‘P*rk’ tiyatro oyunu ekibiyle röportaj

ikincikat yaralarımıza ve hafızalarımıza dokunan ‘P*rk’ ile kapatıyor sezonu. Y kuşağının tutunamama hikâyesini konu alan oyunu yaratıcılarına sorduk.
Advertising

Gezi Parkı’nda yükselen Y Kuşağı’nın sürpriz çıkışı ve ortalık durulmaya başladığında düştüğü ruh hali iyi bir araştırma konusu olabilirdi şüphesiz. ikincikat ekibi de bu konuya kayıtsız kalmamış ve ‘P*rk’ı yaratmış. Kaleme aldığı içe dokunan metinleri ve başarılı rejileriyle tanıdığımız Sami Berat Marçalı’nın elinden çıkma ‘P*rk’ta, Barış Gönenen, Uğur Uzunel ve Heves Duygu Tüzün’ü sahnede izleme şansı yakalıyoruz. Marçalı, Gezi’deki sayısız insan figürü içerisinden üç tanesini seçiyor kendisine. Can ve Deniz, ortamı görmeye gelmiş, tüm korkularına rağmen kendilerini olaylarda ön saflarda bulmuş iki yakın arkadaş. Parkta tanıştıkları, Londra’da gençlik hareketleri üzerine tezini yazan ve olayları duyar duymaz Gezi’ye gelen Tuğçe de onların hayatını değiştirecek kişi belki de. Ütopyanın yıkılmasından bir süre sonra Can ile olaylarda gözünü kaybeden Deniz’in ‘bu ülkede yaşanmaz artık’ diyerek Londra’ya kaçması ve orada yaşadıkları duygular hikâyenin özü aslında. Dokunmak istediği konu bakımından övgüyü hak ediyor ‘P*rk’. Ancak Gezi üzerinden kurgulanmasına rağmen ona teğet geçiyor; oyunu izlerken metnin derininde başka şeylere tutunuyorsunuz. Gezi, tam da dedikleri gibi sadece bir araç. Başarılarına alıştığımız ve çoğunlukla yoğun duygularla ayrıldığımız ikincikat oyunlarının biraz altında kalsa da Marçalı bu durumu “Seyirci tatminsiz ayrılsın istedim, finalini defalarca değiştirdik bu duyguyu verebilmek için.” diyerek açıklıyor. Oyunda sıkça duyduğumuz ‘Across The Universe’ melodisi, Jesse Gagliardi’nin fonksiyonel dekorunun her değişiminde içimize umut oluyor. Güzel havalar ile içimizin açıldığı bugünlerde konusu itibari ile biraz karamsar bir oyun belki ama hem hatırlattıkları hem de Barış Gönenen’in etkileyici oyunculuğu sebebiyle yolunuzu bu ay ikincikat Karaköy’e mutlaka düşürmenizi öneriyoruz.

Yine bir sezon sonu oyunuyla karşımızdasınız. Nedir bu son dakika oyunlarınızın sırrı?
Sami Berat Marçalı Bu sezon geçen yazki projemiz ‘Yarının Oyunları’ndan kalanlar devam etti. ‘Üst Kattaki Terörist’ ve ‘Fü’ de geçen senenin oyunlarıydı. Yani bu sezon yeni oyun yapmadık. Çevremizde de yeni oyun yapılmıyor algısı oluşmaya başlamıştı. Ama aslında biz bu mevsimi seviyoruz. Nisan, baharı selamlayan güzel bir ay oyun çıkarmak için. Önümüzdeki sezona da hazırda oyun bırakabiliyoruz böylece.

İki sene sonra neden Gezi’den yola çıkan bir oyun yapmak istediniz?
SBM Tam bir Gezi hikâyesi denemez. Gezi sonrası hikâyesi… Bu aralar ‘buralardan gitmek’, üzerine çok fazla konuştuğumuz bir konu. Ülkeyi terk etmek üzerine sık sık tartışıyoruz, çevremizdeki birçokları gibi. Böyle bir sıkıntı varsa kaynağını araştırmak gerek diye düşündük. Oradan yola çıktık. 

Bu bir ‘Gezi neydi?’ oyunu değil ama sanki. Nedir hikâyesi ‘P*rk’ın?SBM Tutunabilmek... Yaşama nasıl tutunuyoruz, özgürlük söz konusu olduğunda nasıl davranıyoruz soruları üzerinden gençleri hedef alan bir hikâye. İlla Gezi olmak zorunda değil. Evrensel bakıyorum oyuna. Yaşanılan herhangi bir olay insanlara birçok şey için birçok sebep vermeye başlıyor. Buradan yola çıktım. Oyun başka bir zamanda da geçiyor olsa aynı yere varırdı. Hayal kırıklığı, yaptıklarının karşılık bulamaması, 30’lu yaş civarındaki insanların özgürlüğe bakışı ve yaşamlarını devam ettirebilmeleri üzerinden bir hikâye. Gezi oyunu olarak biz de lanse etmek istemiyoruz. Gezi’yi anlatan bir oyun hiç değil. 

Oyunun isminin ‘P*rk’ olması algıyı oraya yönlendirmez mi sizce?Heves Duygu Tüzün Her ne kadar öyle olmasını istemesek de seyircide ‘bu bir Gezi oyunu’ ön yargısı oluştu ne yazık ki. Gezi sırasında da, Gezi’den sonra da onu anlatan çok sayıda iş yapıldı. Ama onlarla kıyaslamamak lazım bugünü. Onların yapımında hüküm süren farklı bir psikolojiydi. Ama bütün hayat o günlerdeki gibi geçmeyecek, bunu bekleyemeyiz. Bu oyun da böyle beklentilere sahip bir oyun değil. Gezi, oyundaki üç karakterin kesişmesi için bir araç sadece.

SBM Evet o oyunlar yapıldı ama birçoğu gerçeği yansıtmıyor bence. Yüksek enerji ile yapılmış işler gibi geliyor bana. Yaşam akıp gidiyor, hiç kimse o noktada kalmadı. Giderek unutuluyor her şey. Hiroşima’da bile büyük patlamadan bir yıl sonra herkes olayı unutmuş. Bununla ilgili de ‘Hiroşima Sevgilim’ diye bir film yapılmış hatta. Ne kadar kolay unutabildiğimizi, hafızamızın ne kadar silinebilir olduğunu çok güzel gösteriyor.

Oyunda gözünü kaybeden bir karakter var. Nasıl kaleme aldın yaşadıklarını, görüştün mü kimseyle?
SBM Bu konu üzerine yazılmış kitapları, röportajları okudum, belgeselleri izledim. Onların hayata devam edebilme şekli üzerine bir izlenim edindim ve öyle yol aldım.

Heves, oyuna hazırlanmak sana neler hissettirdi?
HDT Hepimizin içinde barışamadığı şeyler var ve nereye gidersek gidelim onlar da bizimle. O nedenle yaşadığım şeyi sahneye taşımaktan ziyade oyunun bu tarafıyla ilgilendim. Bizim kuşağın üzerine çökmüş olan şöyle bir şey var: Biz buranın değişeceğine inandık ama burası değişmez. Oysa buranın şartları böyleyken bununla kavga edip neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Ancak böyle devam edilebilir hayata. Öteki türlü mutsuzluk kaçınılmaz.

Üç karakter de birbirine çok tezat. Nasıl oluştu karakterler?
SBM Karakterleri oluştururken semboller kullanmayı seviyorum. Bu oyunda da ay, güneş, yıldız üçlüsünü ele aldım. Bütün karakterleri onlar üzerinden değerlendirdim. Onları olabildiğince çatıştırmaya çalıştım, uzaklaştırdım birbirinden. Toplamda baktığımızda üçü de bir tek şey oysa; şizofren bir insan gibi…

Bol bol flashback izliyoruz oyunda. Zamanla ilgili de dertleriniz var sanki.
SBM Oyunun en sevdiğim taraflarından biri içinde zaman kayması olması, zaman algısının kaybolması... O nedenle kurgularken, zamanla sahne içerisinde de oynamak, zamanı hızlandırmak ya da yavaşlatmak istedik ama seyirciyi sıkacağından korktuk. Metinde ve oyunun genelinde eksen ve zaman kayıyor; bu da bana ayaklarımızın altından zeminin kayışını hatırlatıyor. O nedenle de o çocukların ayakları yere sağlam basamıyor. 

Advertising
This page was migrated to our new look automatically. Let us know if anything looks off at feedback@timeout.com