşuma gidiyor. ‘Yak Bunu’da da hikaye bir ölüm, yas ekseninde başlıyor. Sonrasında bütün karakterlerin nasıl hayatta kalacaklarına dair yol çizdikleri bir şeye dönüyor. Bir yandan umutsuz gibi gözükürken, diğer yandan kendi kendine umutlarını bulmaya çalışan insanların hikayesi. Bu bana yeni bir fikirmiş gibi geliyor, anlatım dili olarak etkileyici buluyorum. Bunu bir yazarın 1987’de akıcı bir şekilde yapması çok enteresan. Diyaloglarda bile bugünün absürtlüğüne dair şeyler var.

Büşra Develi Ben de oyunun çok zamansız olduğunu düşünüyorum. Ortak yas altında birleşen birkaç hayat var. İnsanların kendi yalnızlıklarını bulması, kendilerinden çok şey öğrenmeleriyle ilgili bir oyun. Bu açıdan çok evrensel bir konu. Bence izleyiciler, bir kaybın ardından herkesin mücadele etme ve kendini bulma biçiminin farklı olduğunu görecek ve hissedecekler. Sami’nin dediğine de katılıyorum, New York bizden bu anlamda daha ileride. Buraya 30 yıl sonra uyarlansa da hikayede hiçbir şekilde boşluk kalmıyor.

 

Ekip nasıl bir araya geldi?

Sami Oyunun ana karakteri Anna’yı okuyup Hakan’la konuştuğumuzda aklımıza direkt Büşra geldi. Zaten birkaç projedir konuşuyorduk

Büşra Teğet geçtik birbirimizi…

Sami Evet ve bu oyundaki Anna’nın tam Büşra’nın oynayacağı bir rol olduğunu ve onun da çok seveceğini düşündüm. Metni Büşra’ya gönderdiğimde “Ne zaman başlıyoruz?” diye beni aradı. Sertan (Erkaçan), bir arkadaşımın tavsiyesiyle ekibe dahil oldu. Toprak (Can Adıgüzel) seçmelerle geldi. Hem Toprak hem de Sertan rollerine çok yakıştılar. Onlara gönül rahatlığıyla bu rolleri emanet ettim.

 

Anna ve Pale’i nasıl tanımlarsınız? Sizce ortak kayıpları ikilinin yakınlaşmasında nasıl bir rol oynuyor?

Büşra Bence her ikisini de birleştiren tek şey ortak kayıpları Robbie. O olmasa birbirleriyle hiç karşılaşmazlardı muhtemelen. Anna’dan bahsedecek olursam, dansçılarda 30 kritik bir yaş. Artık dans edemiyorsun ve koreografi yapman lazım. O da herkesin becerebildiği bir konu değil ve aslında ortada yeniden bir meslek edinme meselesi var. Anna da tam böyle bir dönemde yani mesleki olarak zor bir yerdeyken, Robbie’nin de desteğiyle dans kariyerini sürdürmüş bir insan olarak bu kaybı en çok hisseden kişi oluyor. O yüzden onun dağılışı da hepsinden farklı oluyor.

Hakan Evet, Robbie’nin kaybı ikisini karşılaştıran şey ve o kaybın boşluğunu birbirleriyle doldurmaya çalışmıyorlar. Aksine o boşluğun hissini yaşayıp onu paylaşmaya çalışıyorlar. O yüzden de Anna ve Pale dürüst bir iletişim kuruyor. Bu boşlukla mücadele eden halleri de belki o dinamiğin içinde birbirlerine çekici geliyor ve başka bir boyuta geçiyorlar. Bu da yeni ve farklı bir bakış açısı. Günümüzde genelde kendini iyileştirmek için boşluklar doldurulmaya çalışılır ama burada o yok. Pale’e gelirsek, birilerinin söylediği şeyleri geçekleştirmeye çalışmaktan artık vahşileşmiş ve düzen insanlarında nefret ettiği şeyleri kendinde gördüğü için de kendine öfkelenmiş bir adam. Kardeşi Robbie’ye istediği gibi sevgi gösterememiş ve bunu itiraf edemiyor.

Büşra Günümüz kadınlarında kariyer yapma isteği söz konusu ama anne olmalarına dair bir baskı da var. Bu baskıyı Anna da hissediyor. Aslında çocuk istemiyor ama dışarıdan gelen baskıyla istemesi gerektiğini düşünüyor. Kadınların bu anlamda da kendilerinden çok şey bulacağı bir nokta.

 

Anna ve Pale’i oynamak oyunculuk anlamında size neler kattı?

Büşra Sami’nin hepimizin içinden çıkardığı şeyler var. Bizi bazen isyan ettirecek kadar zorladı. Bizim için imkansız olana ulaşmamızı sağlıyor. Kendimizi çok rahat bırakabiliyoruz, tüm bu süreçte kendini bir anda kaybedip başka bir anda keşfediyorsun. Provalar esnasında algılarımın çok açıldığını düşünüyorum. Bir okul gibi oldu benim için.

Hakan Kurtaş: Samimi bir iletişimimiz var. Fikir ve hayal ortaklığı ve tüm denemelere açık olma hali pratikte yorucu ama oynarken her şeyi denemiş olmanın rahatlığıyla karaktere hakim olduğunuzu görüyorsunuz. İçi boş bir öz güven olmuyor o zaman. Sami ve herkese göre en iyisini çıkarmaya çalışmak çok yorucu ama hikayenin de hak ettiği bir şey bu. Yorulmadan hikaye anlatmak kolaycılık oluyor. Diğer yandan da karakterle ilgili ben her provada farklı bir hayvan fark ediyorum kendimde. O içgüdünün baskın olduğu bir karakter Pale ve onu ortaya çıkarmak beni besleyen bir şey.

 

Manhattan’da olduğumuzu hissettiren bir reji mi yoksa daha zamansız bir reji mi izleyeceğiz? Karakterleri nasıl ele aldınız?

Sami Zamansız ve mekansız bir reji izleyeceğiz. Manhattan’ı atmadık ve isimleri değiştirmedik ama izleyen kişinin Manhattan’daki bir daireye gitmesini beklemiyoruz. Bunun buradaki seyirciye bir şey demediğini düşünüyorum. Zaten direkt uyarlama yapacaksak, yaratıcılık nerede sorusu gündeme geliyor. Evi de üç arkadaşın yaşadığı herhangi bir ev olacak şekilde tasarlamak istedik. Karakterleri ele alırken de biraz daha derinleşmeye baktık. “Robbie’nin ölümüyle hayatımızda neler değişiyor ve ne kadar kayboluyoruz?” sorularına odaklandık. Gerçekleri söyleyip sonra ‘Yak Bunu’ diyerek hayatımıza devam mı edeceğiz?

 

Peki, ‘Yak Bunu’nun aklınızda en çok kalan repliği nedir?

Büşra “Hayatımın yarısı dine söverek, diğer yarısı da park yeri arayarak geçiyor.”

Sami Benim birkaç tane var. “Robbie’nin fotoğraflarını ne yapacaksın?” dedikleri an örneğin. Bir de Anna ve Pale’in sahnesinde “Sen onu gerçekten ne kadar tanıyorsun Pale?” diyor Anna. Bu, hayatı sorgulatan bir soru.

Büşra Bir de “Üçümüz ne kadar farklı hayatlar yaşamışız” repliği var.

 

Oyun Broadway’de bir seneden daha az bir süre boyunca sahnelendi. Burayla karşılaştırdığınızda bu süre size nasıl geliyor?

Sami Evet ama haftada neredeyse 10 oyun oynuyorlar. Biz burada en az üç sezon oynayıp hikayemizi anlatmak istiyoruz. Ama ben Broadway prodüksiyonunu beğenmedim. Bir de Broadway prodüksiyonu aşk ilişkisine odaklanmış haldeydi. Biz ise yalnızlık güzellemesi yapıyoruz ve Anna’ya odaklanıyoruz. Broadway prodüksiyonunda sadece Adam Driver’la ilgileniyorlardı ama ben oyunu ele alırken daha çok Anna’yı düşündüm, ona odaklandım.

Oyun tarihleri için bkz. toyistanbul.com

 

You may also like

    Advertising