Aras Yayıncılık

‘Ermenice edebiyata açılan pencere’ olarak nitelendirilen Aras Yayınevi hem Türkçe hem de Ermenice yayın yapıyor. 25. yaşını kutlayan Aras, Dünya Kitap’ın 26 senedir düzenlediği Yılın En İyileri Ödülleri’nde 2018’in en iyi yayınevi seçildi.

Aras
FundayFoto
Nadir Sönmez |
Advertising

Aras Yayıncılık ne zaman ve hangi gayeyle kuruldu? O günden bugün yayınevinize dair en önemli gelişmeler neler oldu?

1993 yılında Hrant Dink, Payline Tomasyan, Yetvart Tomasyan ve Mıgırdiç Margosyan tarafından kuruldu. O dönem Ermenice yayın yapan bir yayınevi yoktu. Ermenice kitaplar ancak bireysel girişimlerle ya da öğretmenler kurulları tarafından basılıyordu. Ermenilere kamusal alanda ve siyasetçiler tarafından bile sözel saldırının yoğun olduğu bir dönemde kuruldu Aras. Bununla savaşmanın en iyi yollarından birinin Ermeni kültürünü, dilini, edebiyatını ve tarihini objektif bir şekilde kitaplar aracılığıyla herkese tanıtmak olduğunu düşündük. Türkçe yayın yapmak da herkesin okuyabilmesini sağlamak içindi. Kuruluşundan 2015 senesine dek, yayın dünyasında çok iyi tanınan ve titizliğiyle bilinen bir yayınevi oldu. Ermenice gibi çevirmeni kolay bulunmayan bir dilde çeviri yapmaktan kaynaklanan detaylı ve ince çalışılan yavaş bir süreci var kitap basımının. 2015 yılında Rober Koptaş’ın genel yayın yönetmeni olmasıyla kurumsal bir değişiklik yaşandı. Artık yılda 25 kitap çıkarmaya dayalı bir yayın programıyla çalışıyoruz. Türkiye dışında yazan Ermeni yazarların kitaplarını da basmaya başladık. Mesela Amerika’da bestseller yazan ve burada haberdar olunmayan Ermeni yazarları yayımladık. Çerçeveyi genişlettik, kitap sayısı olarak büyüdük ama okur kitlesi olarak ne değişti kestiremiyorum.

 

Yayınevinizde çalışanlar Aras’ın yaşamaya devam etmesi için yetiştiriliyor. Bize ekibinizi ve iş bölümünüzü anlatabilir misiniz? İki ayrı dilde yayın yapmak nasıl bir çalışma gerektiriyor?

 Burada Ermenice’yle çalışıldığı için buraya gelen birinin işi önceden biliyor olması pek mümkün değil. Aras’ta çalışan bir editörün Ermenice okuyup anlaması gerekiyor. Ermeni bir yazarın İngilizce yazdığı bir eserin çevirisi bile söz konusu olsa, içinde geçen Ermenice isim ya da sözcükleri anlayabilecek biri daha çok güven veriyor. Burası kaynağı bitmek tükenmek bilmeyen bir bilgi evi ve Yetvart Tomasyan’ın edebiyat birikiminden yararlanmak için ona hâlâ çok sık danışıyoruz. Çağdaşları olan yazarlar kadar anlatmaya değer yaşamlar sürdükleri halde Ermeni aydınlarının hikâyeleri kamusallaşmamış. Burada her gün onlar hakkında yeni bilgiler öğreniyoruz. Ermenice metinlerle haşır neşir olduğumuz ve Ermenice konuştuğumuz için dil aktif bir şekilde yaşıyor. Yazın gelen stajyerler de bu ortamdan faydanlanıyor. Ermenice’nin okuyucusu çok sınırlı, kitapçılar da doğal olarak daha az sipariş veriyor. Yurtdışında da kitap gönderdiğimiz adresler var, Los Angeles’ta Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu Glendale’deki bir kitapçı gibi. Ermenice’nin az okunması Türkiye’ye dair bir sorun değil, yeni kuşak dili bilmiyor. Ancak çevirisi olmayan Ermenice eserler bu dilde okunmak zorunda tabii.

 Ermenice Türkiye’de kimler tarafından okunuyor, konuşuluyor ve yazılıyor? Yayınevinizin Ermenice’nin yaşamasına nasıl bir katkısı oluyor?

 Bütün Ermeniler tarafından konuşuluyor demek hayali olurdu. Okullarda bile derste Ermenice teneffüste Türkçe konuşulurdu. Aileden aileye değişiyor ama çoğunluğun dili kullanmadığını söyleyebilirim. Tabii bu konuşmakla ilgili kısım. Yazmak ve okumak söz konusu olunca oran daha da düşüyor. Ermenice gazete ve yayın çıkaranlar ve öğretmenler dışında Ermenice yazan bulmak zor. Bir dilin yaşaması da o dilde üretimle yapmakla ilgili. Mesela bu yıl bir kitabı Ermeniceye çevirdik, bu gibi yayınlar başka insanları da üretmeleri için harekete geçirebilir.

 Okuyucularınız yayınevinizi nasıl keşfediyorlar? Zaten sizi takip mi ediyorlar yoksa çıkan kitaplarınız mı vesile oluyor? Sosyal medya okurlarınız hakkında ne öğrenmenize vesile oldu?

 Kemik bir okuyucu kitlemiz var. Çoğunluğu Ermenilerden oluşmuyor, herkes okuyor. 2017’de ‘Aşiq û Maşûq’ diye illüstrasyonlu bir kitap çıkardık. Ermenice kaynaklardan Sarkis Seropyan tarafından derlenen Kürt-Ermeni aşk masallarını içeriyordu ve hitap ettiği okuyucuların farklılığı sebebiyle geniş bir kitleye ulaştı. Zeynep Özatalay’ın kitaptaki çizimleri sonrasında sergilerde yer aldı. Bazı üniversitelerin derslerinde bastığımız kitaplar okutuluyor. Türkiye’nin ilk feministlerinden Zabel Yesayan çok ilgi görüyor mesela. Elif Şafak bir konuşmasında adını zikredince tanınırlığı arttı ve şu an çok seviliyor. Mıgırdiç Margosyan’ın imza günlerinde çok uzun sıralar oluyor katıldığımız fuarlarda. Dolayısıyla bazı yazarlarımız zaten takip ediliyor, buna ek olarak yeni çıkardığımız kitaplar da okuyucu edinmemizi sağlıyor. Bu yıl grafik roman da basacağız. Sosyal medya ise daha çok bizi sevenlerin bizimle etkileşime girdiği ve iyiliğimizi istediklerini hissettirdikleri bir mecra.

 Yayıneviniz kâr amacı gütmüyor. Böyle bir çalışma modelini benimsemenizin sebepleri nelerdir? Yayınevinizi destekleyen kurumlar var mı?

 Bir sivil toplum kuruluşu gibi değiliz. Kâr etsek mutlu oluruz ama eşyanın doğası gereği edemiyoruz. Önceliğimiz Ermenice edebiyatın yayımlanması ve Ermenice yayın yapmak. Her yayınevi gibi çeviri ve baskı fonlarına başvuruyoruz ve Calouste Gulbenkian Vakfı tarafından desteklenen projelerimiz var.

 İstanbul’u öne çıkaran kitaplar da yayınladınız. Aras Yayıncılık İstanbul ile nasıl bir ilişki içinde? Çalışmalarınız şehirden nasıl etkileniyor?

 Aras’ın İstanbul’daki hikâyesi Ermeni’lerin İstanbul’daki hikâyesinden farklı değil aslında. 1915’ten sonra Ermeniler İstanbul’a sıkışıyor ve son göç dalgasıyla Anadolu’daki tüm Ermeni aileler geliyor. Ermeni hayatı Kurtuluş, Bakırköy ve Yeşiköy’de yoğunlaşmış. Mesela Zaven Biberyan 60’larda bir roman yazdığında, Ermeni hayatı neredeyse oraları yazıyor. Ada’yı, Beyoğlu’nu, Galata’yı, Pera’yı…  Türkiye’de gayrimüslim hayatı İstanbul’da yaşanıyor, Kurtuluş’ta Nostalji Kitapevi’ne gittiğinizde ilk göze çarpan kitapların onlarla ilgili olduğunu görebilirsiniz. Yayınevi olarak çeşitli etkinlikler düzenleyebileceğimiz ve katılım bulabileceğimiz bir yer burası. İstos Kitapevi’nde sohbetler düzenleyebiliyoruz, başka yerde olsak raflarda yer almayacak kitaplarımızı vitrinine koyan kitapevleri olabiliyor. Çalışanlar açısından baktığımızda, aylarca üzerinde emek verdiğiniz bir kitabı birinin kitapçıda karıştırdığını görebiliyorsunuz ya da yayın dünyasından arkadaşlarınızla iş çıkışlarında bir araya gelebiliyorsunuz.

Kitap fuarlarına katılıyor musunuz? Fuarlar dışında okuyucularınızla birebir iletişim kurabildiğiniz yerler var mı?

İstanbul Kitap Fuarı’na ve Haydarpaşa Kitap Fuarı’na katılıyoruz. Mıgırdiç Margosyan’ın onur konuğu olduğu Son Diyarbakır Kitap Fuarı’na katıldık. İzmir’de çok iyi tepkiler aldık. Adana’ya da gidiyoruz. Her sene İstos Yayınevi ile düzenlediğimiz bir kitap panayırı var. İyi geçeceğini bildiğimiz tüm etkinliklere katılıp kendimizi göstermek istiyoruz. Bunun dışında sosyal medyadan reklam, internetten satış yapıyoruz.

 Günümüz Ermenice edebiyatında öne çıkan isimler arasında yayınladıklarınız kimlerdir?  Ele aldıkları konular arasında benzerlikler var mı? Ermenice güncel kurgu yazımının analizini sizden dinleyebilir miyiz?

 Nancy Krikorian yayımladığımız Amerikalı ve Ermeni bir yazar. Kris Bohçalyan, Oprah Winfrey’in kitap kulübünde önerdiği yazarlardan biri, onun da kitabını çıkaracağız. Ayrıca Karin Karakaşlı’nın şiir kitaplarını basıyoruz. Ermeni yazarların hepsi aile tarihini yediriyorlar kitaplarına. Azınlık olmaktan gelen bir dert var ve o kimliği üzerinden atmak çok zor. Geçmiş her zaman bir noktada meydana çıkıyor. Yazarların her romanlarında olmasa da bir romanlarında boğuştukları bir mesele haline geliyor. Çünkü hepsi aile travması yaşamış; vatan, memleket ve toprak hep karşımıza çıkan konular. Diaspora söz konusu olduğunda arada kalmışlık gündeme geliyor. Mesela Amerika’da yazılan eserlerde Ermeni ailelerin geleneksel yapısı ile Amerika’daki bireyin özgürleşmesi arasında kalmak işleniyor. Geçmişi geride bırakmak ve geçmişle barışmak da üzerine düşünülen mevzular. William Saroyan örneğin, ailesi 1915’ten önce Bitlis’ten Amerika’ya göçmüş bir yazar. Yazdıkları çoğunlukla gülümsetir ama memlekete dair en ufak bir sözüyle yürek sızlatabilir, karanlığa düşmeden bir yerleri cız ettirir.

 

Advertising