Sub Yayınevi/ Şenol Erdoğan- Kurucu

Uçmak isteyenler için değil, çoktan uçmuş olanlar için

Sub
FundayFoto
Nadir Sönmez |
Advertising

Sub Yayınevi’nin kuruluşundan önce de aktif olarak yayın yapmaktaydınız. Bize yayınevinin kuruluşundan önceki süreçten ve Underground Poetix dergisinden bahsedebilir misiniz?

 2006 yılına kadar, 13 yıl boyunca 6.45 Markamla editörlük ve yayım yönetmenliği yaptım, bu süreci başından sonuna çevirmenlerim hariç tek başıma sürdürdüm, sonra ortağım ile farklı yönlere yürüdük, ben işime devam ettim. Yayımcılıkla AFA yayımlarında sevgili ağabeyim Atıl Ant’ın yanında tanıştım. Benim için en değerli ailedir hala. Underground Poetix benim ilk özgür ve özgün yayımcılık mecram; tanımı ve tarifi zor, çoklu formlara girip çıkıp hala yoluna devam eden bir marka. 11.yaşında bu yıl, ve 46. Nesnesini üretti.

 Sub yayınevini kurmaya nasıl karar verdiniz? ‘Small press’ tabirinin Türkçe’de bir karşılığı var mı? Yayınevinizin ölçeğini ne belirliyor ve nitelendirmek için hangi ifadeyi kullanmak uygun olurdu?

 SUB hep varolan soyut bir yapı idi benim için. Sadece dışarı çıkacağı zamanı -yani kaderin içindeki vaktini beklemekteydi. Bunu sağlayan olaylar tetiklendiğinde o da somuta büründü. Bazı çalışmaların hak ettiği yer, zaman ve mekanın henüz oluşmadığını düşündüğüm her şeyi bir kenarda topladım -aklımda ve PC’de, sonra sadece bekledim; yani onları isimsiz bir oluşun içinde istifledim, sonra tabelalarını çaktım.

 Küçük Yayınlar diyorum ben onlara, doğal olarak da “küçük yayıncı”, burada küçük olan kapital, içerik değil. Türkçenin -dahası Türkçeyi ve karşı anadili yeterince bilmeyenlerin- bu tip çeviri ifadelerle hep sorunu oldu ülkemizde -bunun en saçma örneği “underground” mesela,

Lakin ana akım yani kapitalle temas içinde olan şirketler küçük olana dahil olan her şeyi zamanın dahilinde kullanırlar, bu onların üretim ve biçim türetme sorunudur, kaynakları bittiğinde geniş bir dairenin etrafında döner dururlar. Vietnam savaşı sonrası en çok İspanyol paça pantolonu kapitalin sahipleri satmıştır.

 Ben yüzeyin derinliği taraftarı bir yaşam sürüyorum, dikine değil enine bir derinlik benimkisi. Yayımcılığın “banka yayımcılığı” holding yayımcılığı” “örgüt yayımcılığı” “tandans yayımcılığı” “fon yayımcılığı” gibi ana amacı “kültür” olmayan kapital yapılanmaların ekolojik zulüm olduğunu ve toplum hayatına okumak anlamında bir değer payı katmadıklarına inanıyorum. Ölüler! Bu düşüncemi: “klasik, modern klasik” adıyla anılan tüm eserlerin sadece devlet kurumu tarafından basılmasını ve dağıtılmasını istemem ile örneklendirebilirim. 700 yayımevinin Kafka basması, London basması Zweig basması kelimenin tam anlamıyla rezalet geliyor bana. Bunlar, okuma kavramı ve okur kimliğiyle hiç ilgisi olmayan ticari kazanımlar dahilindeki israflardır.

 Yayımcı kelimesini aslında sevmiyorum, atölye ile daha temas halindeki “baskıcı” sözcüğü daha yakın bana, şey gibi: “director”  değil de “film-maker”.

 Benim formlarla derdim var: seste, müzikte, kurguda, biçimde işte, bundan sebep kabul görmüş kural olmuş yayımcılık maddelerinden hoşlanmıyorum: arka kapak yazısı, ya da sırt yazısı, ya da sayfa numarası, ya da iç mizanpajdaki perde sayfasından tutun da künye biçimine kadar. En çok da klasikleşmiş standart nesne boyundan rahatsız oluyorum, bu yüzden “booklet” ve “chapbooks” dediğimiz farklı ebat ve formlarda nesneler üretiyorum. Ya da çok daha fazlası “kitap” tanımına girmeyen ama okuyabileceğiniz şeyler… Kitap bir form adıdır ve olmamalıdır. Kitap, tutkal cilt ve karton değildir! Kitap uzaydır.

 Sub ismi nereden geliyor? Logo tasarımınızı anlatabilir misiniz?

 SUB René Guénon’dan aktarıldı bana; uzun yıllar tradisyonel okul dahilinde okumalar yaptım, Frithjof Schuon ve Seyyid Hüseyin Nasr da elbette onun kadar etkin, elbet sadece bu üç isim değil tradisyonel okulun içine katkı sağlamış herkes. Burada anlatacak yerimiz yok ne yazık ki lakin benim SUB’ım İngilizce bir karşılık taşımıyor Latince, ve varlığın varoluşun temelindeki bilgi ile ilintili, hatta onu geliştirdiğimizde yukarı ve sağa sola doğru Deleuze ve Muhyiddin ibn Arabi’nin açtığı çatlaklara rastlarız. Kaldı ki Onlar’ın tasarımlarının zemininde zaten Arabi (de) durmaktadır

 Logo, dinlemeyi çok sevdiğim 3 farklı Noise - Industrial grubun logolarından bir görsel cut-up, ses gürültü ya da müzik ya da her ne diyeceksek onlara, onlarla olan ilintimiz yazından yani yazıdan daha eski. Varolma anının hemen sonrasında kelimelerin yani biçim verilmemiş harflerin olduğuna tüm bunun az evvelinde ise sadece gürültünün/noise olduğuna inanmaktayım, bundan sebep ses bende harflerin yaratacağı seslerden daha evvel ve onun kadar fiktif değil. Tabi burada tüm fiktif yapı ve yapılanmaların tamamı zaten artefakt olduğundan her şey fiktif oluyor diğer yandan.

 Her ay ortalama 6-8 kitap çıkardığınız yoğun bir çalışma içindeydiniz. Bu tempo hâlâ geçerli mi? Bunu mümkün kılmak için çalışan ekipte kimler bulunuyor?

 2 yıl içinde 160 kitaba çıkıp görünürlük sağlamaktaki amacım asla ticari bir çaba değildi. Kaldı ki sürekli söylerim kapitalsiz bir yapı olduğumdan böyle bir amacım değil varlığım olması mümkün değil. Benimkisi tamamen bireysel üretme hızımla ilgili. Kaldı ki görünürlük sağlamak diğer yandan ne yazık ki bu ülkede geçer akçe, bir nevi mecburiyet. Çok daha fazlasına imkânımız olsa seve seve çok üstüne çıkarım! Evet aynı tempoda üretiyoruz, aylık yayım yapmak, ayda şu kadar çıkarmak gibi şablonlarım yok, haftada birkaç yayım yaptığımız gerçeği var ortada. SUB haricinde sürekli olarak Underground Poetix ve FYUBackStreetPublishing markalarımla da farklı form arayışlarıma ve üretimlerime devam ediyorum, kaldı ki 2019’da ailemize Micro P. ismini verdiğimiz minik bir label daha katılacak.

 Biz her ürünümüzü genel dağıtıma ve tüm kitapçılara dağıtmıyoruz. Dar bir alanda kalmasını istediğimiz her şey sadece web sitemiz olan subyayin.com ve Moda’daki, dükkanımızda satışa sunuluyor sadece. Binlerin ya da on binlerin o eserlerle hiçbir işi yok. Yani diğerlerinin anlayacağı dille: asla okumayacak insanlara kitap satmıyor ve çabalamıyoruz!

 Benim ekibim grafikerim Gamze Yeşildağ ve çevirmenlerim başta olmak üzere benimle aynı titri paylaşan iki dostumdan ve değerli WEB kurtarıcılarım Selim Bektaş ve Kerim Atay’dan ibaret. Biz hep birlikte tek kişilik bir ekibiz. Bir şirket değiliz. Çalışanlarımız yok.

 Editöryel olarak tek başıma çalışırım prensip olarak. Bu değişmez.

 Amerikan edebiyatına ve Beat kuşağına ilginiz nereden geliyor? Bu dönemin yayınevinizin çizgisinin belirlenmesinde etkisi ne oldu?

Amerika denilen coğrafyaya -ki buna kuzeyi güneyi de katıyorum olan ilgimizden olabilir. Dünyada coğrafyası ile şiiri edebiyatı bu denli birlikte olmuş başka bir coğrafya benim için yok -burada siyasal devrimci milliyetçi bla bla ülkelerin “ülkem” kavramından falan bahsetmiyorum, benim Amerika’m toprak, ülke değil! Kerevizi sevmek kadar basit bir şey olabilir aslında -sorgulanmayabilir yani. Beat kapitalist medya ve magazin tarafından doğduğu anda mahvedilmiş çok güçlü bir süreci Amerikan edebiyatının, hala aynı pop kurgunun efektine kurban gidiyor. Belirli donelerin dışına çıkartmak göstermek istiyoruz, sadece ülkemizde değil dünyada da bir batık gibi aslında o süreç. Çok büyük bir şiir topluluğu sade Whitman’dan merkezle çıkış yaparak sadece geçmiş ile değil Amerikan şiirinin 70-80 süreci ile de iç içe, ne yazık ki bu bütünü aktarmak çok güç ama deneyeceğiz, özellikle önümüzdeki zaman zarfında bir bütün oluşturmaya çabalayacağız Türkçede.

 Kendi eğilimlerimizi nesneleştirdiğimizden doğal olarak kişisel yönelimlerle gelişen bir atölye üretimi söz konusu. Kimin neyi satın alacağı ya da hangi mağazada ne satacağı değil.

 Bazı yabancı yazarların ilk kitapları Türkçe olarak Sub tarafından basıldı. Bu yazarlardan örnek verebilir misiniz? Bu durum nasıl mümkün oldu?

Evet. Bu çok normal bir şey. Sadece ülkemizde değil isteyerek ya da istemeyerek eserlerini yayımlatamamış ya da yayımlatmamış insanlar dünyanın her ülkesinde var. Ortak düşün ve estetik dahilinde dolaştığınız topraklarda kendiniz gibi zen kaçıklarına rastlamanız çok olası. O anlamda kendimizi dünya vatandaşı olarak görüyoruz, yani ilk eserini bastığımız kişinin hangi ülkede kayıtlı olduğunun çok da önemi kalmıyor.

Diğer yandan kendi ülkelerinde unutulan ya da eserleri kısmen unutulan insanlar var -bunlar insani değer yargılarınca anlamsızca büyüklük atfedilen isimler de olabilir, sanırım biraz daha ileriye doğru kulaç atınca bunlar zaten size çarpıyor.

Çok mutluluk da verici bir şey, sadece 4 defa USA’ya gitme şansım oldu, her gidişimizde 100 yıllık edebiyata eşlik ve şahitlik etmiş sanatçı şair ve yazarlarla tanıştık -bunlar genelde 80 ile 100 yaşındaydı, hatta bazıları biz oradayken ölüyordu. Bu çok özel bir şey. Ölmeleri değil -sizin hayran olduğunuz edebi değerleri canlı kanlı yaşamış insanlarla temas. Mekanlarla da!

Görünürlüğünüze önem veriyorsunuz. Bunun için uyguladığınız stratejiler nelerdir? Kitaplarınızın daha geniş çevrelere yayılması için başka ne yapıyorsunuz?

 Aslında kitaplarımızın ve ona benzer şeylerin belirli bir çevrede kalması için de çaba sarf ediyoruz. Ama diğer yandan dediğinizi de yerine getirmek için uğraşıyoruz çünkü küçük olmak demek parasız olmak da demektir -hele ki bizim gibi hiçbir maddi destek sahibi olmayan (her) etiket için… Sosyal medya malum artık bir mecburiyet, ama hala birilerine göre bir işe yaramıyor, bilmiyorum o yokken de duyurmak için dibimiz düşüyordu varken de..

 Benim vardığım yer şu, alması gereken, duyması gereken her şekilde size ulaşıyor, temas ediyor..

Dağıtım denilen sektör malum yayımcının varlığı üzerinden beslenen bir kene sistemi, kendi dağıtımımızı yaparak daha fazla yorulmak istiyoruz. Diğer yandan daha da küçülerek iyice spesifik belirli bir akla ve kitleye sınırlı edisyonlar üretip sınai üretimden tamamen geri durmak istiyoruz.

Şiir basmaya özel bir önem atfediyorsunuz. Bunun sebebi nedir? Şiir seçimlerinizde ne belirleyici oluyor?

 Bize göre her şey şiir. Şiir kitabı olmayan bir kitap bir fotoğraf bir nesne bir hava durumu bir otoyol yok. Söz verdiğimiz destek olduğumuz Türkiyeli arkadaşlarımızın dışında tamamen dünyevi hayranlık beslediğimiz şiirlerle uğraşıyoruz.

 Daha aslında bir resim çizmedik bir fotoğraf basamadık çünkü evren çok büyük ve yaygın

 Kağıdı mürekkebi mekaniği severek devam etmek istiyoruz.

Büyük abiler de fabrikalarını kapatsın o kadar onlara yeter.

Sevgi ve Aşkla.

 

 

Advertising