Kesişen hayatlar

Sezonun en iyi kotarılmış oyunlarından biri olan DOT imzalı ‘Sesin Resmi’ni ekibinden dinledik. Hande Sönmez

Advertising

‘Sesin Resmi’ dokunaklı hikayesiyle seyirciyi derinden etkiliyor. Yazmaya olan inancını kaybetmiş oyun yazarı bir kadın ve resim çizerek kendini hayatın şiddetinden korumaya gayret eden bir erkeğin karşılaşmasını sahneye taşıyan eseri oyuncular Esra Bezen Bilgin, Yağız Can Konyalı ve yönetmen Mert Öner anlattı. 

Kieran Hurley tarafından kaleme alınan ‘Mouthpiece’ eserini Türkçeleştirirken ‘Sesin Resmi’ ismini neden seçtiğinizden başlayabilir miyiz?

Mert Öner Oyunun ismini seçmek sanırım en zorlandığım süreçti. Çünkü ‘Mouthpiece’ İngilizce olarak hem ‘sözcü’ hem de ‘ağız eseri’ gibi çift anlamla algılanabiliyor ve yazarın amacına çok iyi hizmet ediyor. Ne yazık ki dilimizde böyle bir sözcük yok. Ama yazarın amaçladığı bu çift anlamı korumayı çok istedim. Arat’ın resmine verdiği isim olması da diğer bir zorluktu. ‘Sesin Resmi’ bu çok katmanlı zorunlulukların içinde gerek oyunun hikayesini, gerek karakterlerin yolculuğunu, gerekse tiyatronun yapısını en çok destekleyen isim olduğu için tercihimiz oldu.  

Oyunu İstanbul’a uyarlama fikrinin ortaya çıkışından biraz bahsedebilir misiniz? Mekan ve isimlerin adaptasyonu dışında özellikle dikkat ettiğiniz unsurlar nelerdi?

Mert Oyunu ilk okuduğum anda düşündüğüm uyarlama fikri, çevirmenimiz Mehmetcan’ın [Mincinözlü] ve genel sanat yönetmenimiz Murat Daltaban’ın da aynı fikirde olduğunu duymamla hayata geçti. Bizim topraklarımızda da bu hikayenin gerçekliğinin çok güçlü olması, seyircinin de izleyici olmaktan öte bu öyküye tanıklık etmesini istemem sebebiyle uyarlamayla yolumuza devam ettik. Şehir oyunun görünmeyen üçüncü kişisi bence. Mekanlar, karakterlerin isimleri dışında ise bizi en çok zorlayan Arat karakterini uyarlamaktı. İskoç gettosundaki genç çocuğa, bizim sosyo-kültürel ve ekonomik çerçevemizde gerçeklik ve boyut kazandırmak birincil amacımız oldu. Diğer önemsediğimiz şey ise dil elbette. İki farklı dünyanın kendine ait rengi, ritmi ve sözcük seçimlerini çok önemsedik. 

Saye ve Arat’ın birbiriyle olan ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

Esra Bezen Bilgin Karşılaştıkları andan itibaren birbirlerini değiştiren, dönüştüren, geliştiren iki ‘öteki’nin aşk hikayesi.

Yağız Can Konyalı Birbirlerine tam da ihtiyaç duydukları bir zamanda karşılaşan iki farklı hayat. İlişkileri sona doğru ilerledikçe ikisi de başladıkları kişiler değiller. 

Oyunu ilk okuduğunuzda karakterlere dair edindiğiniz izlenim ve oyunun son hali arasında fark var mı?

Esra Karaktere yaklaşımım ve bakışım oyunu okuduğum andan itibaren değişmedi açıkçası. Ancak tabii ki prova sürecinde Mert’in yönlendirmeleri ve Yağız’ın Arat’ı ile birlikte derinleşti ve boyut kazandı.

Yağız Oyunu birlikte okuduğumuz ilk okuma provası ve seyirciyle buluştuğumuz ilk an arasında çok büyük farklılıklar olduğunu söyleyemem. Masa başı çalışmamız epey uzun sürdü ve karakterleri derinlikle çalıştık. Hep ortak fikir ve yaklaşımdaydık.  Ama tam tavrını bulmam genel provaya kadar sürdü. 

‘Sesin Resmi’nin sizde uyandırdığı en yoğun duygu ne?

Esra Bambaşka nedenlerle yalnızlaşmış, farklı sosyal sınıflardan, farklı yaşlarda bir kadın ve erkeği yakınlaştırması, ortak bir hayalde birleştirmesi ve sonunda bizi baş başa bıraktığı soru beni etkiliyor. Ayrıca Saye’nin bir oyun yazarı olarak sektörüne nasıl yabancılaştığını ve zamanla nasıl dışında kaldığını anlattığı bölüm teksti okuduğum ilk anda beni çarptı. Bütün meslek gruplarına uyarlanabilecek, herkesin kariyerini gözden geçirdiğinde kendi sektöründen bir şeyler bulabileceği bir bölüm o.

Yağız Duygu olarak tam tanımlayamasam da, oyunda Arat’ın söylediği cümleyle açıklayabilirim hissimi: “Herkes birlikte yaşıyor bu şehirde, aynı oyunu oynuyorlar ve ne kadar bir arada olduklarını aslında görmüyorlar.” Bu replik çok etkiliyor beni.

Mert Aynı şehirde aynı iklimde bu kadar farklı iki yaşamın yan yana gelmesi ve kurulan pür dostluk ve sevgi derinden etkiliyor beni. Metni elimden bıraktığımda iki karakteri de o kadar sevmiş, o kadar derinden hissetmiştim ki, bu hikayenin anlatıcısı olmaya hemen o an karar verdim. Oyunu çalışmaya başladıkça her şey elbette daha da derinleşmeye başlıyor. Beni çok heyecanlandıran diğer yan ise tiyatro ve sanatı sorgulaması. Yaptığımız işin mutfağını, zorluklarını, bizi nasıl değiştirip dönüştürdüğünü seyirciye gösterebilmek, üzerine düşünmelerini sağlayabilmek de çok değerli

Oyunculuk kariyerinizde Saye ve Arat nasıl bir yerde duruyor? Karakterlerle ilgili hisleriniz neler?

Esra Saye karakterinden ziyade ekip olarak karaktere yaklaşımımız benim için özel bir yerde duruyor. Her oyunda olduğu gibi karakterler bambaşka tercihlerle, türlü şekillerde yorumlanabilir. Özellikle Mert, Yağız Can ve Mehmetcan ile ilk buluşmamızda hepimizin Saye’yi aynı şekilde algıladığını gördüm. Bu büyük bir lükstü. Hem oyunla hem de karakterle ilgili ortak dilimizi çabuk kurabilmek bana hemen zaman, hem de konfor kazandırdı.

Yağız Arat ve oyun, yolculuğumda ve kariyerimde bana eşik atlattı. İlk okuduğumda da çok sevdiğim bir karakterin böylesi bir süreçten sonra, her oyunda derinleşmesi beni çok heyecanlandırıyor. 

Mert, Yağız ve Esra olarak sizler iyi olacağını hissettiğiniz bir eser oluşturmak adına oyundaki Saye gibi davranır mıydınız? Yani bir başkasının hayatını hikayeleştirme konusunda bir sınırınız olur muydu?

Esra Heyecanıma ve isteğime yenilip sınırımı zorlar mıydım, aşar mıydım bilemiyorum. İster istemez yazdığınız şeyin başkasının hayat hikayesi olmaktan çıkıp sizin sanat eserinize dönüştüğünü düşünmeye başlıyorsunuz. Bu anlaması zor bir şey değil benim için. Yanılsama, sınırlarını bilememek, haddini aşmak üzerine tartışma açılabilir ama kötücül bir şey olduğunu düşünmüyorum burada. Ancak ortada hassas bir ilişki ve hikayesinin bu şekilde anlatılmasını istemediğini net bir şekilde söyleyen bir taraf var. Bir insanı ne kadar incittiğimi gördükten sonra inat etmezdim ben. Ya istediği yönde değişiklik yapardım ya da tamamen vazgeçerdim. Ama uçurumun kenarına gelecek kadar büyük bir boşluk yaşamadım ben işimle ya da yaşantımla ilgili. İnsan psikolojisinin hangi şartlarda neye dönüşeceğini, yaşamadan kestirebilmek çok zor.

Yağız Kesinlikle Saye’yi anlıyorum ve sanırım onun gibi davranırdım. Ben Saye’ye çok hak veriyorum bir oyuncu olarak. Sınırlar bulanıklaşıyor artık bir yerden sonra, planlanarak gidilecek bir yol değil bence bu, sonunda yolun iyi de kötü de hayata dair.

Mert Bir sanat eserinin ilhamı olan duygu ya da fikir, o duyguyu ya da fikri yaşayana mı aittir yoksa duyulmasını sağlayan sanatçının mı? Başkasının sesi olmak sizi hikayenin sahibi yapar mı? Bu sorular çoğaltılabilir ve üzerine uzun uzun tartışılabilir. Tiyatronun, sanatın gücü de burada saklı zaten. Kesin kararlara ve yargılara birebir yaşanmışlık taşımadan ulaşmayı doğru bulmuyorum. Mert olarak bu nedenle kesin ve net bir karar vermem mümkün değil. Yönetmen olarak ise Saye’yi de Arat’ı da anlıyorum, ikisine de hak veriyorum. Taraf tutmadım oyunu yönetirken, bunun doğru olduğuna da inanmıyorum. Herhangi bir fikir ve duygu üzerine seyirciyi manipüle etmek yerine, seyircinin anladığı ve hissettiğine alan bırakmak öncelikli niyetim.  

Oyunda Arat “Herkesin hikayesi yok, bazılarımızın hayatları vardır,” diyor. Siz ne kadar katılıyorsunuz buna?

Yağız Herkesin hikayesi de var hayatı da. Her hayatın bir hikaye olduğuna inanıyorum. Bazıları anlatılıyor, bazıları anlatılmıyor.

Mert Arat, oyunun başlarında kuruyor bu cümleyi. Ya anlatılacak kadar kıymetli bir hayatı olduğuna inanmıyor ya da kendi zorlu hayatını kendisine başlarda romantik bir yaklaşım gibi gelen ‘hikaye’ sözcüğünün içine sığdıramıyor. Ama oyunun sonuna yaklaştığımızda fikri değişiyor ve kendi hikayesinin iplerini eline alıyor. Her hayatın, her kişinin kıymetli, tek ve biricik olduğuna inanırım. Her hayatın da anlatılmaya değer bir hikaye olabileceğine. Zira ne kadar başka hikayelere kulak verirsek o kadar çoğalır ve büyürüz. 

9, 10, 11, 30, 31 Ocak, DotKanyonda, 21.00, 50-90 TL, go-dot.org

 

 

Tavsiye edilen
    İlginizi çekebilecek diğer içerikler
      Advertising