0 Beğen
Kaydet

Adèle Exarchopoulos röportajı

Uzun seks sahneleri, üçe bölünen Altın Palmiye, oyuncular ve yönetmen arasındaki bitmek bilmeyen tartışmalar. ‘Blue Is The Warmest Color’ çok konuşuldu. Time Out London’dan Catherine Bray filmin 19 yaşındaki başrol oyuncusu Adèle Exarchopoulos ile buluştu.

Adèle Exarchopoulos adını bir kenara yazın. Bu yetenekli Fransız aktrisin çıkış rolü şimdiden Brigitte Bardot, Catherine Deneuve veya Jeanne Moreau gibi Fransız sineması ikonlarının benzer yaşlardaki başarılarını gölgede bıraktı. Mübalağa etmiyoruz, zira bu isimler 19 yaşındayken ancak biraz tiyatro, birkaç başarısız film ve bikinili pozlarla gündeme gelebiliyordu. ‘Blue is the Warmest Color’ gibi Altın Palmiye kazanmış filmlerde rol almamışlardı. Mayıs’ta Cannes Film Festivali’nin jüri başkanı Steven Spielberg, Palmiye’yi filmin yönetmeni Abdellatif Kechiche’in yanı sıra Exarchopoulos ve beyazperdedeki sevgilisi Léa Seydoux’ya da vererek üçe bölmeyi tercih etti.

 

Seydoux ve Exarchopoulos açık seks sahnelerinin haftalar süren çekimleri boyunca istismar edildiklerini öne sürünce tartışma çıktı. Yönetmen ‘küçük düşürüldüğünü’ söyleyerek tepki verdi. Yetmezmiş gibi, filmin temel aldığı çizgi romanın yazarı Julie Maloh, üç ismi birden lezbiyen seksinin heteroseksüel bir fantezisini yaratmakla suçladı…

Exarchopoulos’u Paris’te yakalayıp, genç yaşta böylesine fırtınalı bir tartışmanın ortasında kalmanın nasıl bir şey olduğunu sordum.

 

‘Blue is the Warmest Color’daki seks sahnelerini çekmeden önce Léa Seydoux’yla tanışma şansınız oldu mu?
Çekimden önce iki kere buluştuk, ama çok kısa sürdü. İlk çektiğimiz bir seks sahnesiydi. Yani tanışmamız “Selam! Sen çıplaksın, ben de çıplağım! Biraz tuhaf.” şeklinde oldu. Ama biraz da oyun gibiydi, arkadaşça vuruldum ona. Güçlü bir ilişkimiz vardı. Çok şey paylaştık ve ondan çok şey öğrendim. Ama bana hiç nasihat vermedi; sadece onu izleyerek öğrendim.

 

Yönetmen Abdellatif Kechiche ile tanışmadan önce onun hayranı mıydınız?
Evet, Fransa’nın en büyük ve en ünlü yönetmenlerinden biri, filmlerini izlerken girdiğiniz transa benzer ruh halini seviyorum. Basit bir hikâyeden başlayıp güçlü bir eser oluşturmasını ve filmlerindeki kadınların hakkını vermesini takdir ediyorum. Filmlerini beğendiğiniz bir insanla tanışmak korkutucu bir olay. “Selam, filmlerinizi beğeniyorum!” şeklinde yaklaşmak istemiyorsunuz, daha derin olmak istiyorsunuz! Kechiche çok konuşmayan biri. Kahve içmeye gittiğimizde bazen konuşurduk bazen de konuşmazdık. Maneviyata önem veren, çok düşünmeye zaman ayıran bir insan. Bir gün çizgi romanı [‘Le Bleu est Une Couleur Chaude’] okudum ve sonrasında “Çizgi romandaki kızı sen oynayacaksın.” dediler.

 

Filmin kadınlar arasındaki seks hakkında eril bir fantezi olduğunu söyleyenlere cevabınız ne oluyor? Çizgi romanın yazarı bile bunu iddia etti.
Hiç öyle değil. Seks sahnelerine diğer sahnelere yaklaştığımız gibi yaklaştık, yemek yediğimiz veya konuştuğumuz sahneler gibiydi; önemli olan doğal görünmeleriydi. Seks hayatın önemli bir gücü. Bence izleyenlerin bunu anlaması gerekiyor. Çizgi romanda bu sahneler vardı, ben de çizgi romanı çok sevdim ve Abdellatif’e güvendim.

 

Ama hem siz hem de Seydoux filmin çekim sürecinden nefret ettiğinizi söylemişsiniz. Bu haberler doğru değil mi?
Söylediklerimiz doğruydu ama söz konusu olan şey sanat. Bu filmde sanat için acı çektik. Çekimler çok tekrarlandığı için tükendik. Bir muhabirle uzun uzun konuşuyorsunuz ama sonunda söylediklerinizin sadece bir kısmını alıyor, bizim söylediklerimizin de sadece olumsuz yönleri alındı. Hiç pişman değilim. Stanley Kubrick ya da Francis Ford Coppola benzeri her dahi gibi kendine has bir karmaşıklığı var Abdellatif’in. Tükendiğiniz anlarda çalışmayı tercih ediyor. Sahneleri tekrar tekrar çekiyor, 100 kere bir sahneyi çekebiliyor. Ruhunuzu görmek istiyor. Kendinizi bırakmanızı, kaybetmenizi istiyor. Üzerinde durduğu, ısrar ettiği şeyler bazen çok zor gelebiliyor. Yine de çok şey öğrendik. Yöntemleri alışılageldik değil, özgürdük ve doğaçlama yapmak için çok imkânımız oldu. Rol aldığım en iyi filmdi.

 

Film İngiltere’de 18 yaş sınırıyla gösterime girdi. Cinselliğiyle barışamamış gençleri düşündüğümüzde üzücü bir durum...
Katılıyorum. Genç insanların bu filmi izlemesi önemli. Seyrederken iki kadının söz konusu olduğunu unutuyoruz, çünkü önemi yok. Ama bence birçok Amerikalı bunu korkutucu ve rahatsız edici buluyor. Garip bir durum ama buna alışık olmadıklarını anlayabiliyorum. Umarım insanlar filmi izlerken açık görüşlü olabilirler. Steven Spielberg bile ödülü bize verdikten sonra “Filmi çocuğuma izletmeyi düşünüyorum.” dedi. İzlediği en iyi aşk hikâyesi olduğunu söyledi.

Yorumlar

0 comments