0 Beğen
Kaydet

BuluTiyatro ve Emek Sahnesi ortak yapımı ‘Babil' oyuncularıyla konuştuk

BuluTiyatro ve Emek Sahnesi ortak yapımı ‘Babil’, prestijli bir konut projesi inşaatında yaşanan bir işçi ölümünü odağına alarak toplumun yaralarına dokunuyor.

Murat Tekin

İşçi ölümlerinin en çok yaşandığı sektörlerden biridir inşaat. İşte bu sektörün inşa, temizlik ve satış süreçlerini, Ahmet Kaya şarkılarıyla harmanlayan, yüreğimizin ortasına taş gibi oturan bir hikâye Ebru Nihan Celkan’ın ‘Babil’i. Zamanla birer rakama dönüşen işçi ölümlerini, taşeronlaşmayı, kadın haklarını, ağaç katliamlarını, atanamayan öğretmenleri yine kalemini korkak alıştırmadan hatırlatıyor bize. Gündemin ortasına bomba gibi düşmesi gereken, ama sessiz sessiz yaşanmaya devam eden acıları sahneye taşıyor. Farkındalık yaratmaya çalıştığı konu da, ‘Babil’i bir tiyatro oyunundan fazlası kılıyor. Bir insan öldü diye durmayan hayatı, bir saat için bile olsa durdurmayı başaran oyunu yazarı-yönetmeni Ebru Nihan Celkan ile oyuncuları Pınar Yıldırım ve Deniz Celiloğlu’ndan dinledik.

Kalabalık ve güçlü bir ekibi var ‘Babil’in. Emek Sahnesi ile BuluTiyatro’nun bir araya gelmesi nasıl oldu?

Pınar BuluTiyatro, sabit oyuncuları olmayan bir ekip, Emek Sahnesi’nin de en büyük ihtiyacı yazar ve yönetmen. Daha ne olsun?

Ebru Tiyatro, günümüzde beraber çalışma iradesinin en fazla gösterilebildiği alanlardan biri. Birlikte çalışma meselesi önemli bir konu. Birbirine saygı duymaktan, birbirini anlamaya çalışmaktan bahsediyorum. Emek Sahnesi ve BuluTiyatro ortaklığı da böyle bir şey. Kolektif olmaya doğru hareket ettiğinizde, elin üzerine el koyabildiğinizde daha değerli.

‘Babil’ nasıl ortaya çıktı?

Ebru İş cinayetleri çoğumuz için yalnızca birer flaş haber. Hayat devam ediyor hâlbuki. Doğrusal ve birbirinden bağımsız çizgilerden değil, birbirine değen çizgilerden oluşuyor hayat. Ben de “İşçiler öldükten sonra ne oluyor?” sorusu üzerine düşünürken, inşaatların veya öldükleri tesislerin süreçlerinin devam ettiğini gördüm. Peki, sonra? O inşaatlar bitiyor ve birtakım insanlar o evleri alıyorlar. O evlerin hikâyelerinden, ortaya çıkışlarında hangi bedellerin ödendiğinden habersizler belki de.

Belki de bir kabulleniştir bu bahsettiğin.

Ebru İş cinayetlerinden haberdardırlar belki ama kendi satın aldıkları evde gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyor olabilirler. İnsan olarak kötü şeyleri kendimizden uzak tutmak gibi bir handikapımız var. Sanki bizimle bir alakası yokmuş ve bağımsızmış gibi. ‘Babil’ biraz bunun peşinde. Olan bitenden bağımsız değiliz. Yaptığımız her eylemin her hareketin başka bir yerde bir sonucu var. ‘Babil’ de böyle ortaya çıktı. “İş cinayetleri oluyor, peki ya sonra?” diye sorabilmek için.

Hepimiz bir şekilde yaşananları kendimizce normalleştiriyoruz.  Ölen işçinin karısı da hayatına devam etmek zorunda, o evi satın alan savcı da. Oyunda da toplumun her kademesindeki bu insanları görebiliyoruz. Siz kime hitap ediyorsunuz bu oyunda?

Deniz Önemli olan, değişime ön ayak olacak insanların bunu duyması. Kimin daha çok gücü varsa, en sonunda bu evleri kim satın alıyorsa, işte onların mesajı alması önemli. Onlar yaratabilirler gerekli farkındalığı. Zaten oyunun üçüncü epizodu onlara dikkat çekmek için var. İlk epizotta o binaları var eden işçiler, ikincisinde ise binaların temizlikçileri ön planda. Ne olursa olsun düzen onlara muhtaç. Ama o muhtaçlığı üçüncü epizotta karşılaştığımız, o evleri satın alan insanlar meşrulaştırıyor. İster varsaysınlar, ister bu binalar yapılırken ne bedeller ödendiğinden haberleri olmasın, onlar meşrulaştırdığı sürece muhatap da onlar bence. Kimse onlara dur demedikçe, o inşaatlar bitmeye, işçiler de o koşullarda çalışmaya devam edecek. Bu sistem böyle.

Pınar Oyunu seyreden bir arkadaşım “Daha dün eşimle şu siteye bakalım, şu binadan daire satın alalım gibi cümleler kuruyorduk. Şimdiyse bundan dolayı kendimden utanıyorum,” dedi. Sanırım gerçekten de o kesime hitap ediyoruz.

Ebru Meramımız o evler yapılmasın ya da satılmasın değil. Mesele şu soruları sormak: “Ben satın aldığım ev için ödenen bedelden haberdar mıyım? Haberdarsam bunun için ne yapıyorum?” Pratik hayatta şunu da sorabilirsiniz: “Bu evin inşaatında işçiler öldü mü?” Bu soru bile farkındalığı başlatmak için yeterli bence. Bu soruyu soran kişi sayısı arttıkça, cevap verme yükümlülüğü de artacaktır. Cevap verme yükümlülüğü de sorumluluğu getirecektir. Bu kadar basit aslında. Amaç bu soruyu sordurmak.

Bahsedilen sorun hayli katmanlı olunca yeterince derinleşememiş sanki hikâye. Bir şeyler eksik kalmış gibi. Hep kısalsın deriz ya, bu oyun uzasa keşke.

Deniz Benzer yorumları ben de duydum. Derinleşemediğimizi düşünenler de oldu, aksini söyleyenler de… Ancak her zaman sahnede derinleşmeye gerek yok. Gördüğün kadarıyla boşlukları sen doldurursun bazen. Metin ya da reji derinleşmiyor görünebilir; ama bence ‘Babil’in izleyiciyi, göstermediklerine doğru bir yolculuğa çıkarıp kendi içinde derinleşmeye götüren bir metni var.

Pınar Biz bir olay gösteriyoruz, odağımızda Umut’un hikâyesi var. Ama bunun Ali’si de var, Fatoş’u da. O kan parasını alan, görmezlikten gelen… Biz hemen her hikâyenin böyle başladığını gösteriyoruz. Gerisi seyircinin vicdanında.

Ebru Burada amaç insanlara, “Nasıl bir istila altında olduğumuzu görüyor musun?” diye sormak. “Sadece sen istila altında değilsin beyaz yakalı, işçi, ya da kadın. Hepimiz bir şekilde çok ciddi bir istila altındayız. Ve eğer yan yana gelmez ve kendi yaşam alanımıza sahip çıkmazsak bu istila büyüyecek ve o zaman şimdi duyduğumuz haberleri de duyamayacağız,” diyebilmek. Şu anda en azından bu insanların başına gelenlerden haberdarız.

Yorumlar

0 comments