0 Beğen
Kaydet

Serkan Keskin röportajı

Oyuncu Serkan Keskin ile Semaver Kumpanya hayatından, yeni oyunları ‘Cimri’ ve ‘İçerdekiler’e uzanan bir söyleşi için Kocamustafapaşa’daki ‘ev’lerinde buluştuk.

Mete Çarkcı

Işıl Kasapoğlu İle Akademi İstanbul’da başlayan öğretmen-öğrenci ilişkilerini Semaver Kumpanya’da devam ettiren ve 14 senedir tiyatro yapan Serkan Keskin dur durak bilmiyor. Bu sezon tam beş oyunda rol alıyor Keskin. ‘Cimri’ ve ‘İçerdekiler’, Semaver Kumpanya’nın bu sezon prömiyer yapan iddialı oyunları. Semaver Kumpanya’nın ruhuna uygun olarak yılların usta isimlerini genç, dinamik bir ekiple buluşturan ‘Cimri’, enerjisi yüksek bir iş. İlk defa yönetmen koltuğunda gördüğümüz Tansu Biçer, Keskin ile birlikte Molière’in Harpagon karakterine bakış açımızı değiştiriyor. Seyircinin empati kurabileceği bir Harpagon izletiyorlar bize. 

Geçtiğimiz ay prömiyer yapan, Melih Cevdet Anday’ın yazdığı ‘İçerdekiler’ ise suçu kanıtlanmamasına rağmen 345 gündür tecritte tutulan bir mahkumun hikâyesini anlatırken bize “Zaman hiçbir şeyi değiştirmiyor mu gerçekten?” dedirtiyor. Yönetmenliğini Volkan Sarıöz’ün yaptığı ‘İçerdekiler’, oyuncu kadrosuyla da övgüyü hak ediyor. Sahnede Keskin ile beraber Nihal Yalçın ve Mustafa Kırantepe’yi izliyoruz. Her iki oyun da Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nda sahnede; şimdi söz Serkan Keskin’de.

Semaver Kumpanya’nın kuruluşunun üzerinden 14 yıl geçti. Nasıl gidiyor her şey?
Son dört-beş yıldır gözle görülür bir yükseliş var. Seyirciye klasik oyunlar izletebilme iddiamız vardı. Şu anda hem ‘Kuşlar’ hem de ‘Cimri’ çok iyi gidiyor. İstanbul’da bir özel tiyatro olarak sahneye Aristofanes ve Molière oyunları koymak kolay bir şey değil. Salonu dolu tutabilmek zor. Emeğimizin karşılığını görmek bizi umutlandırdığı gibi sorumluluğumuzu da artırıyor.

Tiyatronun nabzının attığı semtlerden uzakta, Kocamustafapaşa’dasınız. Nasıl bir his?
Burası 42 yıllık bir tiyatro. Bizden öncekilere kıyasla farklı işler yapıyor olsak da buranın bir geleneği var. Işıl Hoca (Kasapoğlu) Çevre Tiyatrosu’ndan bahsettiğinde, “Ama uzak,” demiştik. Tabii önemli olan buraya gelişimizi insanlara duyurabilmekti. Zamanla tanınıp sevildik. Taksim’de tiyatronun yükselişe geçtiği dönemde zordu burada olmak. Ama süreklilik ve iddia bizi bugüne getirdi.

Her oyun öncesi yemekleri aranızdan biri yapıyor. Bir aile gibisiniz.
Işıl Hoca’nın burayı kurarken bize öğretmeye çalıştığı bir şeydi bu bahsettiğin. Bir görev ya da ritüel değil yaptığımız, gerçekten burada yaşıyoruz biz. Oyundan önce işi olmayan yemeği yapıyor, birlikte yiyip işe gidiyoruz. Yirmi kişi oyun öncesi dışarıdan yemek söylemeye kalkacağımıza imkânlarımızı kullanıyoruz.

Bu sezon ‘Metot’, ‘Kuşlar’, ‘Cimri’, ‘İçerdekiler’ ve ‘Nasrettin Hoca Bir Gün’ ile sahnedesin. Turneler, televizyon ve sinema projelerin de devam ediyor. Zor olmuyor mu?
Yapabildiğimi düşündüğüm tek meslek bu. Ve sanıyorum bu duygu bizi ayakta tutuyor. Burada yirmi kişiye de oyun oynadım. Salonu doldurduğumuzda anlıyoruz ki ortak noktada buluşabildiğimiz insanlar var. O yüzden fiziksel anlamda yorgunluk çok zorlamıyor. Ülkede yaşananların yorgunluğu ise bambaşka... Evet, dünyayı kurtarmıyoruz, ameliyat yapıp insanları da. Ama kendimizi eğlence sektörünün bir parçası olarak da görmüyoruz. O nedenle yaşanan olayların sonunda oyunu iptal edip etmeme sorusu allak bullak ediyor bizi. Seyirci geliyorsa biz oynuyoruz. Oyunu iptal etmek değil önemli olan, burada beklemek ve gelen insanlara “Biz buradayız ve oynuyoruz,” diyebilmek gerek.

‘Cimri’ nasıl girdi repertuvarınıza?
Kendi aramızda hep konuştuğumuz bir oyundu. Zamanı geldi dedik. Önemli bir klasik. ‘Hâlâ ‘Cimri’ mi?’ diye soruyorlar bazen. Evet, hâlâ ‘Cimri’.

Aynı değil aslında, karşımızda modern bir ‘Cimri’ var.
Çok güçlü bir metin. 350 yıldır dünyanın her yerinde hâlâ oynanıyorsa zaten gücü bellidir. Ayrıca çok teatral ve ekip ruhuna uygun. Ne metni kırptık, ne kelimelerle oynadık. Çeviriye birebir uyduk. Cimri bir adam var, kötüdür, parayı çok sever, etrafındakilere kötü davranır... Biz oturup “Kim haklıdır?” sorusunu baştan masaya yatıralım istedik.

Aslında herkes haksız.
Parası olan bir adama parasını çalarak ders vermek ve böylece istediğine ulaşmak… Bu şekilde baktığımızda sadece Cimri kötü değil. O kötü adamı eleştirirken biz ne yapıyoruz? Parasını çalıp tehdit ediyoruz. Salt kötü, yaşlı, bağırıp çağıran bir Cimri de oynamıyorum. Daha sıradan bir adam sahnedeki. Seyirci Harpagon’a hak vermese de “Bir dinleyelim bakalım neymiş derdi?” ya da “Doğru da söylüyor bazı yerlerde,” desin istedim. 

Tansu Biçer’in ilk yönetmenlik deneyimi. Nasıl oldu bu buluşma?
Yıllarca beraber çalıştık, paylaştığı fikirlerle yönetmenlik yapabileceğinin sinyallerini veriyordu zaten. Hayran olduğum bir oyuncu arkadaşımın yönetmenim olup beni yönlendirmesi önemliydi. Oyunculuktan geldiği için takıldığım yerde ne yapması gerektiğini biliyordu. İşi sadece reji olan yönetmenler bambaşka bir şekilde oyuncusunu ikna edebiliyorken Tansu ile farklı bir noktada buluşabildik.

‘İçerdekiler’ Melih Cevdet Anday imzalı sert bir metin.
Sözü, hissi ve oyunculuğuyla zor bir oyun. Sahnelememizin temel nedeni Melih Cevdet’in 100. doğum yılı olması. Semaver çok sık üç kişilik oyunlar yapmaz. Kalabalık oyunları tercih ederiz. ‘İçerdekiler’in kadrosunda Nihal Yalçın ve Mustafa Kırantepe var. Mustafa zaten Semaver ekibinden, Nihal ise okuldayken bu oyunda oynamıştı. Olgunluk döneminde tekrar aynı oyunda izleyeceğiz onu. Melih Cevdet felsefi yanı kuvvetli bir metin yazmış. Heyecanlıyım ama çok da korkuyorum. Psikolojik olarak zor yerlerde gezen bir karakter. Her oyunda o ruha girmek çok yoruyor. 

àSemaver Kumpanya’nın programı için:

(0212) 585 59 35, www.semaverkumpanya.com,

facebook.com/smvrkumpanya

Yorumlar

0 comments